ARTVİN'İN KURTULUŞU'NUN 100.YILDÖNÜMÜ 

1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonucunda (93 Harbi) Rus egemenliğine giren Artvin I. Dünya Harbi'nin şiddetini en derinden yaşan bölgelerden birisi 
olmuştur. Rus tahakkümü altında kalan halk, türlü acılara
katlanmış ancak gerek düzenli birliklerle gerekse de milis kuvvetlerle büyük bir
direniş örneği sergilemiştir.

Artvin ve çevresinde ise Melo Hudut Taburu, Salalet mezrasında Rus birliğine karşı harekâta başlamıştı. Bu Artvin'deki ilk sıcak temastır. "Kara Yüzbaşı" lakaplı İsmail Hakkı Bey komutasındaki kuvvetler, Rusları püskürtmeyi başarmış ve Artvin'e doğru ilerlemişlerdir.

Rus kuvvetler bu direniş karşısında Harhan yolu ile Ardanuç'tan Yalnızçam-Ardahan'a çekilmişlerdir. Hod Taburu'ndaki askerlerden bir kısmı ise Ardanuç'a girmiştir. 22 Kasım 1914 tarihinde Melo Hudut Taburu ve Ruslar arasında yapılan
mücadeleler sonucunda Artvin Türk kuvvetlerince alınmıştır. Bu mücadelelerde Deli Halid Paşa'nın büyük mücadelesi olmuştur. Çiçek Nine'nin kahramanlıkları destan olmuştur. Halkın mücadelesi her türlü övgüye mazhardır.

93 Harbi’nden sonra imzalanan Berlin Antlaşması’yla savaş tazminatı olarak Rusya’ya bırakılan Artvin ili, 40 yıl Rus işgali altında kara günler yaşamıştır.

I. Dünya Savaşı sürerken 1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilâli gerçekleşmiş ve Rusya Brest Litovsk mütarekesiyle ile savaştan çekilmiştir. Daha sonra yapılan Brest Litovsk Antlaşması hükümleri gereği halk oylaması yapılmış ve bu oylamada Artvin, halkın % 99 isteğiyle anavatana katılmıştır.

Ancak anavatana katılma sevinci çok da uzun sürmemiştir. Çünkü Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış ve imzaladığı Mondros Mütarekesi hükümleri gereği Artvin ve çevresi 17 Aralık 1918’de İngilizlerin, onların çekilmesiyle de Gürcülerin işgaline maruz kalmıştır.

Bu işgaller sırasında Artvin halkı hem işgal güçleriyle hem de onların silahlandırdığı Ermeni çeteleri karşısında bağımsızlıklarını ve hayatlarını korumak için kendi aralarında teşkilatlanmışlardır.

Kazım Karabekir Paşa emrindeki 15. Kolordu kuvvetlerinin, 30 Ekim 1920’de Kars’ı kurtarmasından sonra Artvin’in kurtuluşu meselesi, diplomasi yoluyla sağlanmaya çalışıldı. Bağımsız Türk devletinin temellerini atmaya çalışan TBMM hükümeti, 22 Şubat 1921’de Gürcistan Hükümeti’ne verdiği sert bir ültimatom ile Ardahan ve Artvin’in boşaltılmasını istemiş, aksi halde askerî harekâtta bulunacağını bildirilmişti. O sırada Rusya’nın Gürcistan’ı işgale kalkışması Rus – Gürcü savaşını da başlatmıştı.

Dolayısıyla bağımsızlığını yeni ilân etmiş olan Gürcistan Cumhuriyeti farklı bir cephede daha savaşacak durumda olmadığından Ankara hükümetinin notasına verdiği 23 Şubat 1921 tarihli cevapta Ardahan ile birlikte Şavşat, Ardanuç ve Artvin’in de terk edeceğini bildirdi. Böylelikle Artvin ve çevresi savaşsız bir şekilde kurtarılarak anavatana tekrar katıldı.

ARTVİN'İN YAKIN TARİHİ 

Halife Hz. Osman döneminde 646’da İslâm topraklarına katılan Artvin çevresi daha sonraları Bizans ve İslâm orduları arasında birkaç defa el değiştirdi. Bu el değiştirmeler sırasında, bugünkü Artvin şehrinin nüvesini teşkil eden, müslüman ordularının akınlarını gözetlemek için Livane Kalesi yapıldı (m.s. 939). Artvin ve civarında Selçuklu hâkimiyeti 1068 yılından itibaren kurulmaya başladı. Daha sonraları bu bölge bir süre Gürcüler’in eline geçtiyse de sonra tekrar Selçuklu ülkesine katıldı. Selçuklu döneminde Artvin yöresi Azerbaycan Atabegleri idaresinde bir uç beyliği şeklinde idi.

