ÖLÜM TEHDİTLERİ ALAN İLAHİYATÇI PROF GİTTİ.

Açıklama ve konuşmalarında İslamı değerleri ve 1400 yıllık İslam geleneğine ters açıklamalar yapıyordu bu yüzden toplumun büyük bir kesiminin eleştirdiği ilahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk Türkiye'yi terketti.

Almanya'daki Münster Wilhelm Üniversitesi'nin İslam Teolojisi bölümünden davet alan Prof. Dr. Öztürk, akademik çalışmalarına devam etmek için bu sabah Almanya'ya gitti. Öztürk uçağa binerken, Instagram hesabından paylaşım yapıp kaçtı.

Kur’an’a uydurma diyen Paret’e katılan, Allah’la alay eden, kıssaların hakikat olduğuna inanmaya “dogmatikliktir”(Mustafa Öztürk, Kıssaların Dili: 99) diyen, Kur’an-ı Kerim’deki ayetlere rağmen Allah Rasulü’ne nisbet edilen “bütün hissi mucizelerin uydurma olduğunu savunan” Öztürk sonunda kaçtı.

TÜRKİYE'Yİ TERK ETTİ:

Instagram'daki veda mesajında "Tez danışmanlıklarımı Cübbeli ile tacizci Nurullah'a devrettim" diyerek gitmiş. 
İslami kesimin hedefinde olan ilahiyatçı Prof. Dr. Öztürk, aldığı davet üzerine akademik çalışmalarını yürütmek için Almanya'ya gittiğini belirtmiş.

Görüşlerini kabul etmeyen İslami kesim tarafından hedef gösterilen ilahiyatçı Mustafa Öztürk, Türkiye'yi terk etti! -Öztürk, ülkeden ayrılırken yine sözünü sakınmadı: “Artık gidelim… Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim. 

İLAHİYATCİ ÖZTÜRK SAPKIN GÖRÜŞLERİ İLE TANINIYORDU 

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Tefsir profesörü olarak çalışan Mustafa Öztürk, 2019’da yaptığı bir konuşmasında ifade ettiği bazı fikirler nedeniyle sosyal medyada ağır bir linçe uğradı. Aslında kırk dakika süren bu konuşmanın iki dakikalık bölümü bir anda sosyal medyada yayıldı ve özellikle Twitter’da “#MustafaOzturkİhracEdilsin” etiketi ile gösterilen tepkilerde “Gençlerimizi zehirliyor”, “İnkarcı oryantalist”, “Sapık”, “Kur’an ayetlerini inkar ediyor”, “Bir ateist mantığı ile Kur’an’a saldırıyor”, “Bir kafirin bile yapamayacağı kadar ağır hakaretlerde bulunuyor”, “Açık açık Kur’an’ı yalanlıyor”, “Hz. Ömer olsaydı boynunu vururdu, dedelerimiz olsaydı darağacında sallandırırdı”, “İçimizdeki hain şeytanlar bunlar” vb. ifadeler yer aldı. Bu tepkilere takipçisi çok olan bazı kanaat önderlerinin ve bazı ünlülerin de eklenmesi ile konu çok sayıda insanın dikkatini ve tepkisini çekti ve sonuçta Mustafa Öztürk fakültedeki görevinden istifa ederek emekliliğe ayrılma kararı aldı.

Konuşmasında ne dedi?
Öztürk, söz konusu konuşmasında “vahiy” kavramının mahiyetini tartışıyor ve kendisini bu konuda düşünmeye sevk eden nedenleri örneklerle açıklıyor. Kur’an’da Allah’ın kendisini sık sık övmesini, bazı insanlara lanet ve beddua etmesini, gazap ile tehdit eden öfkeli bir dil kullanmasını, o dönemdeki belli bazı kişiler ve olaylarla ilgili ve onlara özel bazı yorumlar ve tepkilerde bulunmasını, deyim yerindeyse, bir Tanrı’ya ve onun “insanlığa gönderdiği son mesajı”na yakıştıramıyor ve aynı zamanda bunların diğer bazı İslami öğretilerle bir ‘tutarsızlık’ sergilediğini iddia ediyor. Bu nedenlerle vahyin niteliğiyle ilgili İslam düşünce tarihindeki başka yorumların da yardımıyla bu duruma bir açıklık getirmeye, başka bir deyişle, Kur’an’ın lafzını Peygamber’e hamlederek bu ‘tutarsızlığa’ bir çözüm üretmeye çalışıyor:

