Erzurum'un Yiğit Komutanı Kazım Karabekir Paşa kimdir?

Doğu Anadolu ve Erzurum'un Ermenilerden temizlenmesinde büyük katkısı olan Erzurum'un Yiğit Komutanı Kazım Karabekir Paşa kimdir?

Milli mücadele döneminde bu ülkenin genci, yaşlısı, çocuğu, kadını topyekûn destansı bir mücadele verdi. Vatanları için canını veren fedakâr atalarımızdan birisi de Kazım Karabekir. Türkiye’de olduğu gibi Konya’da da pek çok sokağa, okula, vakıflara hatta ilçelere adı verilen Kazım Karabekir kimdir?

KAZIM KARABEKİR KİMDİR?

İstiklal Savaşımızın önde gelen kahramanlarındandır. İlk adı Musa Kazım olan Kazım Karabekir Paşa’nın babası, Karaman’a bağlı Kazım Karabekir ilçesi eşrafından, Mehmet Emin Paşa’dır. Yani bugünkü Konya Kazım Karabekir İlçesindendir. Yakın tarihin en önemli paşalarından ve tanıklarındandır. İyi bir tarihçi ve komutan özelliği taşır. Mustafa Kemal Paşaya Milli Mücadelede verdiği destekle tanınır.

Babası İstanbul’da jandarma subayı iken, Kazım Karabekir 1882 yılında, burada doğdu. Fatih Askeri Rüştiyesinde ve Kuleli İdadisinde okudu. 1902’de Harbiye’den, 1905 ’te Harp Akademisinden mezun oldu. Karabekir, "yüzbaşı" rütbesiyle orduya katıldı. İki yıl staj gören Karabekir, stajını Manastır'da yaptı. İttihat ve Terakki'nin Manastır örgütünün kurulmasına katıldı.

1907'de "önyüzbaşı" rütbesi alarak İstanbul Harbiye Mektebi, tabiye öğretmen vekilliğine atandı. İttihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında görev aldı. II. Meşrutiyet'ten sonra Edirne'de II. Ordu 3.tümen "kurmaylığına" atandı. 31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu'nda görev aldı. 1910 Arnavutluk ayaklanmasının bastırılması harekâtında büyük rol üstlenerek harekâta katıldı.

14 Nisan 1912'de "binbaşılığa" yükseldi. Balkan Savaşı'nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. 1914'te "yarbay" rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi.

Bir süre sonra İstanbul Kartal'da 14. tümen komutanlığına atandı ve Çanakkale'ye gönderildi. Kerevizdere'de Fransızlara karşı üç ay savaştıktan sonra "albaylığa" yükseldi. İstanbul'da I. Ordu erkân-ı harbiye başkanlığına, sonra Galiçya'ya gidecek ordunun ardından Mareşal Von der Goltz'un erkân-ı harbiye başkanlığına atanarak Irak'a gitti.

1916'da Kutü'l-Amare'yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak'ta İngilizlerle çarpıştı.

1918'de Erzincan ve Erzurum'u Ermenilerden ve Ruslardan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini ve Karakilise'yi (Karaköse) kurtardı. Aynı yıl tümgeneral oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmed İzzet Paşa'nın genelkurmay başkanlığı önerisini kabul etmeyerek Anadolu'da görev almak istedi. Önce Tekirdağ'daki 14. Kolordu komutanlığına, ardından da Erzurum'daki 15. Kolordu komutanlığına atanmasını sağlayarak Nisan 1919'da göreve başladı. Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı.

ERMENİ ORDUSUNU ORTADAN KALDIRDI

Kurtuluş Savaşı'nda Edirne milletvekilliğini ve Doğu cephesi komutanlığı yapan Kazım Karabekir Paşa, Ermenilerin eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920'de Ermeni ordusunu kesin olarak ortadan kaldırmıştır. Ermeni hükümeti bu yenilginin ardından Ankara hükümetiyle daha doğrusu Ankara hükümeti adına Kazım Karabekir Gümrü Antlaşması'nı imzalamıştır. Kars'ın alınmasıyla korgeneral yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Kurtuluş Savaşı'nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı.

1918'de Erzincan ve Erzurum'u Ermeniler'den ve Ruslar'dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini ve Karakilise'yi (Karaköse) kurtardı. Aynı yıl tümgeneral oldu. Mondros Mütarekesi sırasında sadrazam olan Ahmed İzzet Paşa'nın genelkurmay başkanlığı önerisini kabul etmeyerek Anadolu'da görev almak istedi.

Önce Tekirdağ'daki 14. Kolordu komutanlığına, ardından da Erzurum'daki 15. Kolordu komutanlığına atanmasını sağlayarak Nisan 1919'da göreve başladı. Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı.

MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLIĞINDAN, SİYASET ADAMLIĞINA

1923'te İstanbul milletvekili oldu. 1924'te, TBMM'deki Dörtler Grubu'nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkasından istifa etti. 17 Kasım 1924'te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının başkanlığına seçildi. Parti 3 Haziran 1925'te Şeyh Sait ayaklanması nedeniyle kapatıldı. Karabekir, Mustafa Kemal Paşa'ya karşı yapılan İzmir suikastı ile ilgili bazı partililerle birlikte yargılandıysa da beraat etti. Siyasi yaşamına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939'da İstanbul milletvekili olarak devam etti.