XIII. yüzyılda Moğol ve İlhanlı istilâlarına uğradıktan sonra XV. yüzyılda Akkoyunlular’dan Karayülük Osman Bey Çoruh boylarına kadar ulaştı. Daha sonra da Uzun Hasan bu toprakları Akkoyunlu hâkimiyeti altına aldı; fakat mahallî idareciler olan Atabegler yönetimlerine devam ettiler. Daha sonra bölge tekrar Gürcü istilâsına uğrayınca Artvin beyleri o sırada Trabzon valisi olan Şehzade Selim’e (Yavuz Selim) müracaat ederek yardım talebinde bulundular ve Osmanlılar’ın yardımıyla Gürcüler’i kovdular. Bu dönemde Artvin ve çevresi Osmanlı Devleti himayesinde yarı müstakil bir şekilde kalmıştır. Kanûnî döneminde, Erzurum Beylerbeyi Dulkadırlı Mehmed Han’ın 1536-1537 harekâtı sırasında Artvin’in de içinde bulunduğu bölge ele geçirildi ve Artvin ile Yusufeli’ni içine alan Livane sancağı kurularak Erzurum beylerbeyiliğine bağlandı.

Bir süre sonra elden çıktığı anlaşılan bu bölge, 1549’da ikinci vezir Ahmed Paşa’nın gayretiyle yeniden zaptedildi. 1578’de başlayan Osmanlı-İran mücadelesi sırasında bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti sağlamlaştırıldı ve 1579’da Çıldır eyaletinin teşkilinden sonra da Artvin, bu eyalete bağlanan Livane sancağının merkezi oldu.

XIX. yüzyılın başlarına kadar sürekli olarak Türkler’in elinde kalan Artvin bu yüzyılda iki defa Rus işgaline uğradı. Haziran 1828’deki Rus işgalinden sonra imzalanan Edirne Muahedesi ile Ahıska Ruslar’a terkedilince Artvin’in bağlı olduğu merkezi Ahıska olan Çıldır eyaletinin teşkilâtı bozuldu.

Bundan sonra Artvin, Trabzon eyaletinin Batum sancağına bağlı bir kazanın (Livane kazası) merkezi oldu ve bu durum 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasına kadar sürdü. Savaş sonunda 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos Antlaşması’nın bir maddesine göre Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı karşılığı olarak Batum, Kars, Ardahan, Eleşkirt ve Bayazıt’ı terkediyordu. Batum sancağı içinde yer alan Artvin de söz konusu madde kapsamına girmiş oldu ve 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması’nın 58. maddesine göre elviye-i selâseye dahil Artvin, Kars ve Ardahan ile beraber Rusya’ya bırakıldı.

8 Şubat 1879’da İstanbul’da imzalanan Muâhede-i Kat‘iyye’nin 7. maddesine göre üç yıl içinde burada yaşayanların serbestçe göç etmesine izin verildi ve bu maddeye göre birçok Artvinli Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılarak özellikle Kocaeli yarımadasının nüfusu seyrek kesimlerinde yeni kurulan köylere yerleşti. Artvin işgal altında bulunduğu yıllarda Rusya idarî teşkilâtı birimlerinden Kars oblastı içinde yer aldı.

Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki 15. Kolordu’nun yeni Türkiye’nin ilk askerî zaferini 30 Ekim 1920’de Kars’ı kurtararak gerçekleştirmesinden sonra Artvin’in kurtuluşu meselesi diplomasi yoluyla çözüldü. Yeni Türk hükümeti 22 Şubat 1921’de Gürcistan Cumhuriyeti’ne verdiği bir ültimatomla Artvin’i de işgale hazırlandığını bildirdi. Buna verilen 23 Şubat 1921 tarihli cevapta Ardahan ile birlikte Artvin’in de terkedileceği resmen bildirildi. Bundan dört gün sonra 27 Şubat 1921’de Artvin kesin olarak Türkiye topraklarına katılmış oldu. Bu fiilî durum daha sonra 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması’yla da hukukîleştirildi.

