OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ

623 Yıl dünyay hükmeden Osmanlının kurduğu mükemmel teşkilat sayesinde dünyanın süper gücü olmuştur.

Adaleti, hakkaniyeti kardeşliği ve sevgiyi dünyaya yaymıştır. Gittiği her yere insanlığı ve barışı götürmüştür. 

DEVLET YÖNETİMİ

Devlet yönetiminde birinci asli unsur adalettir. Gittiği her yere fethettiği her toprak parçasına adaleti taşımıştır.

Devlet Yönetimi
* Monarşi (tek padişah) - Teokrasi yapısına uygun olarak yönetilmiştir.
* Merkeziyetçi bir devlettir.

Tahta Çıkma
I. Murat - Ülke padişah ve oğullarının ortak malıdır. anlayışını getirmiş. önceden hanedanın ortak malıdır anlayışı vardı. Böylece osmanlı uzun yaşamıştır.
II. Mehmet - Ülke padişah ve oğullarının ortak malıdır ilkesini Kanunnamesinde bulundurmuştur. Kardeş Katli yasasını çıkartmıştır.
I. Ahmet - Kardeş katlini yasaklar. Hanedan'ın en büyüğü ve en akıllısı tahta geçer. (Ekber-i Erşed Sistemi)

Sancağa Çıkma
* Şahzadelerin genç yaşta sancaklara gönderilip orada eğitim görmesidir. Yanlarında lala adı verilen tecrübler vardır.
I. Murat - Sancağa çıkma geleneğini başlatır.
II. Mehmet - Sancağı çıkmayı yasa haline getirir. Sancağa çıkmayan padişah olmaz. -Çünkü, padişah adayları hem teorik hem de pratik eğitime sahip olmalıdır.
I. Ahmet - Sancağı çıkmayı, ''Şehzadelerin uzaklarda can güvenliği yoktur.'' diyerek yasaklar. Yerine Kafes Usülü'nü getirir. Şehzadeler sarayda eğitim görmeye başlarlar. -Padişah deneyim kazanmaz

Divan-u Hümayun (Osmanlının Bakanlar Kurulu)
* Devlet işlerinin görüşüldüğü danışma kuruludur. Son kararı padişah verir. Fatihe kadar padişahlar başkan Fatihten sonra Sadrazam başkanlık yaptı.

Saray Görevlileri 3 gruba ayrılır.
Seyfiye (Ordu ve Yönetim): Sadrazam ve Vezirler.
Kalemiye (Tapu, Kadastro ve Maliye): Nişancı -ele geçen topraklarda ki dirlikleri kaydeder ve ne kadar vergi toplanacağını belirler- ve Defterdar -maliye bakanı gibidir-.
İlmiye (Hukuk, Eğitim ve Din): Kazasker -büyük davalar bakar, hukuk işlerine bakanları (kadı ve müderrislerin) atamalarını yapar- ve Şeyhülislam -devlet işlerinin dine uygun olup olmadığı kontrol eder.

DİVAN-I HÜMAYUN ÜYELERİ

PADİŞAHIN GÖREVLERİ
İslâm inancına göre halk (tebaa) padişaha bırakılmış kutsal bir emanettir. Padişah; Allah’ın emaneti olarak kabul edilen halka; Adaletli davranmak, tebasını korumak, kanunlara uygun olarak devleti yönetmek, sınırları içte ve dışta güvenlik altına almak görevlerine sahiptir.

Ayrıca yeni fetihlere çıkarak halkın refahını arttırmak ve İslâmiyet’i yaymakla yükümlüdür.

Yeniçeri Ağası çağrıldığı zaman girer. Kadı ve Subaşı divan üyesi değil.

ŞEYHÜLİSLAM
Osmanlı Kültür ve Medeniyeti Konu anlatımı önemli görevlilerinden biri de Şeyhülislamdır. Kazaskerle birlikte, din işleri, vakıf idaresi, eğitim kurumlan ve mahkemelerin denetimi işine bakardı.

Yapılan işlerin, divan kararlarının dine uygun olup olmadığına dair verilen karara fetva denir.

Fetva veren kişiye Müftü veya Şeyhülislam denir.

KAZASKERLER
Kazaskerlik makamı I. Murat zamanında kurulmuştur. Fatih zamanında Rumeli Kazaskeri ve Anadolu Kazaskeri olarak ikiye ayrılmıştır.

Adalet işlerinden sorumlu olup divana gelen davaları inceler ve karar verirlerdi.

Kadı, müderris ve müftülerin atamasını yapar, terfilerini yapardı.

Medreselerden mezun olan kişilerin atamaları da Kazasker tarafından gerçekleştirilirdi.

NİŞANCI

Tapu kadastro Bakanı 

Padişahın mührünü taşıyan görevli
Devletin bütün yazışmalarını yapan kişidir. Dış ülke hükümdarlarına yazılacak nameleri yazar. Vezirlerin menşur ve beratlarını yazar ve inceler. Name, menşur ve beratlara, padişahın tuğrasını çeker.

