Dürr-ü Meknun (Saklı İnci) Kasidesi

İmamı Âzam Ebû Hanîfe Nû’man ibni Sâbit (Radiyallâhü anhüma)’ya aittir.

Ravza-ı mutahharayı ziyareti esnasında doğuş olarak inşad eyledikleri bir kasidedir. Bu kaside ile Efendiler Efendisi Rasûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Selleme) muhabbet ve yakınlık murad etmişler ve kimsenin duymayacağı bir
şekilde Huzuru Rasûlüllah’da tekellüm eylemişlerdir.

İmamı Âzam ziyaretten sonra Medine-i Münevvere müezzininin kendi kasidesini irâd ederken görünce şaşırıp baka kalmış ve sormuştur: Bu kaside kime aittir? Müezzin:
Ebû Hanîfe Nû’man ibni Sâbitin’dir.
Onu tanıyor musun?
Hayır.
Öyle ise bu kaside-i kimden öğrendin?
Müezzin dedi ki;
Rüyamda, Rasûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Selleme) bana okudu ve bende ezberledim. Ayrıca, kaside-i minarelerden okumamı istedi. Bu sözler üzerine İmamı Âzam Ebû Hanîfe (Radiyallâhü anh)’ın gözlerinden yaşlar boşandı.

İmamı Nesefî “Tuhfe” isimli eserinde Şemsü’I Eimme-i Hulvanî (radiyallâhü anh) den şu nakli buraya aktaralım.

Rüyamda İbni Abbas (Radiyallâhü anhüma) buyurdu ki:
“Müctehidlerin sultanı, Allah Teâlâ’nın dostu Ebû Hanife Nu’man İbni Sabit, Resûlü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Hazretlerini, mübarek Ravzaı mutahharada bir kaside ile medh eylemiştir ki bu kasideye:

“Dürrü meknûn (saklı inci)” ismi verilmiştir.

Dürr-ü Meknun (Saklı İnci) Kasidesi Türkçe Okunuşu:

Ey efendiler efendisi kasıt ve azimle geldim sana
Rızan umuduyla koruna sığınıp girdim korumana

Vallahi ey yaratılmışların en hayırlısı şüphesiz vardır benim
Senden gayrini istemeyen şevk dolu bir kalbim

Cahın hakkı için gerçekten ben sana tutkunum
Allah biliyor ki muhakkak ben sana meftunum

Sensin o ki sen olmasaydın hiç kimse yaratılmazdı
Asla sen olmasaydın kainat da yaratılmazdı

Sen o zatsın ki ay senin nurundan kisveye büründü
Güneş de senin güzelliğinden nuruyla parlak göründü

Sensin o zat ki sen o vakit semaya yükseltilince
O seninle yüceldi ve süslendi sen gece gelince

Sen o kulsun ki Rabbin sana merhaba diye nida etti
Seni selamlayarak muhakkak ki yakınlığına davet etti

Sensin o ki bizim hakkımızda şefaat diledin
Rabbinden kimseye olmayan nidayı hak ettin

Sen ki Adem ne zaman seninle tevessülde bulundu
O baban olduğu halde zellesinden seninle kurtuldu

Halil senin hürmetine dua edince ateşi serine döndü
Senin parlak nurunla gerçekten ateş kül gibi söndü

Eyyüb sana dua etti başına bela gelince
Hemen zararı giderildi sana dua edince

Seni bildirici ve müjdeleyici olarak geldi Mesih
Senin güzel sıfatlarını ve yüceliğini etti metih

Böylece Musa da daima seninle tevessül edici
Kıyamette zatına sığınıp himayene girici

Yaratılanların tümü ve o bütün peygamberler
Senin sancağın altındadır Resuller ve melekler

Senindir tüm yaratıkları aciz bırakan mucizeler
Senindir nakledilemeyecek kadar büyük faziletler

Yemek zehirli olduğunu söyleyip sana ilan etti
Kertenkelede sana kavuşunca şüphesiz telbiye etti

Kurt sana geldi ceylan sana koştu
Sana iltica edip himayene kavuştu

Yine böylece vahşi hayvanlar sana gelip selam etti
Deve de seni görünce huzuruna koşup şikayet etti

Ağaçları davet ettin sana geldiler itaat ederek
Hepsi de sana koştular nidana icabet ederek

Sular coşup taştı bolca senin ellerinde
Nice taş tesbih etti senin o sağ elinde

Alem içinde bir parça bulut sade seni gölgeledi
Hurma dalı sana kavuşmak için inim inim inledi

Yürüme izin çıkmazdı yumuşak toprakta
Ayakların batarak iz yapardı sert taşta

Tüm dertlilere hastalıklarından sen şifa verdin
Yeryüzünden tümünü de senin cömertliğine gark ettin

Körlüğünden sonra Katade’nin gözünü iade ettin
İbni Husaynı kendi devan şifayab ettin

Hubeyb ve İbni Afra yaralandıktan sonra
Onlara şifa verdin o elinin dokunmasıyla

Aliye deva verdin hayberde göz derdinden
O hemen şifa buldu sebin temiz tükrüğünden

Rabbinden istedin cabir’in oğulları vefat edince
O seni razı etti ölümünden sonra onları diriltince

Dokundun ümmü mabedin süt vermeyen koyununa
O hemen süt dolup aktı dayanamadı şifalı okumana

Açıkça dua ettin sen o kıtlık senesi
Duan üzre boşaldı hemen bulut tanesi

Tüm halkı davet ettin hemen boyun eğdiler
Seve seve hepsi birden nidanı dinlediler

Ey hidayet bayrağı Küfür dinini alçak ettin
O makamda doğru düzgün dinini yücelttin

Kalibde ölülere döndüler hepsi senin düşmanlarından
Sana eziyetleri yüzünden mahrum oldular o rızadan

