Erzurum’da aile fertlerinden birinin ölümü, ailenin en kederli günlerinden birini teşkil eder. Bu acılı günlerde gösterilen dayanışma, vazgeçilmez bir gelenektir.

Ölüm ve sonrasında yapılan geleneklerden de anlayacağımız üzere, bu acılı olay
Erzurum yöresinde metanetle ve saygıyla yaşanmıştır. Cenaze sahiplerinin metaneti ve eş dostun cenaze evine gösterdiği saygı toplumumuzda kültürel değerlerin hala bu bölgede yaşatıldığının en büyük göstergesidir. Halk içerisinde dayanışmanın, yardımseverliğin hissedildiği zamanlar ya çok neşeli ya da çok üzüntülü olaylar sonucunda gözlenir. Ama bu kenetlenme acı karşısında daha net görülür.

Dünyaya gelen her canlının, zamanı geldiğinde hayatı son bulacaktır.
Yeryüzündeki bütün medeniyetlerde ölüm acıyı ve kaybı ifade eder. Bu bir
etkileşimin değil kaybın karşısındaki tepkinin ortaklığıdır. Yani hangi coğrafyada
olursa olsun, insan duyguları küçük farklılıklarla büyük ortaklıklar teşkil eder.
Ölümün beraberinde getirdiği ritüellerin temelindeki duygu aynıdır; yastır, acıdır
ama bunu yansıtış biçimleri toplumların inanışlarına göre farklılık gösterir. Bir
yakının kaybını yaşamak insanoğlunun hayatındaki en zor anlardandır.

Yaşlıların ölümü “Allah ele ayağa düşürmeden kurtardı” sözleriyle daha
metanetle karşılanırken, genç ölümü insanların yüreğine bir kor gibi düşer, bu
soğukkanlılık böyle bir durumda pek korunamaz.
Anadolu’da bir cümle ölümle başlayacaksa bunun önüne kesinlikle “Evlerden
uzak” tabiri eklenir. Bu kavram ne kadar acı olursa olsun, kaçınılmayacak sondur,
dolayısıyla bu durumun getirdiği adetler, gelenek ve görenekler de layıkıyla yerine getirilmelidir.

VEFAT

Vefat: Eğer biri defnedilmeyecek bir vakitte vefat etmişse, cenaze o gece ayrı
bir odaya konulur, odanın soğuk olması gerekir(K1), bu nedenle odanın serin olması içi camları açarlar.(K2) Cenazenin üstüne bakır bir tepsi, tepsinin üstüne de tas veya bıçak koyarlar ki karnı şişmesin. Cenazenin gözleri açık gitmesin diye gözlerini hemen kapatırlar, ağzı açık kalmasın diye çenesini tülbentle bağlarlar ve donup tostoparlak olmaması için kollarını ve ayaklarını dümdüz yanına uzatırlar. Cenaze için yere ince bir yatak atarlar, bu yatağa “rahat döşeği” denir. Cenazeyi buraya yatırır üstüne beyaz bir çarşaf örterler

Erzurum ve yöresinde evde birisi öldü mü, ev içerisinde bulunan kazan, kova, bidon gibi şeylerin içinde bulunan bütün sular dışarıya dökülür.

İnsanoğlunun hayatının sonlanacağı noktaya ölüm adını veririz. Her insanın er ya da geç yaşayacağı mutlak son ölümdür. Bu kaçınılmaz sonun beraberinde getirdiği uygulamalar ve inanışlar vardır. Bu uygulamaları şekillendiren en önemli kavram dindir.

Cenaze namazına yakınları mutlaka katılır. Cenaze defninden sonra evin kapısına gelinir ve tazıye verilir. 3 gün boyunca taziyeler kabul edilir. Taziyelerde Kuran'dan aşırlar okunur ve dua edilir.

“Cenaze harcı”; cenazenin defin işlemleri ve masrafları cenaze sahibinin yakın dostları, komşuları tarafından görülür. Üç günlük yastan sonra cenaze sahibi harcı gören kimse ona masrafı geri öder.

Cenazenin Yıkanması: Sabahında kazanlar kurulur, cenazeyi yıkamak için su
ısıtılır. Cenazeyi köyün hocası yıkar. Cenaze erkekse erkek hoca, bayansa köyde
duaları bilen, cenazenin nasıl kaldırılacağını, nasıl talkım verileceğini bilen bir bayan cenazeyi yıkar. Yıkayan bayanın dul olması gerekir, evli barklı bir bayan cenaze kaldıramaz. (K1) Öncesinde evlerde su olmadığı için evin içinde banyo da olmaz, bu nedenle cenaze bahçelerde yıkanır ama etrafını çarşafla kapatır, ulu orta yerde yıkamazlar. Cenazeyi yıkayan der ki; ”Var mı bana yardım etmek isteyen.” Eğer yakınlarının içi kaldırmazsa o zaman hocanın yanında iki tanede yardımcı olur. Hiç konuşmadan salâvat-ı selamlar getirerek cenazeyi yıkar, abdestini aldırırlar. Abdesti aldırırken bir parça pamuk konulur, bu Fadime anamızın sünnetidir. Cenazenin başına yaşmak bağlanır, gözlerinin çukurlarına güzel koksun diye beyaz bir toz2 koyulur.(K2) Avucunun içine kına konulur, çünkü kına cennet sıvasıdır.(K1) Fadime anamız sürme sürdüğü için cenaze bayansa gözlerine sürme çekerler.(K2) Cenazeyi yıkarken cenazenin sağında ve solunda ölü huncu3 yakılır. Etrafa çok güzel bir koku yayılır, onun kokusuna şeytanın gelmeyeceğine inanılır.