Divanda yapılan görüşmelerin kayıtlarını tutarak Mühimme Defterine(Divan Defteri) kaydeder.

Fethedilen yeni toprakların kayıtlarını tutmak, bunları tahrir defterlerine kaydetmek görevlerinden en önemlileridir.

Deftername-i Amire denilen Osmanlı defterhanesi nişancının sorumluluğundadır.

REİS’ÜL- KÜTTAP
Nişancı’nın yardımcısıdır. Dışışleri bakanı

Reis’ül Küttap dış işlerinden sorumludur, dış devletlerle yapılacak olan yazışmalardan sorumludur.

Osmanlı Kültür ve Medeniyeti Konu Anlatımı Reisül Küttabın XVII. yüzyıldan sonra etkinliği artmıştır.

Reis’ül Küttap başkanlığında oluşturulan kalemler (bürolar) aracılığı ile yazışmalar yürütülürdü. Bütün kalemlerin başındaki kişiye beylikçi denirdi.

Memleket Yönetimi

Eyalet-Sancak- Kaza- Köy

İstanbulun yönetimi ayrıdır. İstanbulun belediye Başkanı Şehremini, Kadısı Taht Kadısıdır.

Merkeze Bağlı (Saliyanesiz): Merkeze yakın olan eyaletlerde, dirlik sistemi uygulanmıştır. Bu sayede üretimin sürekli olması sağlanmıştır. Görevliler merkezden atanır.
Özel Yönetimi olan (Saliyaneli): Görevliler merkezden atanır. Ama bu kişilere dirliksizdir, direk maaş verilir. İltizam -buranın vergisi açık artırmayla sunulur ve mültezim adı verilen kişi toplar- sistemi uygulanır.
İmtiyazlı (Bağlı Beylikler): İçişlerinde serbest, dışişlerinde merkeze bağlıdır. Yıllık olarak vergi verirler.(Hicaz hariç, kutsal yerler bulunduğundan dolayı vergi vermezler.)

ENDERUN MEKTEBİ

Osmanlının bürokrat okuludur. Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi devlet adamı yetiştirir.
Padişahın özel hayatının geçtiği sarayın iç bölümüdür. Burada padişahın  hizmetine bakan güvenilir kimselerin bulunduğu  hizmet ve eğitim odaları ve harem bulunuyordu. Enderundaki odalar şunlardır:

Has oda: Padişahın günlük hizmetine bakarlardı.
Hazine Odası: Padişahın özel hazinesine bakarlardı.
Kiler Odası: Yemek ve sofra hizmetlerini yaparlardı.
Seferli Odası: Berber, terzi, müzisyen gibi görevliler bulunurdu.
Küçük ve Büyük odalar: Çeşitli eğitimlerin verildiği bölümdür.
Devşirme usulüyle  toplanan oğlanlar, Acemi oğlanlar ocağına götürülmeden önce, içlerinden seçilenler Topkapı sarayına alınarak, sıkı bir disiplin altında yetiştirilirlerdi. 

Bunlara dini bilgiler, Arapça, Farsça gibi dersler ve pratik el sanatları öğretilirdi. Bunlara içoğlanı denilirdi.

Amaç saraya alınan bu içoğlanlarını gerçek bir dindar, devlet adamı, asker ve seçkin nitelikli bir kişi olarak yetiştirmekti.

HAREM

Padişahın özel evi. Saray hizmetli ve kadınları burada yer alır.

Saraya alınan kızlar ilgi ve yeteneklerine göre sıkı bir eğitim görürlerdi. Eğer padişah tarafından sarayda tutulmazlarsa çıkma ile saray dışında görevlendirilen Kapıkullarıyla evlendirilirlerdi. 

SARAY GÖREVLİLERİ

Yeniçeri ağası: Yeniçeri ordusunun komutanıdır.

Müteferrika: Saray hizmetlisidir. Enderun’dan çıkma iç oğlanlardan oluşmaktadır. Padişahın çeşitli işlerini gören görevlilerdir.

Çeşnigir: Sarayın mutfağında görev yapan aşçılardan oluşmaktadır. (Mutfak işleri) Kiler odası görevlisi

Çavuşlar ve Kapıcılar: Elçilik ve haberleşmeden sorumludurlar.

Seyisler: Saray binek hayvanlarından sorumlu olan kişilerdir.

Darphane Emiri: Para basımından sorumlu olan görevlidir.

Hasodabaşı: Padişahın giyim kuşamından sorumlu olan devlet görevlisidir.

Silahtar: Silahlar ve cephanelikten sorumludur.

Yeniçeriler: Birun’daki en önemli grubu yeniçeriler oluşturmaktadırlar. Doğrudan padişaha bağlı olup, yeniçeriağası’nın yönetimindeki bu grup padişah ve sarayın güvenliğinden sorumludur.

