Üç Ayların Önemi

İnsanoğlu bu dünyada nasıl yaşamışsa, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna, dünyada işledikleriyle birlikte varacaktır. Götürdükleri iyi ise sevinip mutlu olacak; kötü ise pişmanlık duyarak mahcub olacaktır. Ancak bu mahcubiyetin orada faydası da olmayacaktır. Fayda görebilmek için önceden hazırlık içerisinde olmak lazımdır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın; Allah'tan sakının, çünkü Allah, işlediklerinizden haberdardır.'' (Haşr, 18)
Önümüzdeki üç ay içerisinde gündelik hayatın tek düzeliğinden ve sıradanlığından bizleri alıp, kendi hususi atmosferine götüren bu güzel ve özel günleri ardarda yaşayacağız.
Güzel ülkemizin insanları, kandil, Ramazan ve Bayram gibi bu hususi zamanları, sosyal barışın ve sükûnetin bir vesilesi sayarak karşılıklı sevgi ve hoşgörüyle karşılayıp uğurlayacak, kendi inanç ve değerlerini yaşama ve yaşatmayı, bizzat yaşayarak öğreneceklerdir.
"Üç Aylar'' olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan aylarının feyizli ve bereketli maneviyat mevsimine bir defa daha girmek üzereyiz. 13 Şubat Cumartesi günü üç aylar başlayacak. Üç ayların ilk kandili olan Regâib Kandilini 18 Şubat Perşembe günü idrak edeceğiz inşaallah.
Üç Ayların İlki Receb Ayıdır:
Üç ayların birincisi olan Receb'in manevî değerine, Kur'an-ı Kerim’de şu şekilde işaret buyrulmuştur.
إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلاَ تَظْلِمُواْ فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ
“Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylarıdır. Bu, dosdoğru bir nizamdır. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin...” (Tövbe, 36) Bu ayet-i kerimede işaret edilen haram ayların Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğunu Hz. Peygamber şu hadisleriyle açıklamışlardır:
عَنْ أَبِى بَكْرَةَ عَنِ النَّبِىِّ - صلى الله عليه وسلم - قَالَ « إِنَّ الزَّمَانَ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ ، السَّنَةُ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا مِنْهَا ، أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ، ثَلاَثٌ مُتَوَالِيَاتٌ ، ذُو الْقَعْدَةِ وَذُو الْحِجَّةِ وَالْمُحَرَّمُ وَرَجَبُ مُضَرَ الَّذِى بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ » .
“Muhakkak zaman Allah'ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Bunlardan üçü peşpeşedir: Zilkade, Zilhicce, Muharrem, bir de Cemaziyel-ahir ile Şaban ayları arasında olan Mudar Kabilesinin ayı Recep'tir” (Buhârî, Tefsir, Sûre-i Tevbe, 8, 9)
Recep Ayı, gerek İslâm’dan önce gerekse İslâm’dan sonra mukaddes olarak bilinen bir aydır. İslâm dini gelmeden önce, bu ay girer girmez, Arap kabileleri arasında harp etmek, baskın ve çapulculuk yapmak yasaklanır, herkes kendisini bu ayda güven içinde hissederdi.
İslâm geldikten sonra da, bu aya olan hürmet devam ettirildi. Bu ay Regâib ve Mîrâc gibi mübarek geceler ve ilâhî tecellilerle şereflendirildi. Ülkemizde de asırlardır “Üç Aylar” geleneği oluşmuş ve “Ramazana hazırlık” Recep ayının gelmesiyle başlar hale gelmiştir. Bu mübarek aylar içerisinde öyle feyizli ve bereketli geceler vardır ki, Yüce Allah’ın rahmet ve mağfireti, bu gecelerde mü’minler üzerine sağanak sağanak yağmaktadır.
Receb ayının ilk cuma gecesi Regâib kandilidir. Regâib Kandili, Allah Teâlâ’nın kullarına bol bol bağışta bulunduğu, az ibadetlerine karşılık çok sevap verdiği bir rağbet gecesidir.
Recep ayı içerisinde bulunan bir başka mübarek gece de Mîrâc gecesidir. Mîrâc gecesi, İsra suresinin birinci ayetinde ifade edildiği üzere Allah Teâlâ’nın, sevgili kulu ve rasûlü Hz. Muhammed’i (sav) Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksâ'ya götürdüğü ve oradan da göklerin derinliklerine yükselttiği gecedir.
Bu gecede Yüce Allah’ın, Peygamberimiz’e büyük hakikatlerin ilâhî sırlarını gösterdiği, vasıtaları kaldırarak ilâhî vahye muhatap kıldığı, kendi âyâtını ve kâinatın sırlarını seyrettirdiği, müminlere beş vakit namazın farz kılındığı feyizli bir gecedir.
Üç Ayların İkincisi Şaban Ayıdır:
Üç ayların ikincisi olan Şaban ayı ve onun 15. gecesindeki Berat Kandili de Mü’minlerce kutsal sayılmıştır.