“Acaba, diyorum, gazabı olsun, kendini övmesi, övünmesi olsun, laneti vs. olsun, acaba Resulullah bir tür Hermes gibi… Hani Hermes’i biliyorsunuz; mitolojide Tanrı’nın mesajını, insan idraki tarafından kuşatılamayacağı için, o mesajın insan diline çevirisini, aktarımını Hermes üstlenir; bir tür elçilik yapar. Peygamber de Allah’ın soyut mesajlarını muhatap olduğu insan kitlesine kendi zihin süzgecinden geçirerek aktarıyor olabilir mi?” Öztürk böylece antropomorfizme, yani insan biçimci Tanrı tasavvuruna kapı aralayabilen ayetlerle ilgili de bir açıklama sunuyor: “[Peygamber] bu aktarımda Tanrı’yla ontolojik bir yakınlığı olmadığı için, Tanrı gibi düşünemeyeceği, Tanrı gibi davranamayacağı için insanca davranacaktır ve ister istemez hem dilinin kısıtlılıkları hem de insan olma özellikleri itibarıyla Tanrıyı da kendi idrak sınırları içinde tanımlayacaktır. Mesela Tanrıyı memnun etmeyi rahmet ile, mükafat ile anlatacaktır, Tanrı’nın sözünü tutmamayı, ‘Bakın kızdırırsınız, gazaba getirirsiniz, öfkelendirirsiniz, size bağırır çağırır, hatta ceza verir!’ şeklinde, yine insan algısı üzerinden Tanrı’ya bir sıfat atfedecektir.”

Kendisinin de konuşmasında Eski Ahit’ten naklederek söylediği gibi, “Güneşin altında yeni bir şey yok”; aslında hem Allah’ın kendisini övmesi konusu, hem de vahyin yalnızca “mana” olarak mı yoksa “hem mana hem de lafız” olarak mı Allah’tan geldiği, ayrıca Kur’an’ın yaratılmış (mahluk) olup olmadığı gibi konular İslam tarihinde kimi zaman büyük gerilimlere neden olacak şekilde zaten konuşulup tartışılmıştı. Peki bu konular İlahiyat fakültelerinde derslerde zaten işlenirken ve bir gerilime neden olmazken neden bu konuşma bazı muhafazakarlar arasında büyük tepkilere yol açtı?

Mustafa Öztürk'ün, "Kitabiyat" yayın kuruluşu tarafından yayınlanan "KURAN DİLİ VE RETORİĞİ" adlı kitabında yer verdiği fikirlerinden birkaç örnek özetle şöyledir: 

a) "Kur'an, karmakarışık, usandıracak derecede düzensiz, anlaşılmaz, bitmez tükenmez tekrarlar, insanın nefesini kesen pasajlar ve anlaşılmaz ifadelerle doludur. Kısacası Kur'an, kahrı çekilmez saçmalıklarla doludur." (s. 24, 25).  

Thomas Carlyle’den naklen verilen bu cümleyi yazar, şöyle özetliyor: "Kur'an'daki tekrarlar, yazılı bir metni okunamaz hale getiren bir eksiklik, kusur ve ifade zafiyetidir." (s. 25). 

Yazar, şarkiyatçı gâvurun bu iddiasına İslam âlimleri tarafından verilen cevabı küçümseyerek, bu cevapların savunmacı tutumdan ve Kur'an'ı her türlü kusurdan tenzih etme gayretinden kaynaklandığını söylemektedir (s. 25, 26). 

Yazar, İslam âlimlerinin bu savunmalarının, "Kur'an'ın yazılı bir metin olarak algılama yanılgısına dayandığını" iddia etmektedir (s. 26).

Yazar'a göre Kur'an, yazılı bir metin değildir; zira, yazılı bir metin edebi olur, edebi metinde tekrarlar olmaz; halbuki Kur'an'da tekrarlar vardır. Kur'an, bilinen anlamda bir kitap değil, sözdür (!); ilk muhataplara şifahi olarak aktarılmıştır (!) (s. 17-19, 27, 173-175).

b) Yazar Mustafa Öztürk, yukarıda verilen sayfalarda Thomas Carlyle gâvurunun Kur'an aleyhine iftiralarını eleştirmek şöyle dursun, İslam âlimlerinin bu gâvurluğa olan eleştirilerini de bertaraf etmeye çalıştıktan sonra sözü şöyle noktalamaktadır:

"Bu noktada bir kez daha altını çizerek ifade etmek isteriz ki, farklı zaman ve mekânlarda, farklı hadiseler üzerine nazil olmuş vahiy birimlerini iç bütünlüğe sahip (mütecanis) yazılı bir metin olduğu kabulüyle okumak, son derece yanlış bir okumadır. Zira, biz bu kabulden hareketle Kur'an'ı salt yazılı bir metin olarak okuduğumuzda, Ömer Özsoy'un da ifade ettiği gibi, çifte standartlara yaslanmadıkça, şöyle bir manzarayla karşılaşmaktayız: Kur'an'da birbiriyle çelişik gözüken ifadeler vardır. Kur'an metninin kompozisyonunda belli bir mantık yakalamak mümkün değildir. Çünkü Kur'an ne kronolojik bir tertiptir, ne konulara göre (tematik) bir tertiptir, ne de sistematik bir tertiptir. Buna bağlı olarak Kur'an iç bütünlüğe sahip olmaktan da uzaktır.  Sure içi bütünlük yoktur.  Mevcut formun en küçük birimleri olan ayetler bile her zaman gerçek bir bütünlüğe tekabül etmemektedir. ... Bu özellikler yazılı bir metin için kusur kabul edilebilecek niteliklerdir. (s.  27. Ayrıca bkz. Ömer Özsoy, "Çeviri Kuramı Açısından Kur'an Çevirisi Sorunu", 2. Kur'an Sempozyumu, Bilgi Vakfı, Ankara 1996, s. 262). 

Yukarıda, içeriğini tenkit ettiğimiz kitabı yayınlayan "KİTABİYYAT" yayınevi; Mehmet Görmez, M. Emin Özafşar, Bünyamin Erul ve Yavuz Ünal gibi Diyanet üst kademe erkânıyla, Kuran'da bazı ayetlerin çıkartılıp atılması gerektiğini ileri süren İlhami Güler ve Kuran'ın sadece onda birinin geçerli olduğu anlamına gelen iddialarda bulunan Ömer Özsoy gibi akademisyenlerin yayın kurulunu oluşturduğu eski "İSLAMİYYAT" adlı derginin kardeş yayın kuruluşudur. Kitabiyat ve Ankara Okulu da, birbiriyle kardeş yayın kuruluşudur.

3) “KISSALARIN DİLİ” KİTABI

Ankara Okulu tarafından 2016 yılında Türkiye Diyanet Vakfı Matbaası’ında bastırılan, Mustafa Öztürk'e ait "Kıssaların Dili" adlı kitapta yer alan bazı sakat görüşler özetle şöyledir:

a)            Sayfa 73’te: “Muhammed daha çok "Eski Ahid" kıssalarına başvurmuş ve onları nesilden nesle tekrar eden bir azap modeli olarak kullanmıştır.”

(Yâni, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e Kur’an’da anlatılan kıssalar Allah tarafından bildirilmemiş, Peygamber (s.a.v.) kendisi Eski Ahid’den aktarmış hâşâ!).

b) Sayfa 73’te: “Kur’ânî anlatımdan edebi açıdan bir şey ummak zâiddir. … Muhammed, Kitab-ı Mukaddes’teki malzemeyi iktibas ederken, eski ahit yazarlarının (Chronisten) edebi hikâyeciliğiyle rekabet etmek gibi bir amaç taşımıyordu…”

Görüldüğü gibi ifadede, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, açıkça, Kitab-ı Mukaddes’ten iktibas yaptığı ileri sürülüyor. Bu durum, Kur’an’ın, Allah tarafından vahyedilmediği, hâşâ Peygamber (s.a.v.)’in, Kur’an’ı oradan buradan aktardığı ve Allah adına Kur’an’ı uydurduğu anlamına gelir(!). Halbuki Ayeti Kerime’de, “Şayet o Peygamber, bizim aleyhimize bir söz uydursaydı, onu sağ elimiz (gücümüz)le yakalar şah damarını koparırdık” buyurulmaktadır (Hâkka, 69/46).

c)Sayfa 74’te: “Kuran’daki kıssalar, tarihi gerçekle bire-bir örtüşmez. Buna itiraz eder de, bire bir örtüşür derseniz, o zaman, ‘geçmişte öyle de şimdi niye böyle’ sorunu ortaya çıkar. İlahi iradeye zorunluluk atfetmek imkânsızdır. Allah’ın hesap sisteminde 2+2 her zaman 4 etmez. Oysa Allah kendisini mutlak hâkim olarak nitelendirmektedir…”