Adı Erzurum Yıldızkentte bir lsieye verilen Hüseyin Avni Ulaş çokça merak ediliyor. Kendisi aslen Elzaığlı olup Erzurumda okumuştur. Erzurumluluğu ile de sürekli övünmüştür. Hüseyin Avni Ulaş 22 Şubat 1948’de vefat etti. Hiçbir zaman eğilip bükülmedi. Doğrusunu doğru bildi, istikametini her şartta muhafaza  etmiştir.

10 Temmuz 1919’da önayak olduğu kongrede delege olarak yer aldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Erzurum’dan milletvekili seçildi. Meclis’in faaliyetlerine ara vermesi üzerine Ankara’ya geçerek 23 Nisan 1920’de açılan 1. Meclis’e katıldı. TBMM’de muhalefetin, yani İkinci Grup’un 7 kurucusundan biri olup hareketin liderliğini üstlendi. Muhalefetin lideri olmasına rağmen yeterli oyu alarak Meclis’te iki kez 1. reis (başkan) vekilliğine seçildi.

1923’teki seçime katılmayan Hüseyin Avni Bey ertesi yıl Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması üzerine bazı eski İkinci Grup üyeleriyle birlikte İstanbul örgütünün kurucuları arasında yer aldı. Şeyh Said İsyanı ve onu izleyen Tak­rir-i Sükûn Kanunu ile parti kapatılınca siyasî faaliyetlerine ara verdi.

1926’da İzmir’de cumhurbaşkanına suikast girişiminin ardından bütün muhaliflerle birlikte Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılandıysa da beraat etti. Siyasî hayattan tamamen çekilerek İstanbul’da avukatlık mesleğine döndü. 1945’te çok partili sisteme geçilirken Millî Kalkınma Partisi’ni kuranlardan biriydi. Ancak kısa bir süre sonra diğer kurucularla arasında anlaşmazlık çıkınca partiden ayrıldı.

HÜSEYİN AVNİ ULAŞ KİMDİR?

1887'de Elazığ'ın Karakoçan İlçesi'ne bağlı Kümbet köyünde doğdu. Erzurum Mülkiye İdadisi'ne kaydoldu. İstanbul-Vefa Sultanisi'nde okudu. 1912'de İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1914 yılında askere çağrıldı. I. Dünya Savaşında Kafkas cephesinde yedek subay, teğmen ve üsteğmen olarak, Ruslar'a karşı savaştı. 1918'de Bitlis ve Kars'ın kurtuluşuna katıldı. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Erzurum ve Sivas kongrelerine katıldı. Son Osmanlı Mebusan Meclisine seçilip Misaki Milli’ye imza attı. Meclis kapatıldıktan sonra Ankara’da toplanan ilk mecliste Erzurum Milletvekili oldu.

Birinci mecliste ilk muhalefet olan ikinci grubun oluşmasına öncülük etti. İkinci grubun desteği ile meclis başkan vekilliğine seçildi. Birinci mecliste Mustafa Kemal tahakkümüne karşı demokrasi mücadelesi verdi. Özellikle meclis yetkilerinin önce heyeti vekileye daha sonra başkomutanlık kanunuyla tek bir kişiye verilmesine şiddetle karşı çıktı. İlk meclisin feshinden sonra 1923’teki yeni meclise diğer muhalif vekiller gibi o da alınmadı.

İzmir suikastı soruşturmasında idamla yargılanıp, suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. Siyasi mücadelede saf dışı bırakılan Hüseyin Avni Bey bir süre İstanbul’da avukatlık yaptı. Sürekli gözetim altında tutulmasından dolayı Avukatlık mesleğini gereği gibi icra edemedi. Uzun süre maddi sıkıntı çeken Ulaş, bazı dostlarının yardımı ile İstanbul 5. Noteri olarak tayin edildi. 1948 yılında İstanbul’da vefat etti. Beykoz Küçüksu kabristanına defnedildi. Yakın tarihimizdeki önemli düşünürlerden Nurettin Topçu, Hüseyin Avni Bey’in damadıdır. Nurettin Topçu’nun çıkardığı Hareket dergisinin 13 ve 14 üncü sayıları Hüseyin Avni Ulaş özel sayıları olarak yayınlandı. Hüseyin Avni Ulaş’ın hayatı ve mücadelesinin kaleme alındığı bir kitap 1996 yılında dergâh yayınları tarafından neşredildi.

Hüseyin Avni Bey'in Mücadelesi:

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında İttihat Terakki egemenliğindeki tek adam sultasının memleketi içine düşürdüğü durumun fecaati karşısında Ankara’da toplanan yeni mecliste aynı hataların tekrarlamaması için Hüseyin Avni Ulaş ve arkadaşları meclis egemenliğinin her şeyin üstünde olması gerektiğini savundular. Hüseyin Avni Bey’e göre Millet nasıl istiklal savaşında varını yoğunu ortaya koyarak hürriyetini kazanıyorsa savaş sonrasında da tek adam sultasına girmeden Millet olarak kendi egemenliğine dayanan bir yönetim biçimini hak ediyordu.

Bu anlamda halk için halka rağmen bir demokrasi anlayışına başından beri karşı olduğunu her fırsatta ortaya koymuştur. Özellikle Sakarya Savaşı öncesi Millet Meclisinin tüm yetkilerinin tek bir kişiye verilmesinin totaliter bir yönetim anlayışının oluşmasına yol açacağı endişesi ile böyle bir yetkinin verilmemesi gerektiğini savunmuştur. Hüseyin Avni Bey’in bu endişesinde ne kadar haklı olduğu yıllar içinde acı bir şekilde anlaşılmış, 1950’lere kadar süren tek parti tahakkümü esnasında inkılâpların kökleşmesi adına yapılan uygulamalar millet vicdanında devlete karşı derin yaralar açmıştır. Hüseyin Avni Bey totaliter zihniyete ve zümre egemenliğine karşı durmasına rağmen muhalifleri tarafından saltanatçılık ve gericilikle suçlanmıştır. Oysa saltanat düzeninin hala geçerli olduğu dönemde mecliste saltanat aleyhinde yaptığı konuşmalara Mustafa Kemal dâhil kimse cesaret edememiştir.