Beraat gecesi hakkında Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَقُومُوا لَيْلَهَا وَصُومُوا نَهَارَهَا فَإِنَّ اللَّهَ يَنْزِلُ فِيهَا لِغُرُوبِ الشَّمْسِ إِلَى سَمَاءِ الدُّنْيَا فَيَقُولُ أَلَا مِنْ مُسْتَغْفِرٍ لِي فَأَغْفِرَ لَهُ أَلَا مُسْتَرْزِقٌ فَأَرْزُقَهُ أَلَا مُبْتَلًى فَأُعَافِيَهُ أَلَا كَذَا أَلَا كَذَا حَتَّى يَطْلُعَ الْفَجْرُ
“Şaban ayının ortasında (Berat gecesinde) gece ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz, Allah o gece, güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, yok mu benden af isteyen, onu affedeyim; yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim; yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim; yok mu şöyle, yok mu böyle!, der” (İbn-i Mâce, İkâme, 191)
Üç Ayların Üçüncüsü Onbir Ayın Sultanı Ramazan Ayıdır:
Üç Ayların sonuncusu olan Ramazan ayı ve onda bulunan Kadir Gecesi’nin dinî hayatımızda ayrı bir yeri ve önemi vardır. Ramazan ayı faziletlerle dolu bir aydır. Ramazan ayı hayır ayı, yoksullara ve düşkünlere yardım ayı ve bütün anlamıyla Kur’an ayıdır.
Ramazan ayının önemi, bütün insanlığı huzura ve mutluluğa kavuşturmak için yeryüzüne gönderilen Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmeye başlamasından (Bakara, 185) ve bin aydan yani seksen küsur yıllık bir ömürden daha hayırlı olan Kadir Gecesi'nin (Kadir suresi, 3) bu ay içerisinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, İslâm’ın beş esasından biri olan Oruç, bu aya tahsis edilmiştir. (Bakara, 185)
Üç ayların başlangıcında Hz. Peygamber’in (sav) şöyle dua ettiği de rivayetler arasında yer almaktadır.
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ كَانَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ رَجَبٌ قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِى رَجَبٍ وَشَعْبَانَ وَبَارِكْ لَنَا فِى رَمَضَانَ
“Ey Allah’ım Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a kavuştur.” (A. b. Hanbel, Müsned, c. l, s. 259)
Üç Aylar Nefis Muhasebesi İçin Bulunmaz Fırsattır:
Üç Aylar diye adlandırılan Receb, Şaban ve Ramazan ayları Yüce Allah’ın Ümmet-i Muhammed’e ikram ettiği faziletli ve feyizli bir zaman dilimidir. Üç Aylar yapılan dileklerin dalga dalga Allah’a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günahları silip yok ettiği kandiller geçididir. Özellikle bu aylarda ve gecelerde geçmişteki hata ve günahlarımızdan pişmanlık duyarak “Af ve Merhamet” sahibi Rabbimize gönülden yalvararak “tövbe ve istiğfar”da bulunmalıyız.
Melekî olduğu kadar, şeytanî özelliklere de sahip, günah işlemeye müsait olan insanın, günahlarından temizlenmesi için Üç Aylar bulunmaz bir fırsattır. Kısaca Üç Aylar, günahlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir.
Üç Aylar geçmişin muhasebesini yaparak, geleceğe azim ve enerji dolu bir şevkle atılmak için iyi bir imkandır. Hayatımızda adeta otokontrol sisteminin kurulmasına vesile olan mübârek Üç Aylar ve kandiller, dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi değerlendirmemiz için son derece kıymetli fırsatlardır.
Rasülullah Efendimizin "Ümmetim adına en çok korktuğum şey; nefislerinin hevâlarına uymalarıdır." (Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, I, 12) buyurduğu nefis: Allah’ın (cc) yarattığı ve her bir insanın içine yerleştirmiş olduğu kötü duygu ve düşüncelerdir. Nefsin tezkiyesi tabiri ise, kişinin kötü istek ve arzulardan arınması ve kendine hakim olabilmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de
قَدْأَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا {9} وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا {10}
“Nefsini temizleyen kurtuldu. Onu fenalıklara gömen kimse de ziyana uğradı.” (Şems 9-10) buyrulmaktadır.
Nefsi hafife almayalım! zira nefis kötülüğü emreder. İlahi vahye muhatap Yusuf (as), nefsin heva ve hevesleri hususunda kendisine güvenemeyip Allah’a sığınmış ve şöyle demiştir:
وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَارَحِمَ رَبّى اِنَّ رَبّى غَفُورٌ رَحيمٌ
“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Yusuf 53) Vahiyle hareket eden bir peygamber böyle derken, hiç bir manevi koruması olmayan bizler acaba nefsin heva ve isteklerinden nasıl korunacağız.
