Diyarbakır Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürlüğü seminer salonunda, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Ahmet ÜNSAL tarafından " Ehl-i Sünnette Karşı Yapılan Tehditler" konulu bir konferans verildi.

İhtisas Merkezi Müdürü Fatih ÇATMAKAŞ, Eğitim görevlileri, İhtisas ve Tashıh-ı Hurûf kursiyerlerinin de hazır bulunduğu konferans, Tashıh-ı Hurûf kursiyerlerinden Nurullah ERPİN'in Kur'ân-ı Kerim tilaveti ile başladı.
Ardından kürsüye gelen Prof. Dr. Ahmet ÜNSAL konuşmasında şunları dile getirdi :
Asılar boyu İslam dini, düşmanları tarafından her türlü saldırıya maruz kalmış hem madden hem de mânen kuşatılmaya çalışılmıştır. İslam düşmanları, Müsteşrikler ve içerideki yardımcıları Münafıklar vasıtasıyla İslam dininin omurgası olan Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat’e her fırsatta saldırmışlardır. Bu saldırıların ardı arkası kesilmemiş, kesilmeyecektir de. Özellikle son asırda batılıların Ehl-i Sünnet’i tehdit etmesinin amacı, İslâm’ın yeniden tarih yapacak bir aktör olarak tarih sahnesine çıkmasını ne pahasına olursa olsun önlemek!
Batılıların Ehl-i sünnette, özellikle ülkemizi hedef almasının amacı; bir taşla bir kaç kuş birden burmuş olacaklar:
1- İslâm’ın tarih sahnesine çıkmasını önleyebilmenin tek yolu var: Bin yıldır Müslümanları dimdik ayakta ve diri tutan bu Ehl-i sünnet omurgayı çökertmek.
2- Ehl-i sünnet’in kurucu sütunlarını yerle bir etmek; bunun için de İslâm dünyasında mezhepleri tartışmaya açmak, bin yıllık birikimi ’uydurulmuş din’ diye sığ bir kafayla topa tutmak, hadisleri ve dolayısıyla Hz. Peygamber’i devre dışı bıraktırmak...
Sonra da, ilkin, Hâricî mantığına dayalı paralel din’leri İslâm dünyasına hızla yaymak, bunları terörize etmek, böylelikle Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmak; ardından da bunun alternatifi bir başka paralel din gibi ılımlı, modernize edilmiş, ruhsuzlaştırılmış sahte din anlayışlarını öne sürmek...
Kendi emellerine ulaşmak için önüne çıkan engelleri hiçbir ahlâkî kural taşımadan ortadan kaldırmaya çalışan bu İslam düşmanlarına karşı, ümmetin hem ilmî hem de siyasî bakımından ilerlemesi son derece elzemdir.
Peki, Ehl-i sünnete saldırıların temel amacı nedir? Her türlü kurnazlıklara başvurarak neden Ehl-i sünneti bertaraf etmek istiyorlar?Çünkü İslam düşmanlarının önündeki en büyük engel Ehl-i sünnet omurgadır. Bu caddenin içerisinde çeşitli cemaatler ve tarikatlar mevcuttur. Bunlar bin küsur yıldır Ehl-i sünnetin bekçileri olmuş, toplumun İslam’ı yaşamasında her türlü olanağı sağlamıştır.
Batılılar, Ehl-i sünneti yıkmak için üç ana temele –mezhepler, cemaatler ve tarikatlar- medyasıyla, zehirli kalemleriyle ve kendi fikirlerine hizmet eden oryantalist zihinli münafıklarla daima saldırı düzenlemişlerdir. Bu saldırıları düzenlemekten de asla vazgeçmeyeceklerdir. Çünkü Hak’la batılın savaşı kıyamete kadar sürecektir.
Batılılar İslam’a her türlü saldırıyor dedik. Müslümanları meydanlarda yıkamayan bu güruh, kırmızı çizgilerimize saldırarak reflekslerimizi ölçmeye başladılar. Modernist kafa yapısında olan hocalarla(!) zehirli fikirleri, çok masum görünümlü düşüncelerin arkasına gizleme taktiği ile kafa karışıklığı meydana getirilmeye çalışılmaktadır. İnsanların zihinlerini bulandırdıktan sonra kitleleri, ’Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat’ten uzaklaştırmanın kolaylaşacağı şüphesizdir. Bundan sonra artık onları dün olduğu gibi çeşitli dalâlet fırkalarına yönlendirmek hiç de zor olmayacaktır.
Ümmetin ’kırmızı çizgileri’ ya da ’gizli kodları’ nelerdir? İslam düşmanları sinir uçlarımıza dokunarak neyi amaçlıyorlar? Bizleri hangi tehlikeler bekliyor?
