ERZURUM'UN ENLERİ VE İLKLERİ BÖLÜM

Çok şükür sonlara doğru geldik. Şehir tarihine ait birçok bilgiyi bir araya getirmeye çalıştığım eser alanında şehirde ki ilk çalışma olacaktır. Kitabı basmak isteyen olursa hiçbir karşılık beklenilmeden vereceğim. İnşallah bu sefer bu esere sahip çıkan birileri olur. Şehir adına yazacak o kadar çok şey var ki; fakat bu kimin ilgisini çeker. Günün getirdikleriyle uğraşanlar, getirisi olmadığı için yazılanlara kulak asmayanlar, gözlerini kapatanlar olduğu sürece şehir adına yapılan her çalışma sadece münferit uğraşmalarla kalacaktır. Bu yüzden son yıllarda şehri yazan ve şehirle ilgilenen birkaç isim dışında yeni yüzler yoktur. Bu da incelenmesi gereken başka bir konudur. Şehir tarihine ilgi duyanlar ise hep aynı isimler. Muzaffer Taşyürek, İsmail Bingöl, Murat Ertaş, Nizamettin Korucu, Erdal Güzel, Abdurahman Zeynel ve akademik camiadan Murat Küçükuğurlu


İLK AZİZİYE KAHRAMANLARI
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında, Aziziye Tabyalarında düşmana karşı verilen mücadele altın harflerle yazılmıştır. Düşmanın tabyaları ele geçirdiğine yönelik haberin yayılmasıyla birlikte halk ellerine geçirdiği ne varsa yürüyüşe geçmiş ve kendini bir anda tabyalarda bulmuştur. İşte bu kahraman vatan evlatları, Kara Fatma, Şerife Hanım, Topal Gülizar, Name Kadın, Nene Hatun, Tufançlı Hüseyin Ağa, Kantarcı Mehmet Efendi, Hacı Kamil Ağa, Kavak Camisi İmamı Yaşar Emi, Topçu Mülazim Bilal Ağa, Mevlüt Ağa, Emek Bayraktar, Gül Ahmet, Mutan Aağa, Arapzade Ali efendi, Behlül’ün oğlu Aslan, Mirza’nınoğlu Hacı Hasan, Haydar’ınoğlu Şükrü ve Kasapbaşı Ağa’dır.

İLK SADRAZAM 
Osmanlı Devletinde sadrazamlık müessesi ilk defa I. Murat döneminde kurulmuştur. II. Mehmet’e kadar sadrazamlar Türk kökenlidir. II. Mehmet’le beraber sadrazamların Türk olması uygulamasına son verilmiş ve devşirme sistemine geçilmiştir. Çandarlı sülalesi Türk sadrazamların olduğu önemli ailelerden biridir. Osmanlı tarihinde sadrazamlık makamına getirilen Erzurum doğumlu Küçük Sait Paşa olarak da bilinen Mehmet Said Paşa’dır. Mehmet Sait Paşa, 1838 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiştir. Babası Hariciye memurlarından olan Ali Namık Efendidir. Mehmet Sait Paşa bu makama II. Abdülhamit zamanında getirilmiştir. Döneminde birden fazla Sait Paşa olduğundan kendisine Küçük ve Şapur Çelebi unvanı verilmiştir. Mehmet Sait Paşa birçok kez sadrazamlık görevinden alınmış ve tekrar ataması yapılmıştır. Mehmet Sait Çelebinin ilk görevi Erzurum tahrirat kalemi görevidir.

İLK GENELKURMAY BAŞKANI
Türkiye Cumhuriyetin 9. Genelkurmay Başkanı olan Feyzi MENGÜÇ bu makama gelen ilk Erzurumludur. 1896 yılında dünyaya gelen İbrahim Feyzi Mengüç, 1920 yılında Harp Okulunda mezun oldu. 1957-1958 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulundu. İsrail ile yürütülen askeri gizli ittifak görüşmelerinde büyük rol üstlendi. 1965 yılında İstanbul da öldü. Bu makama gelmiş ikinci Erzurumlu ise Memduh Tamgaç’tır. Memduh Tamgaç 1969-1972 yılları arasında makamda görev almış ve kendi isteği ile ayrılmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin 14. Genelkurmay Başkanıdır. 12 Mart Muhtırasını Cevdet Sunay’a veren ve Süleyman Demirel hükümetinin istifasını isteyen paşadır.