Mustafa Kemal’in İzmir gezisi öncesi sözde bir suikast planı bahane edilerek muhaliflere yönelik bir sürek avı başlatılmıştı. Başta Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar gibi milli mücadele yıllarında liderlik yapmış kişiler tutuklanarak idamla yargılandı.

Bu furyadan Hüseyin Avni Ulaş da nasibini aldı ve İzmir suikastı ile ilgisi olduğu iddasiyla istiklal mahkemesinde idam ile yargılandı. Yapılan duruşmalar sonucunda kendisinin suikast ile ilgisi olmadığı ortaya çıkmış ve serbest bırakılmıştır. Kendisini berat ettiren istiklal mahkemesi hâkimlerinin yüzlerine karşı: “Bu güne kadar namusumdan emindim;

fakat şimdi şüphe ediyorum” demiştir. Bunun üzerine Kel Ali’nin: “Niçin” sualine karşı verdiği cevap: “Hepsi de benden günahsız ve namuslu arkadaşlarımı astınız ben de ne gibi namussuzluk gördünüz ki, bu şerefli ölümü benden esirgediniz” diye karşılık vermiştir. Yıllarca “Sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine…” sözü ile nam salan, insanları acımasızca idam sehpalarına gönderen Kel Ali, Kılıç Ali gibi kişilere böyle bir cevap vermek elbette her yiğidin harcı değildir.

Mustafa Kemal’in “Kanla yapılan inkılâplar daha kalıcı olur” sözü ile ifadelendirdiği toplumsal dönüşüm felsefesine köklü bir karşı duruş göstermiş, eğer bir inkılâp yapılacaksa bu inkılâbın fikirle yapılması gerektiğini savunmuştur. "Biz inkılâbı fikirle yapacağız ki, payidar olabilsin. Eğer kabadayı usulünü takip edersek, korkarım ki o zaman inkılâptan mahrum kalırız.

Kanla değil fikirle inkılâp yapacağız” sözleri ile kendi inkılâp anlayışını ortaya koymuştur. Gazetecilerin kendisine yönelttiği muhalif olup olmadığı yönündeki soruya: “Evet ben muhalifim, ama neye muhalifim? Kanunsuzluğa, hukuksuzluğa, diktatörlüğe muhalifim” demiştir. İkinci meclise giremeyen Hüseyin Avni Bey daha sonra liberal görüşleri öne çıkaran Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunda yer aldı.

Şeyh Sait isyanı sonrası kapatılan bu parti ile birlikte tüm muhalifler gibi kendisi de tasfiye edilmiş, ömrünün son dönemlerinde avukatlık ve noterlik görevi yapmıştır. Hüseyin Avni Ulaş’ın hayatı ve fikirleri Türk demokrasi tarihinde göz ardı edilemeyecek bir öneme sahiptir.

Padişahlığı yıkıp yerine halk egemenliği getirdiğini iddia eden Cumhuriyet elitlerinin, aslında padişah saltanatından daha jakoben bir yönetimle yıllarca bu topraklarda hüküm sürdüklerini görüyoruz. Demokrasi süreci askeri darbeler, muhtıralar tarihi olan; kendi başbakanını idam sehpasına gönderen arızalı bir demokrasi anlayışı kısmen gelişmekte olsa da askeri vesayetin gölgesinde yoluna devam ediyor.

Hüseyin Avni, TBMM’de Lozan görüşmelerinde konuşuyor, yıl 1923:

“Efendiler, karşımızda yegâne düşmanımız İngiliz’dir. Bugün de yarın da öbür gün de İngiliz dostluğuna inananlar aldanırlar. Memlekete bilmeyerek hıyanet ederler. İngilizler bu millete ebediyen dost olmaz… Ben Paşa hazretlerinden âciz bir asker olarak, bir mülazim (teğmen) olarak soruyorum. Buyurdular ki, Musul bugün için ihraç edilmiştir (dışarıda bırakılmıştır)… Cemiyet-i Akvam kelimesini işitir işitmez hayret ettim. Efendim Cemiyet-i Akvam İngiliz şûrasından başka bir şey değildir. Cihanı aldatmak için sahte meşruiyetlere müşabih (benzer) olan şu makamı tanıyalım. Eğer aczimiz varsa resmen veririz. Kendi kendimizi aldatmayız efendiler. Musul bir sene hali intizarda (beklemede) bulunacak. Bu ne demektir efendiler? Bu milletle istihzadır (alaydır). İngilizlerden Mısır’ı aldınız, Kıbrıs’ı aldınız mı efendiler? Musul’u bugün sana vermeyen ne için yarın versin? Gayesi orada bir Kürt hükümeti teşkil edip, senin memleketini parçalayıp neticede bir Ermenistan teşkil etmek değil midir…”

Mehmed Doğan’ın dediği gibi “Bu konuşmada İngiliz’in yerine ABD, Cemiyet-i Akvam’ın yerine Birleşmiş Milletler koyarsanız bir şeyin değişmediğini görürsünüz. Bir de “Ermenistan”ın yanına “İsrail” eklenirse bugünü okumak daha da kolaylaşır!”