Artvin ve çevresi anavatana yeniden kavuşunca önce dört buçuk ay müddetle Ardahan sancağına bağlandı. 7 Temmuz 1921 tarih ve 133 numaralı kanunla Artvin sancağı kurulunca da Artvin şehri bu yeni sancağın merkezi oldu. 1924 tarihinde Türkiye’nin idarî teşkilâtında yapılan değişiklikle sancaklar vilâyet haline dönüştürülürken Artvin şehri yeni kurulan ve aynı adı taşıyan vilâyetin merkezi oldu.

Bu vilâyet 1 Haziran 1933 tarihinde çıkan 2917 sayılı kanunla lağvedildi. Artvin de bir kaza merkezi olarak aynı kanunla kurulan ve merkezi Rize olan Çoruh vilâyetine bağlandı. Çoruh vilâyeti 2885 sayılı ve 4 Ocak 1936 tarihli kanunla lağvedilip yeni bir Çoruh vilâyeti kurulunca da Artvin bu yeni vilâyetin merkezi oldu. Nihayet 17 Şubat 1956 tarihinde çıkan 6668 sayılı kanunla Artvin’in merkez olduğu ile verilen Çoruh adı kaldırıldı ve ilin adı merkezi gibi Artvin haline getirildi.

ARTVİN COĞRAFYASI

Artvin şehri günümüzde, arazi içine derince gömülmüş olan ve tabanı bu kısımda 225 m. yükseklikte bulunan Çoruh ırmağının kıyısındaki Çayağzı (eski adı Korzul) mahallesinden başlayarak ırmağın çok dik olan sol yamacında, yerleşmeye mümkün olduğu kadar elverişli basamaklar üzerinde yayılır. En alt kademede bulunan Çayağzı mahallesinden daha yukarıda 300-400 m. yükseklikler arasında Ortamahalle adı verilen mahalle kurulmuştur. Daha yüksekte bulunan ve çarşı ile iş merkezini de içine alan Çarşı mahallesi 550 m. yüksekliktedir ve topografyanın imkân vermiş olması sebebiyle iskânın en sık olduğu kesim de burasıdır. Çarşı mahallesi ile aşağı yukarı aynı yükseklikte olan ve 1960’lı yıllara kadar ondan kopuk olarak yaşayan Dere mahallesi sonradan Çarşı mahallesi ile birleşme eğilimi göstermiştir. Dere mahallesinden biraz yüksekte Balcıoğlu mahallesi, daha yukarılarda da eskiden köy iken belediye sınırları içine alınan Yenimahalle (eski adı İskebe) bulunur. Şehrin mevcut yedi mahallesi içinde en fazla yükseğe çıkanı 800-900 m. yükseklikler arasında yayılan Çamlık mahallesidir. Daha yükseklerde bulunan ve eskiden sadece yazlık yerleşmelere ayrılmış bulunan 1100 metredeki Kafkasor mevkiine yeni turistik tesisler yapılarak bu kesim de yerleşme alanı içine alınmıştır.

Artvin şehrinin merkez olduğu Artvin ili Rize, Erzurum, Kars illeri ve kuzeyden Sovyetler Birliği sınırı ile kuşatılmıştır; kuzeybatısında ise Karadeniz vardır. Merkez ilçeden başka Ardanuç, Arhavi, Borçka, Göktaş (Murgul), Hopa, Şavşat ve Yusufeli adlı yedi ilçeye ve yirmi bir bucağa ayrılmış olup 7436 km2 genişliğindeki topraklarında 303 köy bulunmaktadır.

DELİ HALİT PAŞA KİMDİR?

İstanbul’a kadar… Düşman mermisinin işlemediği cesaret timsali birisidir. ’Yaralanmakla bir şey olmaz. Git Şehit ol; diyen bir Ana’nın oğlu…’’ Dokuz kurşun yarasın abide olmuş, Ardahan’ın ilk Mebusu; Kars’a Türk Bayrağı’nı dikip, sonra da KARSIALAN soyadını alıp anılan ve Kocaeli Grup Komutanı iken Yunan Tümen Komutanını mahiyetiyle birlikte esir alan yiğit yine Halit Paşa’dır. 1883 İstanbul – Beşiktaş doğumludur. Baba adı Ahmet’tir. 1901’de Harp Okulu’na girdi. 1903 yılında, Piyade Teğmen rütbesiyle 3. Ordu’nun emrindedir. 1912 tarihinde, Trablusgarp’tadır. 17 Ocak 1915’te Kafkasya’da, Mürettep Teşkilat –I Mahsusa Alayı 2. Artvin Tabur Komutanı, sonra aynı Alayın Komutanı; Şubat 1915’te Çoruh Müfreze Komutanı oldu. 1917 – 1919 arasında, 15. Kolordu’da görevlendirilip, Batı Dersim bölgesi Komutanlığına atandı.