İLK KIBRIS HAREKETİNDE GENELKURMAY BAŞKANI
1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan Semih Sancar’dır. Türkiye Cumhuriyetinin 16. Genelkurmay Başkanı olan Semih Sancar, 1911 yılında Erzurum’da doğmuş 1984 yılında ise Ankara’da hayata veda etmiştir. 1973-1978 arası Genelkurmay Başkanlığı yapmıştır.

İLK İSMİ BİR SEMTE VERİLEN PAŞA
Erzurum toprakların yetiştirdiği önemli isimlerden biridir Şükrü Paşa. 1912-1913 arası Balkan Savaşları sırasında gösterdiği kahramanlık ve Edirne Şehrini müdafaasıyla halen daha akıllarda yer edinen mümtaz isimdir. Şükrü Paşa, 1912’de başlayan I. Balkan Savaşında yaşanılan bozgunda geriye kalan iki başarıdan birinin kahramanıdır. Hamidiye Kahramanı Rauf Bey ve Edirne Müdafaasıyla Şükrü Paşa. 6 ay şehri bütün olumsuzluklara karşı müdafaa eden Paşa’nın bu davranış Bulgar Kralı Ferdinand'ı bile etkilemiş ve şehir düşmesine rağmen Paşanın kılıcı kendisine armağan edilmiştir. Şükrü Paşa, 1874 yılında Abdülaziz döneminde açılan Darüşşafaka da öğretmenlik görevinde bulunmuştur. İlde Şükrü Paşa’nın adının verildiği Şükrü Paşa Lisesi ve Şükrü Paşa Semtinin olması hemşerilerinin bir vefa örneği olmuştur.

İLK SÜPER VALİ
1936 yılında atandığı Erzurum'da kaldığı 4 yıla asırlık eserler sığdıran süper vali Haşim işcan’dır. Haşim İşcan, Topçuoğlu İnşaat eliyle şehri yeniden imar etmiş ve cumhuriyet caddesi, Erzincankapı ve hastaneler caddesini yaşanabilir bir hale sokmuştur. Yaptırdığı havuz başını burada ördek ve kazlar mı yüzecek diye eleştirenlerin esameleri okunmazken bugün Haşim İşcan adı şehirde bakidir. Cumhuriyet Meydanını açan ve kamu kuruluşlarına binalar yaptıran Haşim İşcan, 1898-1967 yılları arasında yaşamış görev yaptığı illerden yaptırdığı yüzlerce okulla eğitim aşığı vali unvanına hak edenlerden olmuştur. Haşim İşcan, Cevdet Paşa’nın da oğludur. Haşim İşcan aynı zamanda İstanbul’un seçimle gelen ilk belediye başkanıdır.

İLK MİLLET BAHÇESİ
Son dönemlerde artık insanlar için en iyi yaşam alanları kırsal alanlar veya ağacın, suyun bol olduğu mekânlardır. Kış şartların ağır olduğu ilde nefes alınacak alanların azlığı insanları ev hayatına hapsetmektedir. Yaz aylarında ise imkanı olan bağlık, bahçelik alanlara giderken olmayanlar ise aynı rutin hayatlarına devam etmekteydi. İşte hem şehre dışarıdan gelenlere hem de sürekli sakinlere bir nefes alabilecek ilk millet bahçesi fikri Şerif Efendi tarafından gündeme getirilmiştir. Bugünkü Mumcu Caddesinin alt başında, Verem Savaş Dispanserinin bulunduğu yer de millet bahçesi açılmıştır. Uzun yıllar ildeki birçok etkinliğin merkezi millet bahçesi olmuştur. Şehrin mesire alanı olan Millet Bahçesi ne yazık ki muhafaza edilmemiş ve yıkılmıştır.

İLK BÜSTÜ DİKİLEN ERZURUMLU 
Örtülü şehrin uzak bir köşesinde yolu olmayan, susuz, okulsuz bir köy iken, Hüseyin Köycü adıyla bir vatanseverin gayretleriyle ilçe olmuş ve birçok değerli ismin okuyarak ülkesine hizmet ettiği bir yer haline gelmiştir. Ketencizadenin Güz Destanı da nazire yazacak kadar kalemi güçlü bir insandı. 1896 yılında hayata gözlerini açan Hüseyin Köycü son nefesine kadar hep mücadele etmeyi seçmiş ve ilçe merkezine heykeli dikilecek kadar hizmetlerde bulunmuştur. Hüseyin Köycü 31 Ocak 1958 yılında ise hayata veda etmiş ve İstanbul da defnedilmiştir.

