Erzurumlu Abdurrehim Şerif Beygü Kimdir özellikleri nedir?

Abdurrahim Şerif Beygu 1309 (H) 1894 (M) yılında Erzurum'da
dünyaya geldi. Babası Kapılar Ağası Kamil Ağanın ahfadından Gül Ali Bey,
annesi Kudret hanımdır. Çocukluğunun ve öğrenim hayatının büyük bölümünü
Erzurum’da geçiren Abdurrahim Şerif Bey, 1906-1907 Erzurum olaylarını, 1911
depremini ve Birinci Dünya savaşına şahitlik etti.

Şehrin tarihi kadar Türk tarihinin de mihenk taşı olan eserlerin de ortaya çıkarılmasında büyük bir rol oynayan tarih öğretmeni Abdurrehim Şerif Beygü adını şehir tarihine yazdıran sıra dışı öğretmenlerdendir.

Abdurrehim Şerif Beygü Hoca1893-1944 arası süren hayatına Erzurum Tarihi-Anıtları-Kitabeleri ve Ahlat Tarihi gibi nadide eserleri de sığdırmayı başarmıştır. Üç Kümbetler bölgesinde yaptığı kazıları öğrencileriyle beraber yapmış, onlara tarih kültürünün aşılanmasında büyük katkılar sağlamıştır.

O sadece bir tarih öğretmeni değil aynı zamanda tarihine sevdalı bir vatanseverdi. Eseri basıldığında evladını kaybettiği haberini almıştı. Bir evladım doğarken diğerini kaybettim diyen Abdurrehim Şerif Beygünün ismi ilimizde bir okulumuza verilerek yaşatılmaya çalışılmaktadır.

ABDURRAHİM ŞERİF BEYGU KİM?

Abdurrahim Şerif Beygu 1309 (H) 1894 (M)  yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Babası Kapılar Ağası Kamil Ağanın ahfadından Gül Ali Bey, annesi Kudret hanımdır. Çocukluğunun ve öğrenim hayatının büyük bölümünü Erzurum’da geçiren Abdurrahim Şerif Bey, 1906-1907 Erzurum olaylarını, 1911 depremini ve Birinci Dünya savaşına şahitlik etti.

Abdurrahim Şerif Bey  "Erzurum Merkez Numune-i İptidai Mektebinde" başladı. 1913 yılında  "Erzurum İdadisi" "Erzurum Sultanisi" adını aldı.  1914 yılında savaş başlayınca Abdurrahim Bey'in tahsili yarım kaldı ve  İttihat Terakki Fırkasının Erzurum'daki matbaası Albayrak'ta Merhum Sıtkı Dursunoğlu ile birlikte mürettip olarak çalışmaya başladı.1916 yılında Erzurum’un işgal edilmesiyle birlikte önce Sivas’a  oradan da Tokat Erba’ya daha sonra Kayseri’ye son olarak Konya’ya göç etti.

       Anadolu’nun çeşitli yerlerinde görev yapan Abdurrahim Şerif Bey, 1924 yılında İsmail Hakkı Kızı Edibe Hanım ile evlendi. Bu evlilikten beş kız çocuğu oldu. 1930-1934 yılları arasında Erzurum Erkek Lisesinde  tarih öğretmenliği yapan Hoca Soyadı kanunu çıkınca "Beygu" soyadını aldı. Erzurum Lisesi’ndeki görevini 1943 yılına kadar icrâ etti. Fakat hastalığından dolayı 1943 yılında kendi isteğiyle Eskişehir Lisesi’ne atandı ve burada 06.10.1944 yılında vefat etti.  Abdurrahim Şerif Hoca Yaşamı boyunca önemli eserlere imza atmıştır.