1946'da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken 26 Ocak’ta vefat etti.

Geriye ise Hayat,Emel ve Timsal adında üç değerli kız bıraktı.

Eserleri:
• Ankara’da Savaş Rüzgarları
• Bir Düello ve Bir Suikast
• Birinci Cihan Harbi 1-4
• Birinci Cihan Harbine Neden Girdik?
• Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik?
• Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik?
• Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik?
• Cumhuriyet Tarihi Set 1
• Cumhuriyet Tarihi Set 2
• İstiklal Harbimiz 1-5
• Paşaların Kavgası
• Paşaların Hesaplaşması
• Cehennem Değirmeni 1-2
• İzmir Suikasti
• Çocuklara Öğütler
• Hayatım
• İttihat ve Terraki Cemiyeti 1896-1909
• Ermeni Dosyası
• İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi
• Kürt Meselesi
• Çocuk, Davamız 1-2
• İstiklal Harbimizin Esasları
• Yunan Süngüsü
• Sanayi Projelerimiz
• İktisat Esaslarımız
• Tarihte Almanlar ve Alman Ordusu
• Türkiye’de ve Türk Ordusunda Almanlar
• Tarih Boyunca Türk-Alman İlişkileri
• İstiklal Harbimizde İttihad Terraki ve Enver Paşa 1-2
• İstiklal Harbimizin Esasları Neden Yazıldı?
• Milli Mücadelede Bursa
• İtalya ve Habeş
• Ermeni Mezalimi
• Sırp-Bulgar Seferi
• Osmanlı Ordusunun Taaruz Fikri
• Erkan-i Harbiye Vezaifinden İstihbarat
• Sarıkamış-Kars ve Ötesi
• Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu
• Bulgaristan Esareti -Hatıralar, Notlar
• Nutuk ve Karabekir’den Cevaplar

İZMİR SUİKASTİNDEN DOLAYI İSTİKAL MAHKEMESİNDE YARGILANMIŞ

Kazım Karabekir Paşanın İstiklal Mahkemesi Sorgusu…


MAHKEME BAŞKANI Ali Çetinkaya (Kel Ali):

– Zatıaliniz, Terakkiperver Fırkasının reisi bulunuyorsunuz değil mi?

Kazım Karabekir Paşa:

– Evet.

– Zatıaliniz inkılabın büyük bir şahsiyetisiniz. Tarih, bunu böyle kaydediyor. Memleketin savunulmasında nasıl bir arada dağılmadan kaldı isek, vatanın yükselmesi emrinde de öyle olması gerektiğini elbette takdir buyurursunuz. Bu sebeple zatıaliniz, nasıl olur da muhalefete geçersiniz? Lütfen izah eder misiniz?

Kazım Karabekir Paşa, bu soruyu şöyle cevaplandırdı:

– Mütareke sırasında elîm durumlara karşı elbirliğiyle göğüs gererek çalışıp Gazi’yi kendimize reis yaptığımız sırada, memleketin istinad ettiği yegane kuvvet bendim.

Ancak her inkılapta olduğu gibi, ilk zamanlar birlikte çalışanlar, maksad hasıl olduktan sonra ortaya çıkan parazitlerin bu birliği bozdukları görülür. Benim görüşüm şudur ki, Lozan sulhüne kadar kalb kalbe yekvücud olarak çalışmış arkadaşlar arasında sulhu müteakip bir ayrılık başladı. Bunun ilk tecellisi Rauf Beyle Ismet Paşa arasında müşahede edildi. Arzettiğim gibi bu mesele, sulha kavuştuktan sonra her zamandan daha fazla birliğe, tesanüde muhtaç olduğumuz günlerde ortaya öyle çehreler çıktı ki, artık ne Gazi, ne de Ismet Paşalar nezdinde eski arkadaşlıkları, eski yollara sevketmek imkanı kaldı. Aleyhimizde yazılmadık şey bırakılmadı, cahil kafalı yobazlardan daha mutaassıp halifeciler olduğumuza kadar uğramadığımız iftira kalmadı. Kimse, bunları susturmuyordu. Ben, sabrediyordum. Ismet Paşa ile Rauf Bey arasında, Lozan Konferansı yüzünden başlıyan ayrılığa mani olmağa çok çalıştım. Fakat bir türlü muvaffak olamadım. Her şeyde aynı düşünce ve kanaate sahip, müttehid olmak imkanı tabii yoktu. Ama, buna rağmen kuvvetli arkadaşların memleket ve millet işlerinde elbirliği ile çalışmaları imkanı vardı. Ben bunu temin için çok uğraştım. Fakat bununla uğraşır ve bu arada Rauf Beyle Ismet Paşayı barıştırıp birleştirmeye çalışırken, aleyhimde neşriyat başladı.