İLK BOKS HAKEMİ
Erzurum’un spor tarihinde ayrı bir yere sahip olan VURALER ailesinin bir ferdi olan HADİ VURALER Hoca, futbol, voleybol, kayak, boks gibi spor birçok dalı ile meşgul olmuştur. Her el attığı dalda başarı sağlamış olan Hadi VURALER aynı zaman da Türkiye’nin de ilk uluslararası boks hakemidir. Hadi Vuraler, Fenerbahçeli DİDİ’nin 3-0 mağlup edildiği dönemde ki Erzurumspor’unda teknik direktörlüğünü yapan spor adamıdır.

EN UZUN SÜRELİ HATİMLE TERAVİ NAMAZI KILDIRAN 
Şehirde özellikle ramazan ayları farklı geçer ve âdete şehirde o havaya bürünür. Hatimle teravih namazları kılınması ise bazı camilere özgü olur. Her cami de olmayan bu uygulamanın hangi camide olduğunu ise cemaat bilir. İşte aralıksız olarak hem teravih namazlarını hem de sabah namazlarını 45 yıl hatimle kıldıran Sakıp Danışman hoca olmuştur. Sakıp Danışman Hoca, 1960-1968 yılları arasında ise Erzurum Müftülüğü görevinde bulunmuştur.

EN ÇOK SEVİLEN PAŞA
İstanbul’da doğmasına rağmen Erzurumlu olarak bilinen Kazım Karabekir Paşa’dır. Kazım Karabekir Paşa, Selçuklu Türklerindendir ve Karaman asıllıdır. Kazım Karabekir Paşa, I. Dünya Savaşında Çanakkale Cephesinde mücadele etmiş ve Alçıtepe Kahramanı olarak tanınmıştır. Kazım Karabekir Paşa, Erzurum ve çevresine XV. Kolordu Komutanı olarak atanmış ve şehrin kurtarılmasında büyük rol oynamıştır. I. Meclis açıldıktan sonra Doğu Cephesi Komutanlığına atanmıştır. Gümrü Antlaşması ve Kars Antlaşmasının imzalanmasında heyet başkanlığını yapanda yine Kazım Karabekir Paşa’dır. Kazım Karabekir Paşa askeri ve siyasi hayatına dair birçok eser de kaleme almıştır. Paşaların Kavgası, istiklal Harbimiz, Çocuk Davamız, I. Dünya Savaşıyla ilgili 4. Ciltlik kitap eserlerinden sadece bir bölümüdür. Erzurumlular, Paşalarını unutmamış fakülte, lise, ilkokul, ortaokul, vergi dairesi, mahalle ve caddelerine Kazım Karabekir’in ismini koymuştur. Kazım Karabekir adıyla bir dönem de hizmet veren bir belediyenin olması Paşanın ilde ne kadar değer verildiğine dair bir delildir. Büstü dikilen ender kişilerden biri yine Kazım Karabekir Paşa olmuştur.

EN KAHRAMAN OSMANLI ASKERİMİZ
1579-1699 yılları Osmanlı Devleti açısından sıkıntılı dönemlerin başlangıcı olmuş ve devlet duraklama dönemine girmiştir. Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümü ile başlayıp, Karlofça Antlaşmasına kadar geçen sürede yükselme döneminde olduğu gibi olmasa da münferit başarılar alınmıştır. İşte bu başarılardan biri de IV. Mehmet döneminde sadrazam Fazıl Ahmet Paşa tarafından elde edilen UYVAR zaferidir. Bu zafer sırasında Osmanlı Ordusunda yer alan ve kahramanlığı müverrih Raşit’in de eserine konu olan Uyvar Eri Erzurumlu Abbas adlı askerdir. Abbas gösterdiği kahramanlığı ile Fazıl Ahmet Paşa’nın IV. Mehmet’e verdiği izahta konu edilmiştir.

EN FAZLA ULU CAMİDE İMAMLIK YAPAN
Atabey Cami olarak da bilinen Ulu Cami de en fazla imamlık yapan ve bu yüzden Ulu cami İmamı olarak da bilinen Ketencizade Mehmet Rüştü Efendidir. 1834-1916 yılları arasında yaşamış olan Ketencizade’nin en önemli özelliklerinden biri de yazmış olduğu şiirlerdir. Şiirlerinin içerisinde en bilinen olanı ise Güz Destanıdır.