Atlı bölük halkı: Yeniçeri ocağının süvari kısmıdır. Sipahiler, silahtarlar, sağ – sol garipler, sağ – sol ulufeciler bu gruptandır.

Sipahiler – Silahtarlar: Padişahın yakın korumalığını yapan görevlilerdir.

Sağ – Sol garipler: Bayrağı ve sancağı korurlar.

Sağ – Sol Ulufeciler: Hazinenin güvenliğinden sorumlu olan askeri birliktir.

Haremağası: Harem görevlisidir. Harem sorumlusu

Kadın efendi: Padişahtan erkek çocuğu olan hanımlarına verilen isimdir. 16. yy’da ise Haseki denilirdi.

Valide Sultan: Padişahın annesine verilen isimdir.

 OSMANLI YÖNETİM BİRİMLERİ 

1)- EYALETLER
Eyaletlerin başında beylerbeyi bulunuyordu. Eyalet içinde beylerbeyinin bulunduğu sancak paşa  sancağı adıyla anılırdı.

Osmanlı Devletinde eyaletler salyaneli ,salyanesiz , imtiyazlı ve özel yönetimli eyaletler olmak üzere üçe ayrılıyordu.

Salyaneli (Yıllıklı) Eyaletler: Bu eyaletlerde tımar sistemi uygulanmadığı eyaletlerdir. Vergiler yıllık olarak toplanırdı.

Salyanesiz (Yıllıksız) Eyaletler: Tımar(dirlik) sisteminin uygulandığı eyaletlerdir.  Bu eyaletlerdeki topraklar has,zeamet ve tımar olarak ayrılmıştır. Merkeze yakın eyaletlerdir. Örneğin Rumeli, Anadolu, Karaman, , Sivas, , Diyarbakır, Halep, Şam, salyanesiz eyaletlerdendir.

Özel Yönetimli Eyaletler:  Hicaz ve kutsal yerlerdir. Vergi vermezler, devlete asker göndermezlerdi.

İmtiyazlı(Özerk) Eyaletler: İç işlerinde serbest, dış ilerinde Osmanlı’ya bağlı eyaletlerdir. Yöneticilerini kendileri seçerlerdi.  Vergilerini yıllık olarak öderlerdi. Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel gibi.

2)-SANCAKLAR
 Kazaların birleşmesi ile oluşan yönetim birimine sancak adı verilmiştir. Osmanlı Devleti Sancakların yönetimini gerçekleştirmek için merkezden, Sancak Beyi adıyla idareci atamıştır.

 Sancak Beyleri seyfiye sınıfından seçilirdi. Sancakların asayişinden Sancak Subaşı’sı sorumlu olup, adalet işlerine ise Sancak Kadısı bakardı.

 3)-KAZALAR
Hem adlî hem de idarî birimdir. Kazaların başında kadılar idareci olarak görev yapardı. Kadılar, kazaların yöneticisi, yargıcı ve belediye başkanıdır. Kazaların güvenliğinden ise Kaza Subaşı’sı sorumludur.

4- KÖYLER
En küçük yönetim birimidir. Köy kethüdası adı verilen görevliler yönetici durumundadır. Köyün güvenliğini Yiğitbaşı sağlardı.

TAŞRA TEŞKİLATINDAKİ DİĞER GÖREVLİLER
Muhtesib: Çarşı ve pazar denetlemesi yapardı. Satılan mal ve fiyatları kontrol ederlerdi. (zabıta)

Kapan Emirleri: Şehirlere gelen sebze-meyvenin toplandığı yerlere “kapan” denirdi. Kapan Emiri buraya gelen malın vergilendirilmesini sağlardı. (Hal müdürü)

Gümrük ve Bac Eminleri: Kasaba ve şehirlerde sanat ve ticaretle ilgili vergileri toplarlardı.

OSMANLILARDA TOPRAK SİSTEMi 

MİRî ARAZİ:             DEVLET TOPRAKLARI
 Mülkiyeti devlete ait olan topraklardır. Mirî toprakların başlıcaları şunlardır:

       1)- Mukataa Toprakları: Gelirleri doğrudan doğruya devlet hazinesine giren topraklar   olup, mukataa ve iltizam yoluyla yönetilirdi.

       2)- Paşmaklık toprakları: Gelirleri padişah kızlarına ve ailelerin ayrılan topraklardı.

       3)- Malikâne toprakları: Devlet adamlarına hizmetleri karşılığı mülk olarak verilen topraklardı.

       4)-  Ocaklık Toprakları: gelirler kale muhafızlarına ve tersane giderlerine ayrılan topraklardı.

       5)-  Yurtluk Toprakları: Gelirleri sınır boylarındaki askerlere verilen topraklardır.

       6)- Dirlik (Tımar)Toprakları: Vergi geliri, devlet adamlarına ve askerlere hizmet veya maaş  karşılığı verilen topraklardır. Dirlik sahibi, toplanan verginin maaş olarak ayrılan “Kılıç hakkı” olarak ayrılan bölümünden geriye kalanla cebelü denilen asker yetiştirirdi.

