DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ FAİZ SAVUNMASI, İSLAM ALİMİNE YAKIŞMAZ ŞEKİLDEDİR

"Din İşleri Yüksek Kurulu çok köklü bir birimdir. Din İşleri Yüksek Kuruluna kurulduğu günden bugüne kadar yanlış bir fetvayı hiç kimse verdirtememiştir. Din İşleri Yüksek Kurulu bu kadar bağımsızdır. Böyle bir fetva verdiyse bana da 'Din İşleri Yüksek Kurulunun verdiği bu fetva doğrudur.' demek düşer. Milletimize de bunu demek düşer. Aksini iddia etmek Din İşleri Yüksek Kurulunu oluşturan 16 ilim adamına haksızlıktır.

Din İşleri Yüksek Kurulu bunu faiz olarak değerlendirmiyor, 'Bu faiz değildir' diyor. Ama ne diyorlar, 'Böyle bir faiz caizdir' dedi diyorlar. Alakası yok. Din İşleri Yüksek Kurulu ne diyor? 'Bu uygulama faize girmez.' diyor. 'Bu bir karşılıklı ticarettir, zaruret durumunda olan insanların bu ticaretten istifade etmesi uygundur.' diyor Din İşleri Yüksek Kurulu.

O muameleyi, o işlemi faizin dışında bir işlem olarak görüyor. O zaman bize de oradaki ilim adamlarımıza saygı duymak düşer. Günlerce hocalarımız çalışarak bu cevabı verdiler.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din İşleri Yüksek Kuruluna güvenmemiz gerekiyor.

En az hepimiz kadar bu konuda hassaslar. Hepimiz kadar faizin ne büyük bir bela olduğunu, Allah ve Resulüne harp ilan etmek olduğunu oradaki hocalarımızın hepsi en az bizim kadar biliyor. O açıdan lütfen bu konuda haksızlık yapmayalım."

"Cahiller içinde bir alim, ölüler içinde bir diri gibidir." Hadis.

Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: Altı şey, altı yerde gariptir.
1- Mescid, kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında gariptir.
2- Mushaf, okunmayan evde gariptir.
3- Kuran, fasık kişinin kalbinde gariptir.
4- Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde gariptir.
5- Müslüman ve salih bir erkek, söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde gariptir.
6- Âlim, kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında gariptir.
Allah-u Teâlâ, onları garip bırakanlara kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmaz.

SAYIN DİYANET İŞLERİ BAŞKANIMIZ!

Lütfen Kur'an'ın faiz hakkındaki şu emrini; Bediüzzaman'ın tefsirini ve Diyanet İslam Ansiklopedisindeki FAİZ MADDESİNİ okuyunuz. Siyasilerden fetva almayınız!

"Evet Kur'anın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Daima gençtir, kuvvetlidir. Meselâ: Medeniyetin bütün cem'iyat-ı hayriyeleri ile, bütün cebbarane şedid inzibat ve nizamatlarıyla, bütün ahlâkî terbiyegâhlarıyla, Kur'an-ı Hakîm'in iki mes'elesine karşı muaraza edemeyip mağlub düşmüşlerdir. Meselâ: وَاَقِيمُوا الصَّلَوةَ وَآتُوا الزَّكَوةَ ٭ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَوا Kur'anın bu galebe-i i'cazkâranesini bir mukaddeme ile beyan edeceğiz. Şöyle ki:

"İşarat-ül İ'caz"da isbat edildiği gibi; bütün ihtilalat-ı beşeriyenin madeni bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin menbaı dahi bir kelimedir.

Birinci kelime: "Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne."

İkinci kelime: "Sen çalış, ben yiyeyim."

Evet hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam, yani zenginler ve fakirler, müvazeneleriyle rahatla yaşarlar. O müvazenenin esası ise: Havas tabakasında merhamet ve şefkat, aşağısında hürmet ve itaattir. Şimdi birinci kelime, havas tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevketmiştir. İkinci kelime, avamı kine, hasede, mübarezeye sevkedip rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selbettiği gibi; şu asırda sa'y, sermaye ile mübareze neticesi herkesçe malûm olan Avrupa hâdisat-ı azîmesi meydana geldi. İşte medeniyet, bütün cem'iyat-ı hayriye ile ve ahlâkî mektebleriyle ve şedid inzibat ve nizamatıyla, beşerin o iki tabakasını musalaha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müdhiş yarasını tedavi edememiştir. Kur'an, birinci kelimeyi esasından "vücub-u zekat" ile kal'eder, tedavi eder. İkinci kelimenin esasını "hurmet-i riba" ile kal'edip tedavi eder. Evet, âyet-i Kur'aniye âlem kapısında durup ribaya yasaktır der. "Kavga kapısını kapamak için banka kapısını kapayınız" diyerek insanlara ferman eder. Şakirdlerine "Girmeyiniz" emreder." (Sözler, sh. 408-409)