ERZURUM'DA EĞİTİMCİLİĞİ

Buradan tekrar memleketine, Erzurum’a döner ve 7 Kasım 1926 günü
Erzurum Erkek Muallim Mektebi’ndeki tarih-coğrafya muallimliği görevine
başlar. Erkek Muallim Mektebi ile birlikte Erzurum Kız Muallim Mektebi
(12.10.1929-3.08.1930) ve Erzurum Lisesi’nin (01.10.1930-01.08.1934) de
tarih hocalığını yapan Abdurrahim Şerif Beygu’nun tayini 13.10 1937 tarihinde
Trabzon Lisesi’ne yapılır.

23 Ekim 1937 de Trabzon Lisesi tarih öğretmenliği görevine başlayan Ahlat
Kitabeleri ve Erzurum Tarihi müellifi Abdurrahim Şeref Bey’den beklenen
Trabzon tarihini de yazmasıdır. Tayinin arkasında bu arzu yatmaktadır.
Abdurrahim Bey’in sağlığı buna elvermez, konuyla alâkalı ancak birkaç makale
kaleme alır.


Bir yıl kadar görev yaptığı Trabzon’dan ayrılarak 10.10 1939 günü Erzurum
Lisesi’nde göreve başlar. Bu görevi 29.09.1943 tarihine kadar sürer. Kendi
arzusuyla Eskişehir Lisesi’ne tayinine kadar hizmet verdiği bu lisede çok sayıda
insan yetiştirir.