Dirlik topraklar üçe ayrılırdı:

a)- Has   b)- Zeamet   c)- Tımar 

Bunlardan en büyük bölümü tımar toprakları oluşturmaktadır.

TIMAR SİSTEMİ
Osmanlı Devletinde taşra teşkilatının temelini tımar sistemi oluşturuyordu. Devlet bazı bölgelerin vergi gelirlerini hizmet veya maaş karşılığı olarak askerlere veya devlet görevlilerine ayırırdı. Bu gelir kaynağına dirlik denilirdi.

Dirlikler 3’e ayrılmıştı.

1-HAS: Padişah ve ailesine, sadrazam, vezirler, beylerbeyi ve sancak beylerine verilen geliri 100  bin akçeden fazla dirliklerdir.

2-ZEAMET: Savaşta üstün yetenek göstermiş olan tımar sahipleri ile devlet merkezindeki  ileri gelen devlet görevlilerine verilen yıllık vergi geliri 20-100 bin akçe arsındaki dirliklerdir.

3-TIMAR: Tımar sistemine göre savaşta öne çıkmış, tımar beyi olma özelliği kazanmış sipahilere verilen 5-20 bin akçe yıllık vergi geliri olan dirliklerdir.

Tımar sahipleri ilk 5 bin, zeamet sahipleri ise ilk 20 bin akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı. Buna kılıç hakkı denirdi.

Tımar sahipleri geri kalan gelirin her 5 bin akçesi, zeamet ve has sahipleri ise her 5 bin akçesi için tam donanımlı bir atlı asker yetiştirmek ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydı.

 Bu askere cebelü denirdi. Dirlik sahipleri kendisine verilen toprakları köylüye 50-150 dönümlük topraklar halinde dağıtır. Ve hasat zamanında köylünün yetiştirdiği ürünün vergisini(öşür ya da haraç) alırlardı.

Dirlik sisteminde toprağın; mülkiyeti devlete, vergisi dirlik sahibine, kullanım hakkı köylüye aittir.

TIMARLI SİPAHİNİN GÖREVLERİ
Tımar elde eden sipahinin bir takım görevleri vardır:

Köylünün güvenliğini sağlamak,
Köylünün tohum, gübre vb. ihtiyaçlarını temin etmek,
Köylünün vergisini toplamak,
Devlete ücretsiz atlı asker yetiştirmek


TIMAR SİSTEMİNİN FAYDALARI
   1)- Devlet ayrıca görevliye ihtiyaç duymadan vergilerin toplanmasını sağlıyor. (Ekonomik)

   2)- Devlet bazı görevlilerine maaş vermekten kurtuluyor.(Ekonomik)

   3)- Devlet ücretsiz asker elde etmiş oluyor.(Askeri)

   4)- Devlet toprakları boş kalmadığından üretimde süreklilik sağlanıyor.(Ekonomik)

   5)- Tımarlı sipahiler bulundukları yerlerde güvenliği sağlıyor.(İdari)

İLTİZAM SİSTEMİ
İltizâm devlete ait bir gelirin açık artırma yoluyla ihaleye verilmesidir. XVI. Yüzyıldan sonra uygulamaya konulan bu sistemde devlete ait bir gelir genellikle 3 yıllık bir süre için açık artırmaya çıkarılır, en yüksek bedeli verene devredilirdi. Bu ihaleyi kazanan kişiye mültezim denirdi. Mültezimlere dirlik sahiplerine verilen haklar tanınmıştı.

Bu sistemin en önemli yararı devletin nakit para ihtiyacını karşılamasıdır. Olumsuz yanı ise mültezimlerin halktan daha fazla para toplayıp köylerini terk etmesine ve köylerde ayan adı verilen toprak ağalarının ortaya çıkmasıdır.

Zaman içinde tımar toprakların mukataa haline getirilip mültezime verilmesi yaygınlaşmıştır.

Tımar toprakların iltizama verilmesiyle, valiler eskiden tımarlı sipahiye yaptırdıkları güvenlik ve askerlik hizmetini, sarıca sekban denilen kapılarında besledikleri askerlere yaptırmaya başladılar. Barış döneminde veya beylerinin tayini çıktığında işşiz kalan ve levent adını alan bu insanlar eşkiyâlık yaparak karınlarını doyurmaya başladılar.

İltizâm yöntemi Tanzimat’a (1839) kadar uygulanmış, bu tarihte kaldırılmıştır. Ancak 1855’ten itibaren iltizâma yeniden dönülmüştür.

B)- MÜLK ARAZİ : ŞAHIS TOPRAKLARI

Mülkiyeti kişilere ait topraklardır. İki bölümde incelenebilir: Tabloya göz atınız.

       1)- Öşriyye (öşür topraklar): Bu topraklar, fethedildiği zaman Müslümanlara verilmiş veya fethedildiğinde Müslümanlara ait olan topraklardır.