Nefsini Hesaba Çeken Akıllı İnsandır:
Hz. Ömer (ra)’ın ifadesiyle hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz. Nefis muhasebesi; kişinin kendisiyle yüzleşmesi, kendini kontrol etmesidir. Buna günümüzde oto kontrol denmektedir. İnsanların kendilerini muhasebe etmesi, Allah’a kulluk görevini hakkıyla yerine getirebilmesi; dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabilmesi içingereklidir. Bundan dolayı Allah Rasulü:
اَلْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمنَّى عَلى اللّهِ.
“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan, aciz kimse ise, nefsinin arzularına tâbî olan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temennî eden kimsedir.” (Tirmizî, Kıyamet 26) buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (sav), pek zorlu geçen Tebük Gazvesi'nden dönüşlerinde: "Şimdi küçük cihâddan büyük cihâda dönüyoruz." buyurmuşlardır. Ashab: "Yâ Rasûlâllâh! Hâlimiz meydanda! Bundan daha büyük cihâd olur mu?" dediklerinde Peygamber Efendimiz (a.s): "Evet! Şimdi küçük cihâddan en büyük cihâda; nefsin hevâsı ile mücâhedeye dönüyoruz!" buyurdu. ( Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, II, 73.) başka bir hadislerinde ise:
الْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ “Mücahit, nefsine karşı cihat edendir.” buyurdular. (Tirmizî, Fezâ-ilü'l- Cihâd, 2)
Nefis Muhasebesi Nasıl Olmalıdır:
Nerede olursak olalım yüce Allah’ın bizi gözetlediğini unutmamalıyız. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır.
وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
“Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.” (Hadid, 4) Yüce Allah (cc) bir insana kendi şah damarından daha yakındır. İnsan bu gerçek ile hareket etmelidir. Zira hiç bir şey Yüce Allah’a gizli saklı değildir. Bu gerçek Kur’anda:
إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاء
“Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.” (Al-i İmran, 5) şeklinde ifade edilmektedir.
Dünyada Bir Yolcu Gibi Olmalıyız ve Ölümü Çokça Anmalıyız:
Ölüm zamanında bizi bırakacak olan şeyleri, ölüm gelmeden önce bile bile, seve seve bırakmalı ve Allah Teala’ya ibadetle meşgul olmalıyız.
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa' (a.s.) ın
أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ “Ağız tadını bozan ölümü çok hatırlayınız.” (Tirmizi, Zühd, 4) uyarısını hatırdan çıkarmamalıyız.
كُنْ في الدُّنْيَا كأنَّكَ غريبٌ أو عابرُ سبيلٍ[.وكان ابن عمر رضى اللّه عنهُما يقولُ: ]إذَا أمْسَيْتَ فلا َتَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وإذَا أصْبَحْتَ فلا تَنْتَظِرِ المسَاءَ، وخُذْ منْ صحّتِكَ لمرضِكَ، ومنْ حياتِكَ لموْتِكَ
İbnu Ömer (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav) omzumdan tuttu ve: “Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol” buyurdu. İbnu Ömer (ra) hazretleri şöyle diyordu: "Akşama erdinmi, sabahı bekleme, sabaha erdinmi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap." (Buhârî, Rikak 2)
Dört Şeyden Hesap Vermeden Yerimizden Ayrılmayacağız:
Nefis muhasebesinde başarılı olabilmek için; önceden işlenen günahlar ve bunların hesabının nasıl verileceği düşünülmelidir. Ayrıca yüce Allah tarafından bütün davranışların sürekli olarak kontrol altında tutulduğu ve hayatın hesabının en ince noktasına varıncaya kadar sorgulanacağı bilinmelidir. Bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
يَزُولُ قَدَمَا عِبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتّى يُسْألَ عَنْ أرْبَعٍ: عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أفْنَاهُ، وَعَنْ عِلْمِهِ مَا عَمِلَ بِهِ، وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفيمَا أنْفَقَهُ، وَعَنْ جِسْمِهِ فيمَا ابلاهُ
"Kıyamet günü, dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları [Rabbinin huzurundan] ayrılamaz:* Ömrünü nerede harcadığından,* Ne amelde bulunduğundan,* Malını nerede kazandığından ve nereye harcadığından,* Vücudunu nerede çürüttüğünden." (Tirmizî Kıyamet 1)
Nefis Tezkiyesinde Bulunan Kişi;
1- Kimseyi incitmez ve kimseden de incinmez.
Cihan bağında ey âşık budur maksûd-ı ins-ü cin
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin.
2- Dünyânın süsüne aldanmaz ve âhireti tercih eder.
Hani şair diyor ya:
Aldanma dünyanın velvelesine, Hepsi boş heves bir gün öğrenirsin.
Kimi Hak'ka koşar kimi tersine, Her nefesin hesabı var bir gün görürsün.
3- İnsan kendisine şu soruları sormalı, bu sorulara da cevap vermelidir. Ben kimim? Beni kim yarattı? Beni niçin yarattı? Dünyaya niçin gönderildim? Bana verilen ömür sermayesi niçin verildi?