1919’ da toplanan Erzurum Kongre’sinde, delege olmadığı halde; Mustafa Kemal Paşa’ya karşı çıkan Trabzon Delegelerinin sindirilmesinde etkili oldu. 1919 yılında albaydır. 21 Ocak 1921’de Tümen Komutanı yetkisiyle, Kocaeli Grup Komutanlığına getirildi. 1922 – 1923 Büyük Taarruzdan sonra, Mirliva ’lığa (Tuğgeneral)  yükseltildi. İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

T.B.M.M.’nin ikinci döneminde; Ardahan Milletvekili seçildi.( 28 Haziran 1923) 9 Şubat 1925’te, Meclis koridorunda vurulup;   14 Şubat 1925’te vefat etti. Balkan,  1. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi’ne katılan Halit Paşa’nın nişan, madalya ve takdirnameleri şöyledir:

-İkinci rütbeden Mecit nişanı, Gümüş ve Altın liyakat madalyaları, Avusturya – Macaristan askeri liyakat, Alman ikinci sınıf Demir Salip nişanları ve İstiklal Madalyası… 1917’ de göreve başlama yeri olan Dersim ve Havalisi Halkı, şahsi yiğitlik ve kahramanlığa âşık insanlardı. Bölge Türk’lüğünün bu soylu yapısının iyi bilinmeyişi; Halit Paşa,  onların psikolojisini iyi bildiğinden, kendileriyle çok yakinen dostluk kuruldu. Koçkiri Aşireti’nin ünlü lideri Seyyit Rıza’yı; kendisine Muavin yaptı. Halit Paşa, yaptığı çeşitli konuşmalarda, yöre halkının etnik kimliği için; ‘’ Bunlar, İran’da uzun zaman hem hudut olarak ve daha sonra, Safevi Harekâtı sırasında İran’ın tesiri altında bırakılmış Türk Oymaklarıdır.

Bunlar bizden daha saf Türk’lerdir.’’ Halit Paşa başkanlığında 8 kişilik bir heyet,  3 – 5 Ocak 1919’da birinci Ardahan Kongresi’ni yaptı.  2. Ardahan Kongresi,  7 – 9 Ocak 1919’ da yapıldı. ( Milli Mücadele dönemindeki diğer bilinen kongrelerden daha önce yapılmıştır.)
İngilizlere karşı düşünce ve kararları, O’nu; İngiliz’ler nezdinde aranan, yakalanması istenen bir numaralı adam yapacaktır. Tortum’da 3. Fırka Komutanı Halit Paşa, Kars Milli Şûra Hükümeti’nin Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan Bey’le birlikte; yöre Halkının göç etmesine engel olmuşlar; Milli Mücadele’nin direnç göstermesinde, birinci derecede etken olmuşlardır. Halit Paşa, Aralık 1920’ de Yunan Cephesi’ne tayin edildi.

Mustafa Kemal Paşa ile Trablusgarp’ da bulundukları süreden beri birbirlerini gayet iyi tanıyorlardı. Öyle ki bazen Kazım Karabekir Paşa’nın dahi haberi olmadan kendi aralarında değişik konularda haberleşmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa ile Kazım Karabekir Paşa’nın arası niçin açılmıştır? Bilinen şudur ki, Halit Paşa meselesi…
9 – 10 Aralık 1919’da kendisinin Mehdi olduğunu söyleyen, Şeyh Eşref Müridleri, Bayburt’ta isyan hareketinde bulundular. İsyanın elverişli ve dindar mıntıkaların yayılma istidattı vardı. Gerçek şudur ki, Şeyh Eşref olayının bastırılmasını sağlayan ve bertaraf eden, Halit Paşa’dır.