Bu gibi topraklar sahiplerinin malı olup, dilediği gibi kullanırlar, satabilirler, vakfedebilirler yada çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi.

Bu Toprakların sahipleri arazi vergisi olarak Çift Resmi, ürün vergisi olarak da “öşür” vergisini verirlerdi.

       2)- Haraciye (Haracî topraklar):Bu topraklar bir yerin fethinden sonra Gayrîmüslim halkın elinde bırakılan, onlara mülk olarak verilen topraklardır. 

Sahipleri, dilediği gibi kullanırlar, satabilirler, vakfedebilirler yâda çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak Harac-I Muvazzaf ürün vergisi olarak da Harac-I Mukassem vergisini verirlerdi.

C)- VAKIF ARAZİ
 Gelirleri kişiler ya da devlet tarafından hayır kurumlarına bırakılan topraklardır. Yukarıda anlattığımız vakıfların hizmetlerini inceleyebilirsiniz. 

OSMANLI VERGİ SİSTEMİ
 Osmanlı Kültür ve Medeniyeti‘nde vergiler şeri vergiler ve örfi vergiler olmak üzere ikiye ayrılıyordu: 

1-ŞERİ VERGİLER: Bunlar İslam hukukunun emrettiği vergilerdi.

a)- Öşür: Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi olarak alınırdı.

b)- Haraç: Müslüman olmayanlardan alınan vergiydi. ikiye ayrılıyordu:

c)- Cizye: Müslüman olmayan erkeklerden, askerlik görevi karşılığı alınan vergidir.

d)- Adet-i Ağnam: Hayvandan sayısına göre alınan vergi.

2- ÖRFİ VERGİLER: Padişahın iradesiyle konulan vergilerdi. Başlıcaları ;

a)-Çift Resmi: Reayanın sipahiye ödediği toprak vergisi

b)-Çift bozan vergisi: Toprağını izinsiz olarak terkeden veya üç yıl üst üste ekmeyenlerden alınan vergi.

c)-Avarız: Olağanüstü hallerde, divanın kararı ve padişahın emri ile toplanan vergilere denirdi.

OSMANLI HUKUK SİSTEMİ

ŞER’İ HUKUK(İslam Hukuku=Fıkıh): İSLAM HUKUKU. Şer’i hukukun kaynaklarını Kur’an, SÜNNET,

İcmâ ve Kıyas oluşturuyordu. Şer’i hukuk sadece Müslümanlara uygulanırdı. Kamu hukuku dışında kalan davalarda Müslüman olmayanlar, kendi dinî kurumlarında yargılanırlardı. 

ÖRFİ HUKUK: DEVLETİN KOYDUĞU KURALLAR. Türk gelenek ve göreneklerine göre düzenlenmiş kurallarla, padişahların buyruklarından oluşurdu. Örfi hukukun esasları kanunnamelerle yazılı hale  getirilmiştir.

Bilinen ilk Osmanlı Kanunnamesi Fatih Sultan Mehmet’in Fatih Kanunnâmesidir (Kanunname-İ Ali Osman) .

OSMANLI ASKERİ TEŞKİLATI

smanlı devleti kurulduğunda düzenli bir askeri ordusu yoktu. Savaş zamanlarında Türkmen aşiretlerden asker temin edilmekte idi.

Orhan Bey zamanında Yaya Ve Müsellem adıyla ilk düzenli ordu oluşturuldu. 

 I. Murat zamanında ise Kapıkulu ocakları kuruldu.(1362)

KAPIKULU OCAĞI 
I. Murat zamanında oluşturuldu. Devşirme ve pençik sistemi ile asker aldı. Osmanlıda maaş alan tek gruptur. 3 ayda bir ulufe adı verilen maaş alırlar. Padişah başa geçtiğinde bunlara cülüs bahşişi dağıtır.

O zaman İslam hukukuna göre savaş esirlerinin beşte biri hükümdara ayrılırdı.

Padişah da bunları özel hizmetlerinde kullanırdı. Bir bölümü de saray hizmetlileri arasına alınırdı.

I. Murad zamanında Pençik Oğlanı denilen bu savaş esirlerinin sayısı arttı. Bunun üzerine bu esirlerden düzenli bir ordu kurularak yararlanılmak istendi. Bu sisteme “Pencik Usulü” denildi.

 Böylelikle Kapıkulu ocakları oluşturuldu. Devlet Kapıkulu ocağına devşirme sistemi ile de asker temin etmekte idi.

Devşirme Sistemi: Kapıkulu ocakları kurulduktan sonra bu ocaklara sürekli bir kaynak bulmak amacıyla kurulmuştur.