ERZURUM SANAYİ MAHALLESİNDE İLKOKULDA ADI VARDIR

Öğretmen Abdurrahim Şerif Bey
Abdurrahim Şerif Bey, mesleğini aşkla yapan, öğrencileri üzerinde son
derece müessir bir muallim, bir mürebbi idi. Bir öğrencisi onu şöyle tarif eder:
“Onu, ortaya yakın boyu, mütebessim çehresi, arkasında kilitlenen elleri
ve sallana, sallana yürüyüşü ile ilk defa, bilmem ne kadar sene evvel sınıfımıza
bir yılın tarih dersi hocalığına gelişinden tanırım. Hürmetim, sevgim ve hatıra
diyebileceğim intibalarım o günden başlar.
O sadece bir ilim adamı değil, aynı zamanda müşfik bir kalbi, daima
gülen gözleri, iyilik sever ruhuyla âlicenap bir insandı da. Onda tuttuğunu
koparmak için çırpınan bir Türkün yenilmez azimkârlığı, yokluğa ve mahrumiyete
rağmen nura kavuşturulmak istenilen, aşk haline varmış bir ilim hümması, sabır,
tevekkül ve Allah inanının kaybolmaz belirtileri vardı.
Onu bazen, çocuk kalbimin bulabildiği en güzel isimlerle adlandırmak
isterdim. Dâhî, melek, baba, ağabey…” (Aksoy, 1946, 35)
O, görev yaptığı okullarda öğrencilerinin tarih şuurunu geliştirmek için,
onları gruplar halinde çevredeki tarihi eserleri ziyarete götürür ve tarihe
alâkalarını artırırdı. Meselâ, Erzurum’da İç kale, Çifte Minareli Medrese ve Ulu
Cami başta olmak üzere ünlü cami ve kümbetleri ayrı ayrı gezdirerek tanıtırdı.
Erzurumlu olmayan talebenin de kendi memleketlerindeki benzer tarihi eserleri
tanımalarını öğütler, hatta isteklilere yaz tatillerinde bu uğurda hususi vazifeler
de verirdi.
Abdurrahim Şerif Bey’in, bütün öğretmenlerimizin örnek almaları
gereken bu uygulaması ve teşviki neticesi talebeleri arasından çok değerli ilim
adamları çıkmıştır. Bu isimler arasında; Erzurum Lisesi’nde 1931-1934 arasında
öğrencisi olan merhum tarihçimiz Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu’nu (1917-
2005), meşhur sanat tarihçimiz merhum Prof. Dr. Halûk Karamağaralı (1923-
2009), değerli tarihçilerimizden Prof. Dr. Şerafettin Turan’ı (1925-2015)
sayabiliriz. Rahmetli Halûk Karamağaralı, hocası Şerif Bey’in ‘Ahlat Kitabeleri’
eseriyle açtığı yolda, hanımı merhum Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı ile birlikte
bir ömür devam ederek Ahlat üzerine çalışmıştır.
Prof. Dr. Şerafettin Turan da Erzurum Lisesi tarih öğretmeni Abdurrahim
Şerif Beygu’nun tarih öğrenimi yapma konusunda kendisini etkilediğini
söylemektedir. Turan’a göre; heyecanlı bir ders anlatımı vardı. Bu tarzı sayesinde
öğrencilerin tarihe alâkalarının arttığını, kendisinin de mühendis olmak isteğinin
onun yönlendirmesi ile tarihe döndüğünü belirterek şöyle der: “Öğretmenim Şerif
Bey, benim tarihe olan ilgimi hissedince lisedeki sınav kâğıtlarını bana okutmaya
36 17 Erzurumlu Tarihçi Abd GSED urrahim Şerif Beygu İhtiyar Yaşayıp Genç Ölen Büyük İnsan
Öğretmen Abdürrahim Şerif Bey
Abdürrahim Şerif Bey, mesleğini aşkla yapan, öğrencileri üzerinde son
derece müessir bir muallim, bir mürebbi idi. Bir öğrencisi onu şöyle tarif eder:
“Onu, ortaya yakın boyu, mütebessim çehresi, arkasında kilitlenen elleri
ve sallana, sallana yürüyüşü ile ilk defa, bilmem ne kadar sene evvel sınıfımıza
bir yılın tarih dersi hocalığına gelişinden tanırım. Hürmetim, sevgim ve hatıra
diyebileceğim intibalarım o günden başlar.
O sadece bir ilim adamı değil, aynı zamanda müşfik bir kalbi, daima
gülen gözleri, iyilik sever ruhuyla âlicenap bir insandı da. Onda tuttuğunu
koparmak için çırpınan bir Türkün yenilmez azimkârlığı, yokluğa ve mahrumiyete
rağmen nura kavuşturulmak istenilen, aşk haline varmış bir ilim hümması, sabır,
tevekkül ve Allah inanının kaybolmaz belirtileri vardı.
Onu bazen, çocuk kalbimin bulabildiği en güzel isimlerle adlandırmak
isterdim. Dâhî, melek, baba, ağabey…” (Aksoy, 1946, 35)
O, görev yaptığı okullarda öğrencilerinin tarih şuurunu geliştirmek için,
onları gruplar halinde çevredeki tarihi eserleri ziyarete götürür ve tarihe
alâkalarını artırırdı. Meselâ, Erzurum’da İç kale, Çifte Minareli Medrese ve Ulu
Cami başta olmak üzere ünlü cami ve kümbetleri ayrı ayrı gezdirerek tanıtırdı.
Erzurumlu olmayan talebenin de kendi memleketlerindeki benzer tarihi eserleri
tanımalarını öğütler, hatta isteklilere yaz tatillerinde bu uğurda hususi vazifeler
de verirdi.
Abdürrahim Şerif Bey’in, bütün öğretmenlerimizin örnek almaları
gereken bu uygulaması ve teşviki neticesi talebeleri arasından çok değerli ilim
adamları çıkmıştır. Bu isimler arasında; Erzurum Lisesi’nde 1931-1934 arasında
öğrencisi olan merhum tarihçimiz Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu’nu (1917-
2005), meşhur sanat tarihçimiz merhum Prof. Dr. Halûk Karamağaralı (1923-
2009), değerli tarihçilerimizden Prof. Dr. Şerafettin Turan’ı (1925-2015)
sayabiliriz. Rahmetli Halûk Karamağaralı, hocası Şerif Bey’in ‘Ahlat Kitabeleri’
eseriyle açtığı yolda, hanımı merhum Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı ile birlikte
bir ömür devam ederek Ahlat üzerine çalışmıştır.


