Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliği Hiranur Dağı’nda tefekkür halindeyken başlamıştır. Hz. Cebrail, o gün Hiranur Dağı’ndayken, ilk vahiy dönemlerinde ve Miraç hadisesi gerçekleşirken asıl haliyle Resulullah Efendimize gözükmüştür. Peygamber Efendimiz Hiranur Dağı’nda tefekkür halindeyken, Alak Suresi’nin, “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!” ilk ayet-i celilesinin nüzul etmesiyle peygamberlik vazifesine başlamıştır. Tabi böylelikle ilk vahiy de gelmiş oldu. Ancak ondan sonra uzun bir süre vahiy kesilmiş ve Kureyşli müşrikler de tebliğe başlayan Peygamber Efendimize yeni vahiy gelmeyince, “Senin ki seni bıraktı” diyerek dalga geçmeye başlamış. Resulullah Efendimiz de bu yüzden bir üzüntü haline girmiş ve o haliyle ilgili olarak bir hadis-i şerifte, “Ben yürüyordum. Semadan bir ses işittim. Yukarı doğru baktım ki, bana Hiranur Dağı’nda gelen meleği gördüm. Sema ile arz arasında bir kürsü üzerine oturmuş. Ben de korktum. Evime ve ailemin yanına geldim. ‘Beni örtün, beni örtün’ dedim. Ben böyle davranınca Cenab-ı Hak şu ayet-i kerimeyi indirdi, ‘Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar. Sadece Rabbinin büyüklüğünü dile getir. Elbiseni tertemiz tut. Her türlü pislikten uzak dur.’ Bunun üzerine vahiy hıfz olundu ve devam etti” diye buyuruyor. Hadis-i şerifte bahsedilen Müddesir Suresi’dir. Çoğu kişi ilk önce Fatiha’nın vahiy edildiğini söyler ancak öyle değildir. İlk Alak Suresi’nin birkaç ayet-i kerimesi sonra da Müddesir Suresi’nin ilk ayetleri vahiy edilmiştir. Tam bir sure olarak ilk Fatiha Suresi gönderilmiştir.

KUR’AN-I KERİM’İN İKİ KAPAĞI ARASINDA OLAN HER ŞEY ALLAH KELAMIDIR
Kur’an-ı Kerim toplam 6 bin küsur ayet-i kerimeden oluşmaktadır. Tabii bazı âlimler de 6 bin 666 ayet-i kerimedir diyorlar. Fakat kimi âlimler Kur’an-ı Kerim’in bazı sure-i celilerinde geçen “Elif Lam Mim” gibi bölümleri bir ayet olarak kabul ederken, bazı âlimler o bölümleri kendinden sonra gelen ayetin içerisinde kabul ediyorlar. O yüzden Kur’an-ı Kerim’deki ayet sayıları değişiyor, başka bir sebep yok. Bazı kendini bilmezler hadlerini aşarak Kur’an-ı Kerim’e bile dil uzatabiliyorlar. Ama Kur’an-ı Kerim’in iki kapağı arasında olan her şey Allah kelamıdır, doğrudur ve kesindir. Peygamber Efendimiz okuma yazma bilmiyordu. “Ümmi Peygambere tabi olun” ayetiyle Kur’an-ı Kerim’de de buyrulduğu gibi, ‘Ümmi Peygamber’dir. Resulullah Efendimize vahiy inince onun çevresindeki vahiy kâtipleri inen ayetleri, düz taşlara, deri parçalarına ve tahta parçalarına Kur’an-ı Kerim’i yazmışlar. Bu yazılan vahiyler, vahiy kâtiplerinin evlerinde muhafaza edilmiş daha sonra Peygamber Efendimiz dar-ı bekaya uğurlanınca toplanmıştır.