Buna göre özellikle Balkanlar’da yaşayan Hıristiyan ailelerin çocukları ailelerinden alınarak İslam dinini, Türkçeyi ve Türk gelenek ve göreneklerini öğrenmek üzere Türk ailelerinin yanına gönderilirdi. Tek çocuklu ailelerin çocukları alınmazdı. Daha sonra bu çocuklar Acemi Oğlanlar ocağına gönderilirlerdi. 

Kapıkulu piyadeleri ve süvarileri ile bunların özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

 1)- Acemi Oğlanlar Ocağı: Yeniçeri ve diğer Kapıkulu ocaklarına asker yetiştirmek için kurulmuştur. Türk ailelerinin yanından gelen devşirme çocukları burada yapılan askeri eğitimden sonra sınavdan geçirilir, başarılı olanlar Enderun’a alınırdı. Diğerleri Kapıkulu ocaklarına dağıtılırlardı. 

2)- Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu ocaklarının en önemlisidir. Savaş zamanında merkezde bulunur ve padişahı korurlardı. Barışta ise Divân muhafızlığı yapmak, İstanbul’un güvenliğini sağlamak, sınırlardaki kalelerde muhafızlık yapmak gibi görevleri vardı. Yeniçerilere üç ayda bir “ULUFE” denilen maaş, padişah tahta çıktığında “CULÜS BAHŞİŞİ”, ilk sefere çıktığında da “SEFER BAHŞİŞİ” verilirdi. Yeniçerilerin komutanına “YENİÇERİ AĞASI” denilirdi. 

3)- Cebeciler: Komutanlarına “CEBECİBAŞI” denilirdi. Yeniçerilerin silahlarını ve zırhlarını yapar, onarır ve silah ambarlarında muhafaza ederlerdi.

4)- Topçu Ocağı: Bu ocağın görevi top dökmek, ve topları kullanmaktı. Osmanlılar topu ilk defa I. Kosova Savaşı’nda kullandılar.

5)- Top Arabacıları Ocağı: Top arabalarını yapan ve topları taşıyan ocaktı. Komutanlarına “arabacıbaşı” denirdi.

6)- Humbaracılar Ocağı: Havan denilen toplarla, humbara denilen gülleleri hazırlayan ve kullanan ocaktı. Komutanına “humbaracıbaşı” denirdi.

7)- Lağımcılar Ocağı: Kale kuşatmalarında,hendek kazarak veya fitil döşeyerek surları yıkan teknik  bir sınıftı. Komutanına “Lagımcıbaşı” denirdi.

8)- Sakalar: Kapıkulu askerlerinin sularını taşırdı. Komutanına “SAKABAŞI” denirdi.                    

 9)- Kapıkulu Süvarileri (Atlıları): Altı Bölük halkı da denirdi. Derece ve maaş yönünden yeniçerilerden üstündüler. Sipah ve silahtar; savaş sırasında padişah çadırını, Sağ ve Sol ulufeciler; Saltanat sancaklarını Sağ ve sol garipler; ordunun ağırlıklarını ve hazineyi korurlardı.

B)- EYALET ASKERLERİ
1)- Tımarlı Sipahiler:   Tımarlı Sipahiler kendilerine dirlik verilen kişilerin beslemek zorunda oldukları tamamı Türk ve Müslümanlardan oluşan atlı askerlerdi. Savaş sırasında ordunun sağ ve sol kanatlarında durarak, ordu merkezini yanlardan gelecek saldırılara karşı korurlardı. Devletin en önemli ve en büyük askeri gücüydü.

2)- Akıncılar: Sınır boylarında oturan Türklerden meydana gelen hafif süvari kuvvetleridir. Başlıca görevleri; ordunun keşif hizmetlerini görmek, kaçan düşmanı kovalamak, düşmanı oyalamaktı.

3)- Azaplar: Kelime anlamı bekâr demektir. Masrafları kendi şehir ve kasaba halkı tarafından  karşılanan gönüllü kuvvetlerdi. Düşmana azap ettirdikleri için bu isimle anılmaya başlanmışlardır.

4)- Deliler: Düşmana korkusuzca saldırmaları nedeniyle “deli” olarak adlandırılmışlardır. Kendilerine has kıyafetler giymişlerdir.

5)- Gönüllüler: Sınırdaki kasaba ve şehirleri korumakla görevliydiler.

6)- Beşliler: Her beş haneden bir kişi alınarak oluşturulan bu birlikler sınırdaki kalelerin korunmasında görevlendirilirdi.

7)- Yaya Ve Müsellemler: İlk düzenli birikler olup sonraları geri hizmet işlerinde çalışmışlardır.

C)- YARDIMCI KUVVETLER
Bir savaş zamanında Osmanlı Devleti’ne bağlı Kırım, Eflak gibi eyaletlerden de Osmanlı ordusuna yardım gelmekte idi. Bunlar da yardımcı kuvvetleri oluşturmuştur. 

D)-DENİZ ORDUSU (DONANMA) 
Osmanlılar Orhan Bey zamanında Karesi Beyliğini ele geçirince bu beyliğin donanmasına da sahip olmuşlardır. Askerlerine levent komutanlarına kaptan,kaptanı derya denilir.