Halit Paşa’nın, meziyetleri ile ilgili olarak, ayrıca şunlar da söylenebilir: Çok cesur, Milliyetperver, Halkını ve O Halkın psikolojisini iyi bilen, dinini çok seven; Milis oluşturmaya yeteneği çok üstündür. Cesaret isteyen gerilla türü savaşlarda çok başarılıdır. Kazım Karabekir Paşa’nın bütün emirlerini harfiyen yerine getiren Halit Paşa komutasındaki 9. Tümen Birlikleri,  30 Ekim’de Kars’ı işgal ve ebediyen kurtardılar.

Kars’ın alınmasının hatırasına, Halit Paşa’nın soyadı, KARSIALAN olmuştur. Mustafa Kemal Paşa, Halit Paşa’yı;  cüretli ve kahhar diye tanımlamıştır. Sakarya Zaferimizden sonra, Büyük Taarruz ’da görev alacak olan Halit Paşa;  3 Eylül 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yayımladığı bir emirle; Büyük Taarruz ‘da görev alanların terfilerini bildirmişti.

Kars’ın alınmasından sonra Albay olan Halit Paşa Tuğgeneralliğe yükseltilmiştir. Mebus olmasını Mustafa Kemal Paşa teklif etmiştir. İstememesine rağmen T.B. M.M.’nin ikinci döneminde, 28 Haziran 1923’te Ardahan Milletvekili seçildi. Bu görevde, ölüm tarihi olan 14 Şubat 1925 tarihine kadar kaldı.


9 Şubat 1925’te, Elazığ Mebusu Hüseyin Bey’in, Baytarlar hakkında hazırlamış olduğu takriri imzalamaması üzerine çıkan arbedede vurularak şehit olmuştur. Yaralı iken yanına gelen Erzurum Mebusu Büyük Hoca, Halit Paşa’ya yaklaşmış alnını okşayarak sormuştu: ‘’ Paşa, seni kim vurdu? Halit paşa, baştan beri tekrar ettiği gibi aynı cevabı vermişti; ‘’ Kel’ i altıma aldım. Hergele Rauf arkamdan vurdu.’’

Şubat’ın 13.  Günü öğleden sonra saat dörde doğru, Halit Paşa’nın durumu, ağırlaşmaya yüz tuttu. Mustafa Kemal Paşa’ da Meclis’teki makamından ayrılmıyor, yaveri vasıtasıyla durumu takip ediyordu. Gece yarısından sonra, vaziyet bütün bütün vehamet kesbedince aşağıya inen Mustafa Kemal Paşa, artık kendinden geçmiş, bitkin halde yatan Halit Paşa’nın alnını hafifçe okşarken gözlerinin yaşardığı görülüyordu. Nihayet saat iki de her şey bitti. Halit Paşa son nefesini verdi.  Cenaze, Memleket Hastanesine kaldırıldı.

Otopsi yapıldı, tahnit edildi. Ertesi gün saat 10’da Hastaneden alınan ve Al Sancağa sarılan cenaze; Meclis Mensupları refakatinde İstanbul’a gönderildi.  Muazzam bir halk kütlesinin iştirakiyle yapılan hazin bir merasimle; vasiyeti gereğince, Eyüp’teki evinin bahçesine defnedildi. Yemen’de, Trablusgarp’ da, O, vardı. Ardahan’ın  Rus’lardan kurtuluşunda hep  o, vardı.  İnönü, Sakarya Muharebeleri de dâhil girdiği her mücadele de yaralanmış ve Trablus, Sakarya hatırası kurşunları; hayat boyu taşıyan bu vatansever insanı; düşmanın değil, bizim kurşunun öldürmesi çok hazindir.


Girdiği savaşlarda,  9 defa yaralanmış Halit Paşa’nın Mezarı, Kurtuluş Savaşı Komutanlarından olarak;  11 Ağustos 1983 tarih ve 2876 sayılı yasa ile Devlet Mezarlığına nakledildi. Adı geçen yasa ile kurulan Atatürk Araştırma Merkezi Onur Üyeliğine seçildi.


 NOT: Ölüm olayına katılan iki Milletvekili;  Kel: Afyon Mebusu Ali Çetinkaya Rauf: Rize Mebusu Rauf Bey’dir.      Kaynak:   Deli Halit Paşa ( Dr. Gürsoy Solmaz.) Artvin (Göğe Komşu Topraklar.)

KAYNAK: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