HZ. OSMAN DÖNEMİNDE ÇOĞALTILAN 6 MUSHAF’TAN 1 TANESİ TOPKAPI MÜZESİ’NDE
Hz. Ebu Bekir’in halifeliği döneminde İslam orduları fetihler yapmış ve Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilen 70 hafız şehit olmuş. Durum böyle olunca Hz. Ömer de Hz. Ebu Bekir’e ayetlerin tek bir kitap halinde birleştirilmesini söylemiş. Bunun üzerine vahiy kâtiplerinin evlerinde muhafaza edilen vahiyler birleştirilmiş ve Mushaf haline getirilmiştir. Çeşitli sebeplerden dolayı Hz. Osman döneminde de 1 nüsha halinde olan Mushaf 6’ya çıkartılmıştır. Bu Mushaf’lardan bir tanesi de İstanbul’da, Topkapı Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu örnek de Kur’an-ı Kerim’in olduğu gibi muhafaza edildiğinin delilidir. Tevrat, Zebur ve İncil’e de iman ederiz ama onların aslı muhafaza edilmemiştir. Okunduğunda içerisinde insan sözlerinin olduğu açıkça belli oluyor. Tabi biz o kitaplara da iman ederiz ancak şu anki halleri tahrif edilmiştir.

“BENDEN SONRA BİR PEYGAMBER GELECEK OLSAYDI, O ÖMER OLURDU”
Resulü Müctebâ Efendimiz buyuruyor: “Ben uyuyordum ve rüyamda içinde süt olan bir kadeh getirildi. Ondan içtim. O kadar çok içtim, tırnak uçlarıma varıncaya kadar o süte doydum. Sonra artan sütü Ömer İbnul Hattab’a verdim.” Sahabe efendilerimiz de Resulullah’ın bu rüyayı nasıl yorumladıklarını merak edip, “Ya Resulullah, rüyanda süt kadehi sana verildi sen de artanı Ömer’e verdin. Bunu nasıl yorumladın?” diye sormuşlar. Peygamber Efendimiz de buyurdu: “Süt ilimdir. Ömer’e ilim verdim. Bu rüyayı ilimle yorumladım.” Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz döneminde İslam’ı kabul etmiş, hayatı boyunca O’ndan ayrılmamış, O’nun emirlerini yerine getirmiş kimselere sahabe diyoruz. Resulullah Efendimizi bir defa gören Müslümanlar bile sahabedir. Ahir zaman ümmetlerinin en hayırlısı sahabe efendilerimizdir. Bir kimse ne kadar salih bir Müslüman olsa da, ne kadar âlim bir Müslüman olsa da sahabe efendilerimizin derecesine ulaşamaz. İşte sahabe efendilerimiz arasında da derecesi yüksek olan bazı kimseler vardı. Hz. Ömer bunlardan birisidir. Yukarıdaki hadis-i şerifte de buna işaret edilmiştir. Peygamber Efendimiz başka bir hadis-i şerifte buyuruyor: “Benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı, o Ömer olurdu.” O yüzden derecesi bu kadar yüksek olan sahabe efendilerimiz hakkında da dikkatli olmamız gerek. Onlara saygı duyup, onların hayatlarından da dersler çıkarmamız gerek.

M. Gazete'den alıntı

Alınacak dersler

Hz Peygamber (sas) nasıl verilen emir üzerine kalkıp İslamı anlatıp halkı uyardıysa, bir mücadele içine girdiyse çağın Müslümanları olarak bizde efradımızdan başlayarak İslamı anlatmak ve yaşanması için mücadele etmek zorundayız. İslam  sadece namaz,hac oruç ve zekattan oluşan bir din değildir. İslamı anlamak, yaşamak ve başkalarına da bildiklerimizi anlatmak zorundayız. Peygamberimizin ashabı vefatından sonra tüm dünyaya yayılarak gittikleri yerlerde İslamı anlatmaya kendilerini adamışlardır. Çağın Müslümanları olarak bizler de yaşadığımız İslamı anlatmak için gayret etmeliyiz.