Fatih döneminde büyümüştür.

Kanuni döneminde Barboros döneminde denizlerde en güçlü Osmanlı olmuştur. 

Preveze ile osmanlı dünya deniz gücü olduğunu ispat etmiştir.

 

OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ’NDE EĞİTİM

Osmanlının en güçlü yönelerinden birisi eğitim çok güçlü idi. İlk Medrese Orhan bey dönemi İznik Medreesidir. Yaygın eğitm yaygındır. Eğitim gönüllüdür.

Birbir eğiitm vardır. Eğiitm gören öğrenciler vakıflarca burs verilerek teşvik edilmiştir. Medrese hocalarına müderris denilir. 

Osmanlı kültür ve medeniyeti içinde eğitim çok renkli ve çeşitli bir şekilde yer almaktadır. Sıbyan mektebi, enderun mektebi, azınlık okulları ve medreseler eğitimi oluşturmaktaydı.

Sıbyan Mektebi
Osmanlı Devleti’nde eğitimin ilk basamağı Sıbyan mektepleri yani mahalle mektepleridir.

Her mahallede caminin yanında bulunan bu eğitim kurumlarından herkes yararlanırdı. Bu okullarda Arap alfabesi, sureler, dini bilgiler, okuma ve dört işlem öğretilirdi.

Mektebe gitmenin zorunluluğu yoktu.

II. Mahmut zamanında ilköğretim zorunlu hale getirildi. Tanzimat Dönemi’ne kadar Sıbyan mektepleri görevlerini devam ettirdi. 1839 Sıbyan mekteplerine dokunulmadan İptidai denilen ilkokullar açılmaya başlandı.

II. Meşrutiyet Döneminde Sıbyan mekteplerinde iyileştirme yapıldı. Maarif Nezareti kendine bağlı ilkokulların sayısını arttırmaya başladı.

1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne göre ilköğretim 12 yaşına kadar bütün çocuklar için zorunlu oldu (Sadece İstanbul halkı için).

 Tanzimat Döneminde açılmaya başlayan bu yeni okullarda ders veren erkek öğretmenlere muallim, bayan öğretmenlere de muallime denildi.

Enderun Mektebi
Saray bölümünde ele aldığımız Enderun bölümü eğitimin de yapıldığı bir yerdi. Bu okulun temel amacı devlete devlet adamı ya da yönetici sınıfı yetiştirmektir.

Bu okula ilk dönemler devşirme sistemine bağlı olarak yetiştirilmiş olan gençler alınırken daha sonraki zamanlarda Türk ve Müslüman çocuklarda alınmaya başlanmıştır.

İlk defa II. Murat zamanında Edirne Sarayında kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’da Topkapı Sarayında açılmış ve geliştirilmiştir.

Dini ve pozitif bilimler ile ilgi ve yeteneklere göre çocuklar eğitilirdi. Sanat ve saray hizmetleri de öğretilirdi.

Enderun’u bitirenler zaman içinde tecrübe kazanarak Beylerbeyi, Sancakbeyi, Vezir ve Veziriazam makamlarına kadar ulaşabilirlerdi.

Askeri Eğitim
Savaşlarda esir alınan genç ve sağlıklı olanlardan beşte birini kapıkulu askeri olmak üzere alınıyordu. Bu çocuklar Pençik adı verilen defterlere kaydedildiğinden, bunlara Pençik oğlanı denirdi.

Ayrılan bu esirler Türk Müslüman ailelerinin yanında Türk – İslâm kültürüne bağlı olarak yetiştirilip Türkleştirilirlerdi.

Devşirme işi tamamlanınca acemi oğlanlar ocağına gönderilir. İlk askeri eğitimini aldıktan sonra kapıkulu ocaklarına dağıtılırlardı.

Medrese Eğitimi
Osmanlı’da eğitim ve öğretim etkinliğinin yapıldığı en temel kurum medreselerdir.

Medreselerde yetişenler devlet yönetim kadrosunda yer alan İlmiye Sınıfını oluşturuyordu. Şeyhülislam, Kazasker kadı ve müderris medrese mezunlarıdırlar.

Medrese öğretmenlerine Müderris, yardımcılarına muid öğrencisine molla, softa, danişment denilmiştir.

Medrese giderleri vakıflar tarafından karşılanmıştır.

İlk Osmanlı Medresesi olan Orhaniye Medresesi Orhan Bey zamanında İznik’te açılmıştır.

Osmanlı medreselerindeki ilk müderris Davud-ı Kayseri’dir.

Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul’da Sahn-ı Seman Medresesinde pozitif ve dini ilimler okutulmuştur.

II. Bayezid dönemi Edirne Külliyesi ilk akıl hastanesidir.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında açılan Süleymaniye medreseleri üniversite niteliğinde çağın en üst seviyesindeydi.