Prof. Dr. Şerafettin Turan da Erzurum Lisesi tarih öğretmeni Abdürrahim
Şerif Beygu’nun tarih öğrenimi yapma konusunda kendisini etkilediğini
söylemektedir. Turan’a göre; heyecanlı bir ders anlatımı vardı. Bu tarzı sayesinde öğrencilerin tarihe alâkalarının arttığını, kendisinin de mühendis olmak isteğinin onun yönlendirmesi ile tarihe döndüğünü belirterek şöyle der: “Öğretmenim Şerif Bey, benim tarihe olan ilgimi hissedince lisedeki sınav kâğıtlarını bana okutmaya başladı.

Ben tarih sınavlarını okurdum; rahmetlinin bir değerlendirmesi kalırdı.


O bakımdan o benim tarihe yönelmem de büyük etki yaptı. Bana hep ‘sen iyi
tarihçi olursun’ derdi.” (Gözcü, 2008, 49-50)
Abdurrahim Şerif Bey’in Tarihçiliği Dursunoğlu onun lise yıllarından şöyle bir hatıra aktarır:
“Beygu’nun tarihî ve coğrafî adlara karşı vefalı bir hafızası vardı. Birkaç
muzip arkadaş, onu teneffüs saatlerinde mektep bahçesinin bir köşesinde
sıkıştırır, bir nefeste birkaç Çin şehrini sayamazsa cezalandıracağımızı
söyliyerek tehdit ederdik. Merhum gülerek saymaya başlar, ikmal edemeyince
sırtını biraz daha kamburlaştırarak aramızdan kaçardı.” (Dursunoğlu, 1944, 23-
24)
Mükrimin Halil Yinanç bu hatıradan yola çıkarak; “Henüz Erzurum
İdadisinde iken tarihçiliği ile şakalaşan bazı arkadaşlarının yaptıkları talebe
şakaları, onun daha şimdiden müverrihlik itiyatlarına sahip olduğunu
göstermekte idi” (Halil, 1945, 16) der.
Gerçekten de Abdurrahim Şerif Bey çocukluğundan beri tarihle birebir
özdeşleşmiş, şahsiyeti onunla yoğrulmuş bir kişi idi.

Onun bu vasfını, tarih çalışmalarındaki gayretini ve bu uğurda çektiği meşakkati arkadaşı Sıtkı Dursunoğlu şu cümlelerle pek güzel ifade etmektedir:
“İhtiyar Yaşadı, genç öldü… Onu eskiden ve yakından tanıyan dostları
bilirler ki; o, çocuk denecek yaşta da, sırtında hafif kamburu, alnında çizgi çizgi
çile izleri taşırdı. İdadiden itibaren onu bir de tarih merakı sarınca, beşerin bu
eski ilmiyle sanki kol kola yürümeğe başlamış, o geçkin ilimle bu genç adam,
zaman hususunda da bir birlerini ayarlamak ister gibi olmuşlardı.”
“Anadolu Türk tarihinin en bakir ve karanlık safhasını onun “Ahlat
Kitabeleri” ile tanıdık. Taşın ve yazının (Yazıt) kekeme dilini, günlerce mihnetli
kağnı yollarını aşarak, ev diye oyuklarda yatarak, çok kere ekmeğine katık
bulamayarak o çözdü. Büyük müsteşrikler tarafından takdir edilen eser, yarınki
Anadolu tarihçisinin en kuvvetli mehazıdır.” ( Dursunoğlu, 1944, 23)

26 Ekim 1943’te Eskişehir Lisesi’nde göreve başlayan
Abdurrahim Şerif Beygu’nun hastalığı giderek ağırlaştı ve 06.10.1944 günü
burada hayata gözlerini yumdu.

 

KAYNAK: İsmail HACIFETTAHOĞLU, ERZURUMLU TARİHÇİ ABDURRAHİM ŞERİF BEYGU İHTİYAR YAŞAYIP GENÇ ÖLEN BÜYÜK İNSAN

Atatürk Üniveristesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi
Journal of the Fine Arts Institute (GSED), Sayı/Number 36, ERZURUM 2016, 9-26