Bilhassa ordu müfettişliğim sırasında maruz kaldığım manasız muamelelere tahammül güçtü. Uzun ve derin tetkikler neticesinde hazırladığım layihalar, göz gezdirilmek zahmetine bile katlanılmadan bir köşeye atılıyor ve mütemadiyen geri kafalılığımız iddia edilerek propagandalar yapılıyordu.

Reis Kazım Karabekir Paşa’nın sözünü kesti:

– Bugün muhakeme ile resmen sabit olmuştur ki, daha evvel bazı entrikalar çevrilmiştir. Bu, millet muvacehesinde vazıh olarak tahakkuk etmiştir. Zatıalinize evvela bu noktayı hatırlatırım…

– Hepsi önlenebilirdi… Esas; birlikte, vahdette idi. O bozulmasaydı hiç kötülük olmazdı. Ben ordu müfettişi bulunduğum sırada askerlikte Meb’usluğun telif edilemeyeceğini (hem asker hem milletvekili olunamayacağını) ileriye sürdüğüm zaman bile hücuma uğruyordum. Halbuki, ne kadar isabet ettiğim biraz sonra anlaşıldı. Nihayet, bu memleketi kurtarmış olan arkadaşların, zuhur eden bir takımları tarafından, birbirlerinden ayrılması önlenemez bir hale geldi. Böyle olunca Fırkadan istifa ile Ismet Paşayı ziyaret ettim. Sonra gidip, evime kapandım, oturdum.

Muhalif bir fırka kurmak tasavvurunda değildim. Siyasetten uzak, kendi alemimde sükuna dalmak kararındaydım. Fakat karşı taraf bırakmadı. Boyuna: “Ne susuyorsun?” Ne duruyorsun? Söylesenize… Çıkınız” gibi sözlerle umumi efkarı (kamuoyunu) bir bu suretle, yani memleket hizmetinden kaçıyormuşuz gibi aleyhimize çevirmek istiyorlardı…

Bu durumda daha fazla durulamazdı. Işte Terakkiperver Fırka bu ahval tesiriyle doğdu.

Reis:

– Benim kanaatime göre bu gibi fırkalara memleketin tahammülü yoktur.

– Hayır.. Ben, aksi kanaatteyim. Memleket demokrasiye layıktır. Millet müdriktir. (Millet idrak sahibidir.)

– Ona şüphe yok. Elbette memleket müdriktir. Ancak bu tarzdaki Fırkalar, sonralarında defterlerini seyyiat (kötülüklerle) ile kapatıyorlar.

– Kabahat kimin? Fırka kurdurmamak, hükümetin elindeydi. Halbuki kurulurken: “Çalışınız, biz de böyle diliyorduk. Mubarek olsun. Allah muvaffakiyet versin…” diye bizi teşci edenlerin başında hükümet vardı. Sonra ne oldu?

Istiklal Mahkemesi Reisi, konunun dağılmak üzere bulunduğunuz görünce suikast işine döndü:

– Biliyorsunuz, diye söze başlayan Ali Bey, sözlerine şöyle devam etti:

– Ziya Hurşid, Şükrü Beyle anlaşarak Reisicumhur hazretlerine karşı bir suikast tertiplemişler. Hükümeti de devireceklermiş.. Bu husustaki malumatınızı lûtfen söyleyiniz, asıl davamız budur..

– Şükrü Beyin teşebbüsünden hiç bir suretle haberim yoktur. Bana kimse bir şey söylemedi. Sabit Beyin de haberi varmış. Varsa, böyle bir vaziyette Fırkayı derhal silah başına davet ile, Hükümeti de haberdar etmek vazifesiydi. Sabit Bey’in böyle yapmamış oluşuna hayret ederim. Hatta gelip bana haber vermeyişi de şayanı hayrettir.

– Zatıalinize de haber vermedi mi?

– Kat’iyen. Ne o, ne de başka bir kimse, bana bu mevzuda hiçbir şey söylememiştir. Haber verdim diyen varsa, gelsin yüzüme karşı söylesin.

– Rauf Bey haber verdi, diyor Sabit Bey ifadesinde…

– Hayır… Rauf Bey bana bir şey söylemedi…

– Fakat, Ordu Meb’usu Faik Bey’in mazbut ifadesinde bir nokta var… Zatıalinize haber verilmiş olduğuna dair.

– Imkanı yok… Gelsinler, yüzüme karşı söylesinler… Hiç kimse, bu iddiada bulunamaz. Söylemiş olsalarda, gizliyecek değildim. Belki haber vermek istemişler de, duyunca Fırkayı dağitma teşebbüsüne geçerim diye korkmuşlar ve saklamış olabilirler.

– O halde, bu ifadenizle, arkadaşlarınız töhmet altında kalıyorlar…

– Orasını bilemem. Ben doğruyu söylüyorum… Başka bir şey düşünmem.

– Buyurunuz, muhakeme bugünlük kâfidir.

 

 

KAYNAK: Azmi N. Erman, Izmir Suikasti ve Istiklal Mahkemeleri, Temel Yayınları, Istanbul 1971, sayfa 119 – 123.