İlerleyen yıllarda Beşik Ulemalığı sisteminin getirilmesi, liyakatsiz kişilerin müderris olması ve medreselerde pozitif bilimlerin okutulmasının bırakılması medreselerin bozulmasına yol açmıştır.

Mesleki Eğitim

Loncalar  mesleki eğitimde önemli rol oynamıştır. Türkiye Selçuklu Devleti’nde esnaf teşkilatı olan AHİLER Osmanlı’da Lonca teşkilatı olarak devam etti.

LONCALAR ESNAF BİRLİĞİ TEŞKİLATIDIR.

Ahilik veya lonca sanat okulu düzeyindedir. Usta – çırak ilişkisiyle meslek eğitimi verilirdi.

Loncalar üyelerine mesleki bilgi ve eğitim verirdi. Teşkilata alınanlar, teşkilatın eğitim öğretim kurallarına uyarak çıraklıktan ustalığa kadar yükselirdi. Ustalık belgesini almaya icazet denirdi.

Azınlık Okulları- Yabancı Okulları
Osmanlı egemenliğinde yaşaya milletler dinlerinde olduğu gibi eğitim konusunda da özgürdürler. Kurdukları okullarda Osmanlı’nın hiçbir denetimi yoktu.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde İngiltere. Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya çeşitli bölgelerde okullar açtılar. Bu okullar aracılığıyla kendi dil, din ve kültürlerini yayarak siyasi nüfuslarını arttırmak istediler.

YAZI DİL VE EDEBİYAT
Osmanlı Devleti’nin resmi dili Türkçe, bilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça idi.

Osmanlı Devleti’nde ilk matbaa 1727 Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika tarafından İstanbul’da kurulmuştur, ilk basılan eser Vankulu Lügati olmuştur.

Yayın hayatına giren ilk gazete II. Mahmut zamanında çıkartılan, Takvim-i Vakayi’dir. (1831) Osmanlı’da ikinci gazete Ceride-i Havadis’tir. (1840)

1860’ta Şinasi ve Agâh Efendi tarafından ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl kuruldu.

1862’de Şinasi, Tasvir-i Efkâr gazetesini kurdu.

III. Selim zamanında İlk Devlet Matbaası (Resmi yayınevi) kuruldu.

1866’da Muhbir gazetesi Genç Osmanlılar tarafından kuruldu. Meşrutiyet yönetimi ile ilgili düşüncelerini yayınladılar.

Mizancı Murat, II. Abdülhamit’e karşı Mizan dergisini yayınladı.

1895’te Ahmet Rıza, Türkçe ve Fransızca yayınlanan Meşveret dergisini çıkardı. Meşveret ittihat ve Terakkilerin yayın organıdır.

“Osmanlı Kültür ve Medeniyeti Konu Anlatımı” yazımıza Osmanlının düşünce hayatından devam edelim.

DÜŞÜNCE HAYATI VE BİLİM
Osmanlı düşünce hayatının oluşmasında  İslam bilim ve fikir adamları etkili olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında din adamları ve düşünürler halkın düşünce hayatını etkilemiştir. Bunlar Şeyh Edebali, Emir Sultan, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana gibi alimler olmuştur.

Osmanlı medreseleri düşünce hayatını sürekli geliştirdiler. XVII. Yüzyılda medreseler bozulmaya başlayınca düşünce hayatı da olumsuz etkilendi.

XVIII. Yüzyılda Batı tarzı ıslahatlar başladı. İlk elçi olan Paris’e giden Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi Avrupa’da gördüklerini Sefaretname adlı eserinde topladı.

Matbaanın kurulması düşünce hayatının gelişmesinde etkili oldu. Lale devrinde Tercüme Encümenliği kuruldu.

II. Mahmut zamanında Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi Eğitimlerini tamamlayan bu gençler (Genç Osmanlılar) Osmanlı devletinin siyasi ve düşünce hayatını etkilediler.

Tanzimat Dönemi aydınları yazdıkları yazılarında akla ve bilime büyük önem verdiler, köklü değişikliklerin yapılması için harekete geçtiler.

OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ’NDE GÜZEL SANATLAR

OSMANLIDA RESİM SANATI GELİŞMEDİ (İSLAM RESİM SANATINA HOŞ BAKMIYOR)
Osmanlı kültür ve medeniyeti nde güzel sanatlar daha çok süsleme sanatları ve mimari şeklinde gelişmiştir.

Hüsn-ü Hat Sanatı
“Osmanlı Kültür ve Medeniyeti Konu Anlatımı ”nin en önemli sanatlarından biri Hüsn-ü Hat sanatıdır.

Güzel yazı yazma sanatına “Hat” güzel yazı yazanlara da Hattat denilmiştir.

XVII. Yüzyılda ünlü usta Hafız Osman, XVIII. yüzyılda Mustafa Rakım Efendi en önemli hattatlardandır.

Mehmet Esat Yesari, XIX. Yüzyılın en ünlü hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’dir.