Cenazenin defnedilmesi: Cenazenin taşınmasını yakınlarına bırakmazlar,
cenazeyi kabristana eşi dost götürür. (K1) Cenazeyi kabre oğlu, ağabeyi veya kardeşi koyar.(K2) Koyduktan sonra cenazenin bağlı olan ayakları ve çenesi çözülür. Hoca, defin esnasında cenazenin yüzünü açar “Gelsin yakınları görsün hem de gözlerine toprak koysun” der. Cenazenin yakınlarından biri gidip cenazenin gözlerine toprak koyar ki, bu dünyada gözü kalmasın. “Senin gözünü bir avuç toprak doyursun” veya “Ölünce benim gözüme toprak koyasın” deyimleri bu uygulamadan dolayı çıkmış .

Cenaze Evi: Cenaze evinde; akşam namazından sonra ışıklar yakılır ve sabaha
kadar söndürülmez. Bu durum cenazenin kırkına kadar sürdürülür.(K2) Cenaze
evinde keyfi bir durum gerçekleşmez, herkes gelir ortam sakin olur. Kadınlar ve
erkekler ayrı yerde oturur. Cenaze evinde kimse gülmez, televizyon, radyo açılmaz, banyo yapılmaz, çamaşır yıkanmaz, yemek pişirilmez.
Taziye günleri yemeği; Hane halkı üç gün taziyeleri kabul eder. Yemek yapmaz. Yakın komşuları üç gün cenaze evine yemek gönderir.
Yoklama; Yemek gönderemeyenler, üç günden sonra kete, çörek, çay-şeker gibi ikram yiyeceklerini cenaze evine gönderirler.
Helva pişirme; Üç günden sonra cenaze evinde helva pişirilir. Konu komşuya, mevlide gelenlere dağıtılır.
Çamaşır yıkanması, eşya dağıtımı, fakire fukaraya verilmesi, kırk yemeği ile devam eder.

Yedisi ve Yas Kaldırma: Cenazenin defnedildiği günün haftasında yine
helva yapılır, yemek verilir. Helvayı yapan kişi artık fark etmez, yakın biri de
yapabilir, komşularda. Sonra mezarlığa gidilir, yapılan helva tepsiyle mezarlığa
götürülür. Orda hem cenazeye dua okur, hem de helvasını orda bulunan herkesedağıtırlar. Helvayı yiyenler cenazenin ruhuna dua ederler.

Elli İkisi Gecesi: Elli iki gün sonra cenazenin etinin kemiğinden ayrıldığını
söylerler, bu nedenle helva yapılır yemekler hazırlanır, gelenlere ikram edilir.
Yemeğin ardından kabristana gidilir yapılan helva kabristana götürülür, orada yine
cenazeye dua okutulur ve oradakilere helva dağıtılır
İlk bayram; Cenazenin definin’ den sonra gelen ilk dini bayram, o aile için tekrar yas günüdür. İlk bayramda tekrar taziyeler verilir.

 

 Cenaze Evine Saygı: Cenazenin kalktığı köyde çok zor durumda
kalmadıkça, köy halkı en az bir yıl düğün yapmaz. (K2)Eğer yapılacaksa düğün
sahipleri cenaze evine gider ve “Komşular, bu da Allah’ın emri o da Allah’ın emri, o
da Allahtan bu da Allahtan. Eğer müsaadeniz varsa davul çaldıralım eğer
müsaadeniz yoksa davul çaldırmadan gelini gidip alalım, bizi bağışlarsanız, izniniz
olursa düğünümüzü yapalım” derler.
Cenaze evine giderken de şeker, çay götürür, yas kaldırırlar.(K1) Cenaze evi
kabul ederse düğün yine de davullu zurnalı olmaz ki cenaze evi rahatsız olmasın, zaten birinci derece yakın akrabalar birkaç yıl düğün yapmaz.(K2)
Cenaze evinin yası bir yıl devam eder, o bir yıl içerisinde kim düğün yaparsa,
gidip cenaze evinden izin almak zorundadır. (K1) Cenaze evinin çok uzun süre yas tutması da doğru değildir, böyle bir durumda eş dost gider ve onlara “Allah verdi Allah aldı, Allahın gönlüne güç gider toparlanın artık” derler.(K2) Bir komşunun radyosu açıksa cenaze sahibi oraya gittiğinde komşu bile radyoyu kapatır, bu cenazesahibine duyulan saygıdandır.