Batılılar İslam’a saldırılarını bizzat kendileri değil kendi zihin yapısına uygun hocaları(!) kullanarak yapmaktadırlar. ’Bilimsel araştırma ve gerçekleri ortaya çıkarma’(!) kılıfı adı altında Müslüman toplumunun inançlarında tahribat yapıyorlar. Bunu yaparken de adım adım ilerliyor. Toplumun sinir uçlarına dokunarak ve gizli kodlarını kırarak, insanlarda şaşkınlık yaratıyorlar. Ve bu şekilde de düzeni çökertmeye çalışıyorlar. Ümmeti ayakta tutan, birlik ve beraberliğini sağlayan omurgalara saldırarak aynı çatı altında kalmalarına engel oluyorlar. Her devirde ümmetin başına bela olacak paralel din icat ederek kaos ortamı yaratıyorlar.
Müsteşriklerin, kırmızı çizgi ile Müslüman toplumunun itikadını bozmak için ortaya attıkları zehirli cümleleri nelerdir? Hangi cümlelerle Müslümanları kaygan zemine itmek istiyorlar?
Ehl-i sünnet omurgasını zedelemek ve parçalamak isteyenlerin en gelişmiş argümanı ’Kur’an’a dönüş’ cümlesidir. Sözlerinde dâima ’Elimizde güvenile¬bilecek, bize kadar bozulmadan, beşer müdaha¬lesine uğramadan gelmiş tek kay¬nak Kur’ân’dır, diğerlerinden emin olamıyoruz. Tarih içeri¬sinde bir sürü şeyler cereyan etmiş, hadisler uydurulmuş vs.’ gibi gerekçelerle ve aldatıcı kelime oyunlarıyla ’Sadece Kur’ân’a güvenelim’ diyerek amaçlarının üstünü kapatıyorlar.
Bu bir çelmedir, ayak oyunudur ve ne yazık ki genç kuşaklar bu ayak oyununa çok çabuk kanıyorlar. Evet, oyun çok büyüktür. Hadisler ve Sünnet hayatımızdan çıkınca elimizde Kur’ân-ı Kerim, adeta insanların yorumuna, insafına, algısına terk edilmiş ölü bir metin olarak kalıyor.
Zira özellikle yıkmak istedikleri ve etrafında yaygaralar kopardıkları ’Sünnet müessesesi’dir. Sünnet’in bağlayıcılığı konusunda, ’olsa da olur olmasa da olur. Kur’an bağlayıcıdır. Hadisler haber-i vahiddir. Sünnet müessesesini insanlar oluşturmuş. Elimiz¬de Kur’an’dan başka güvenilecek kaynak yoktur.’ gibi sözlerle önemsizleştirme çabaları içerisine girerek dine ne kadar zarar verdiklerinin ya farkında değiller ya da bilerek tahrif ediyorlar.
1400 yıllık birikimi bir çırpıda silen bu ekip çok tehlikelidir. Ümmet, özellikle Bu ümmetin gençleri bu tehlikenin içine çekilmeye çalışılıyor. Ne yazık ki biz itikadımızı, sözün büyüsüne terk etmiş durumdayız bugün. Bu zaaftan kurtulmamız, çıkmamız lazım. Bu psikoloji sağlıklı bir psikoloji değil. Bu hocaların(!) ifade tarzlarına dikkat edildiğinde, kelime oyunu, sihirli cümleler ve yuvarlak kelimeler kullandıkları görülmektedir. Bunu bertaraf etmenin yolu, genç kuşağa Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat anlayışını iyice işlemeden geçer. Çünkü düşmanlar –maalesef ki- bunu bizden daha iyi analiz ediyor daha sonra içini boşaltıp topluma sunuyorlar. Bundan dolayıdır ki Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat kavramı iyi bilinmeli, topluma özellikle genç kuşağa iyi anlatılmalıdır.
Tasavvuf ve cemaatlerin Anadolu’ya kattığı değerler nelerdir? Kur’an ve Sünnet anlayışını toplumun ruhuna sirâyet etmesinde öncülük etmişler midir? Selçuklu ve Osmanlı devletinin kurulmasında ne gibi faaliyetler göstermişlerdir?
Cemaatlerin ve tarikatların önemini anlamak için tarihimize göz atmak yeterli olacaktır. Tarihin derinliklerinde Ehl-i sünnet dairesinde yürüyen cemaat ve tarikatların ülkesine, devletine ve milletine çok şeyler kattığı muhakkak görülecektir. Her alanda kendini bâriz bir şekilde göstermiş, Allah’ın dinini ayakta tutmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamışlardır.
Kaynağını Kur’ân ve Sünnet’ten alan tasavvufî cemaatler Selçuklu ve Osmanlı kurumlarını; saltanatı, ordusu, ilmiyesi, sosyal ve iktisadi hayatı, sanat ve edebiyatı ile şekillendiren ve özellikle de Osmanlı’ya kendine has bir renk ve damga vuran müessese olmuşlardır.
Son olarak; cemaatlere ve tarikatlara, dolayısıyla Ehl-i sünnete yapılan bu saldırılara karşı bizler tepkisiziz asla kalamayız. Her alanda sesimizi yükseltmeli, hak ve hakikati kitlelere anlatmalıyız. Tabi bu alanda dirayetli hocalarımıza çok iş düşüyor.