EN BİLİNDİK TARİH ÖĞRETMENİ
Şehrin tarihi kadar Türk tarihinin de mihenk taşı olan eserlerin de ortaya çıkarılmasında büyük bir rol oynayan tarih öğretmeni Abdurrehim Şerif Beygü adını şehir tarihine yazdıran sıra dışı öğretmenlerdendir. Abdurrehim Şerif Beygü Hoca1893-1944 arası süren hayatına Erzurum Tarihi-Anıtları-Kitabeleri ve Ahlat Tarihi gibi nadide eserleri de sığdırmayı başarmıştır. Üç Kümbetler bölgesinde yaptığı kazıları öğrencileriyle beraber yapmış, onlara tarih kültürünün aşılanmasında büyük katkılar sağlamıştır. O sadece bir tarih öğretmeni değil aynı zamanda tarihine sevdalı bir vatanseverdi. Eseri basıldığında evladını kaybettiği haberini almıştı. Bir evladım doğarken diğerini kaybettim diyen Abdurrehim Şerif Beygünün ismi ilimizde bir okulumuza verilerek yaşatılmaya çalışılmaktadır.

EN UZUN SÜRELİ DERGİ ÇIKARAN ERZURUMLU
Tortum ilçesinin Çamlıyamaç Köyünde dünyaya gelen Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu tarih, sosyoloji ve felsefe alanında ülkenin önde gelen isimlerinden biridir. Erzurum Tarihine ait birçok eserin de sahibi olan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 36 yıl boyunca İş ve Düşünce Dergisini çıkararak bu alanda bir rekora da imza atmıştır. Erzurum Şairleri, İktisat Nazariyeleri, Ahlak Tarihi, İbni Haldun’un Hukuka Ait Fikirleri ve Tefsiri adlı eserler hocanın çıkardığı eserlerden sadece bir bölümüdür.


EN GÜZEL BAR ŞİİRİ 
Bar, Erzurum tarihinin ve kültürünün en vazgeçilmez bir parçasıdır. Dadaş’ın en bariz vasfıdır bar tutmak. Bar, davul ve zurnanın vazgeçilmez parçasıdır. İşte Bar üzerine şimdiye kadar yazılmış en önemli şiir Sadettin Akatay’a aittir. Yazılan bar şiirinin bir bölümü şu şekildedir.
Yüz yılların ardından kopup gelen bir vakar,
Kahramanlık, yiğitlik, erlik destanıdır, BAR

Bu oyunda gör bizi, geçme sakin ıraktan,
Gözün varsa seçersin, barda karayı akdan.

Bir savaş seyri vardır, Erzurum barlarında,
Görünce kanın kaynar, o an damarlarından.

Doyum olmaz, bir görsen, Köroğlunun barını,
Güvenirsin gücüne, düşünmezsin yarını,

EN GÜZEL SESLİ İKİ KARDEŞ
Hoca Abdurrahman Efendinin çocukları olan Hafız Faruk Kaleli ve Hafız Ali Rıza Efendi sesleriyle şehir hafızasında yer edinmişlerdir. Hafız Faruk Kaleli, I. Dünya Savaşında mücadele etmiş daha sonra ise öğretmenlik görevlerinden bulunmuştur. Hafız Ali Rıza Kaleli ve Hafız Faruk Kaleli sesleri, tecvid ve tilavetleriyle dönemin müftüsü Solakzade’ni de dikkatini de çekmiştir. Hafız Ali Rıza Kaleli, Lala Paşa Camisinde hatimler okur, gönülleri hoş eder, kubbede hoş bir seda bırakırlardı. Hafız Ali Rıza Kaleli 1940, Hafız Faruk Kaleli ise 1944 yılında hayata veda etmişlerdir.

EN GÜZEL KEMANİ ÇALAN BESTEKÂR
Şehir de müzikle uğraşan ve ismini duyurabilen isimlerden biride Kemani Haydar Telhünerdir. Haydar Telhüner tef ve davul çalarak başladığı müzik hayatına keman ve ud çalarak devam etmiştir. İlk eserini Faruk Nafız Çamlıbel’in şiirini besteleyerek vermiştir. 1911-1963 yılları arasında yaşayan sanatçının mezarı ise İstanbul’dadır.

Kaynak:Ajanstürk