Bugün 27 Aralık... Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un vefatının 84. yıl dönümü... Hafız, şair, dört dile hakim, Kur'an mütercimi, milletvekili, veteriner, sporcu ve samimiyet abidesi... Özü sözü bir, vatan aşığı bu kıymetli insanın İstiklal Marşı'mızı yazma nasibine erişmesi elbette bir tesadüf değildir. Kendisinin de ihtiyacı olmasına rağmen "Bu aziz milletin marşı ödülle, parayla yazılmaz." diyerek kendisine verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar'ül Mesai vakfına bağışladı.

Sözlere sığmayan, anlattıkça destanlaşan, milletin gönlünde her geçen gün devleşen bu büyük insan "İstiklal Marşı" milletindir diyerek marşımızı "Safahat" adlı şiir kitabına almamış ve kahraman ordumuza ithaf etmiştir. Her ne kadar "Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir?" dese de bugün dünya üzerinde Mehmet Akif'in anılmadığı gün yoktur. Peki anlaşılıyor mu? Ya da yaşarken kıymeti bilindi mi?

Akif 27 Aralık 1936 Pazar günü vefat eder. Büyük şairin vefatını duyan arkadaşı Mithat Cemal hemen Mısır Apartmanına koşar. Gördüğü manzara karşısında çok hüzünlenir. Mehmet Akif Ersoy'un kızı ve damadı bir köşede ağlamaktadır. Buruşuk ve boş karyola, yerde tabut, diz çökerek ölüyü öpen siyah giyinmiş kadın...

Mithat Cemal bir gün sonraki cenaze merasimini ise şöyle anlatıyor:
“Cenazenin Beyazıt'tan kalkacağını düşünüp herkesten önce oraya gittim. Kimseler yok, bir cenazenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü. Biraz sonra çıplak bir tabut geldi. “Bir Fukara cenazesi olmalı” dedim. O anda, Emin Efendi Lokantası'nın sahibi elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç, üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım ve ağladım. Cenazeyi tanımıştım. Al sancaklı siyah Kabe örtüsüne sarılan tabut üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üzerinde gidiyordu. Bir mahşeri kalabalık kendi kendilerine gelenlerin saflarıydı. Sırf cenaze için gelmişlerdi ve bu şahidi olmayan güzel bir dostluktu…”

Cenazesi devlet töreni yapılmadan İstanbul üniversiteli gençlerin omuzunda halkla birlikte taşındı. Halk şairine sahip çıkmıştır ama devlet erkanı neden törende yoktu?

Ülkenin milli şairi vefat etmiş ama devlet erkanı törene gelmişti. Kim veya kimler cenazeye katılımı yasaklamıştı. 

Törene katılan İstanbul üniversitesi öğrencilerine neden soruşturma açılmıştı? 

Mehmet Akif Ersoy hakkın sade töreni ile İstiklal Marşı ve Kur'an okunarak Edirnekapı Şehitliğine huşu ile defnedildi. Büyüklerin ifadesiyle orada yakın dostlarının yanında mahşer gününü beklemektedir.

Vefatından tam 12 yıl önce yine 27 Aralık günü yazdığı bir şiir şehitlerimizle birlikte kendisine de ne kadar çok yakışıyor.

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.
Hakk’ın bu velî kulları taş türbeye girmez;
Gufrâna bürünmüş, yalınız Fâtiha bekler.

İstiklal Marşı'mızın büyük şairi Mehmet Akif'i rahmet ve özlemle anıyoruz.