Bedir günü gerçekten o melekler sana geldi
Rabbin tarafından düşmanlarınla cihat etti

Mekke’yi fethettiğin gün fetih geldi sana
Hendekte de o yardım kesin ulaştı sana

Hud ve yunusun güzelliği hep senin behandan
Yusuf’un cemali de senin o parlak senandan

Cemi’i enbiyadan üstün oldun sen ey Taha
Tesbih olsun seni miraca götüren sübhana

Vallahi alemler içinde yoktur senin mislin
Seni peygamber edenin hakkı için ey yasin

Tarifine çok çalışarak şairler ey Müddessir
Senin üstün sıfatlarından yorgun ve acizdir

İsanın İncili kesin seni bildirmek üzere geldi
O Kuranda senin güzel hilyelerini medhe geldi

Methedenler seninle ilgili neler söyleyebilir
Nede katipler senin mananı cem’e yaklaşabilir

Vallahi eğer denizler olsa mürekkepleri
Buna tahsis edilen dallarda kalemleri

İns-ü cin kadir olamaz cemetmeye o nadirleri
Ebediyyen güç yetiremez kavramaya idrakleri

Ey Efendim sana karşı kalbim çok tutkun
Senin aşkınla ruh kalıntım bile dopdolgun

Tüm suskunluğum seninledir sustuğumda
Yüceliğini methederim konuştuğumda

Her zaman işitirim hoş sözü ancak senden
Baktığımda ise görmem senden başkasını ben

Ey Sahibim darlığım nedeniyle muhtacım şefaatine
Alemler içinde muhtacım ancak senin zenginliğine

Ey ins-ü cinin en keremlisi ya Kenze’l-vera
Rızan ile razı ol cudunla cömert davran bana

Ben çok ümitliyim senden gelecek cömertliğe
Alem içinde senden gayrı yok Ebu Hanife’ye

Hesap günü umulur ki şefaat edersin sen ona
Elbette sımsıkı sarılıcıdır senin sağlam kulpuna

Elbette sen şefaatı makbul olanların ekremisin
Koruna sığınan senin himaye ve korumana ersin

Azığımı bana edeceğin şefaat yap yarınımda
Ola ki senin sancağının altında olurum haşırda

Ey hidayet bayrağı Allah sana salat eyleye
Aşıklar özlem çektikçe makamına gelmeye

Ol salat kıymetli ashabının da cemisine
Tabi’inle sana dostluk edenlerin hepsine
يا سيد السادات جئتك قاصدا أرجو رضاك و أحتمي بحماك
والله يا خير الخلائق إن لي قلبا مشوقا لا يروم سواك
و بحق جاهك إنني بك مغرم و الله يعلم أنني أهواك
أنت الذي لولاك ما خلق امرؤ كلا و لا خلق الورى لولاك
أنت الذي من نورك البدر اكتسى و الشمس مشرقة بنور بهاك
أنت الذي لما رفعت إلى السما بك قد سمت و تزينت لسراك
أنت الذي ناداك ربك مرحبا و لقد دعاك لقربه و حباك
أنت الذي فينا سألت شفاعة ناداك ربك لم تكن لسواك
أنت الذي لما توسل آدم من زلة بك فاز و هو أباك
و بك الخليل دعا فعادت ناره بردا و قد خمدت بنور سناك
وبك المسيح أتى بشيرا مخبرا بصفات حسنك مادحا لعلاك
و كذاك موسى لم يزل متوسلا بك في القيامة محتم بحماك
والأنبياء و كل خلق في الورى و الرسل والأملاك تحت لواك
لك معجزات أعجزت الورى و فضائل جلت فليس تحاك
نطق الذراع بسمه لك معلنا و الضب قد لباك حين أتاك
والذئب جاءك و الغزالة قد أتت بك تستجير و تحتمي بحماك
وكذا الوحوش أتت إليك و سلمت وشكا البعير إليك حين رآك
و دعوت أشجار أتتك مطيعة و سعت إليك مجيبة لنداك
و الماء فاض براحتيك و سبحت صم الحصى بالفضل في يمناك
و عليك ظللت الغمامة في الورى و الجذع حن إلى كريم لقاك
و كذاك لا أثر لمشيك في الثرى و الصخر قد غاصت به قدماك
و شفيت ذا العاهات من أمراضه وملأت كل الأرض من جدواك
ورددت عين قتادة بعد العمى وابن الحصين شفيته بشفاك
و على من رمد به داويته في خيبر فشفى بطيب لماك
و مسست شاة لأم معبد بعدما نشفت فدرت من شفا رقياك
في يوم بدر قد أتتك ملائك من عند ربك قاتلت أعداك
و الفتح جاءك بعد فتحك مكة و النصر في الأحزاب قد وافاك
هود و يونس من بهاك تجملا و جمال يوسف من ضياء سناك
قد فقت يا طه جميع الأنبياء طرا فسبحان الذي أسراك
و الله يا ياسين مثلك لم يكن في العالمين وحق نباك
عن وصفك الشعراء عجزوا و كلوا عن صفات علاك
بك لي فؤاد مغرم يا سيدي و حشاشة محشوة بهواك
فإذا سكت ففيك صمتي كله و إذا نطقت فمادحا علياك
و إذا سمعت فعنك قولا طيبا و إذا نظرت فما أرى إلاك
أنا طامع بالجود منك و لم يكن لمثلي في الأنام سواك
فلأنت أكرم شافع و مشفع ومن التجى بحماك نال رضاك
فاجعل قراى شفاعة لي في غد فعسى أرى في الحشر تحت لواك
صلى عليك الله يا علم الهدى ما حن مشتاق إلى لقياك
وعلى صحابتك الكرام جميعهم والتابعين وكل من والاك