GÜNLERDİR MUSTAFA KEMAL KONUSUNDA ÇOK ŞEYLER SÖYLENDİ. BAKALIM ONUN MÜRTED OLDUĞUNU 1935'DE MAHKEMDE AÇIKLAYAN BEDİÜZZAMAN NE DEMİŞ:

Malum büyüğe karşı birden hiddete geldi, def’aten bu yazıldı:
يَا اَيُّهَا الْمُلْحِدُونَ، اَهْلُ النِّفَاقِ وَالْحُمُقِ. لَوْ مَزَّقْتُمْ جَسَدِى، لاَ اَسْكُتُ عَنِ الْحَقِّ، لَوْ اَمْكَنَ الْاِسْماَعُ لِاَهْلِ الْغَرْبِ وَالشَّرْقِ، لَنَادَيْتُ كُلَّهُمْ: هٰذَا الْقُرْاٰنُ حَقٌّ، ذَاكَ الْفُرْقَانُ صِدْقٌ، ذٰلِكَ كَلاَمُ اللهِ حَقٌّ، لاَ رَيْبَ فِيهِ. مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ حَقٌّ، لاَ شَكَّ فِيهِ. وَ شَرْعُهُ وَحْىُ اللهِ عَدْلٌ لاَ ظُلْمَ فِيهِ. اَىْ مُلْحِدِينَ لاَ دِينِى، ظَلَمْتُمْ عَلَى الدِّينِ، ظُلْمًا يَهُزُّ الْعَرْشَ، فَانْتَظِرُوا اِلٰى حِينٍ. تَمُوتُونَ بِبَطْشٍ بِالْقَهْرِ بِالْيَقِينِ. يَاْخُذُ نَوَاصِيكُمْ ذُو الْعَرْشِ مِنَ الْفَرْشِ، يَطْرَحُكُمْ فِى سَقَرٍ بِالْبُكاَءِ وَ الْاَنِينِ تُطْعَمُونَ مِنْ زَقُّومٍ كَالْكِــــرْشِ مِنَ النَّعْشِ، تُسْقَوْنَ مِنْ غِسْلِينٍ، عَذَابُكُمْ مُؤَبَّدٌ لِنَبْشِكُمْ وَ الْفَحْشِ. تُسَمُّونَا مُرْتَجِعِينَ، نُسَمِّيكُمْ مُرْتَدِّينَ. اَخْبَثَ الْكَفَرَةِ اَوْحَشَ مِنَ الْوَحْشِ. بِاَلِفٍ وَ بَاءِ نَفْىٍ فِى اسْمِكُمْ دَجَّالَيْنِ سُفْيَانِىٍّ، رَئِيسُ الزَّنْدَقَةِ اَجْحَشُ مِنَ الْجَحْشِ مِنْ اَخْبَثِ الْيَهُودِيِّينَ، مِنْ اَظْلَمِ الظَّالِمِينَ.

Ey mülhidler, münafıklar ve ahmaklar! Benim cesedimi paramparça etseniz de hakkı söylemekten vazgeçmeyeceğim. Eğer mümkün olsa bütün Şark’a ve Garb’a dinletecek dere-cede şöyle haykıracağım: Bu Kur’an haktır; bu Furkan sadıktır. Bu Kur’an Allah kelamıdır, onda hiçbir şüphe yoktur. Hz. Muhammed Allah’ın resulüdür; bunda şek edilemez. Onun Şerî’atı Allah’ın vahyidir; mutlak adâlettir ve asla zulüm değildir.

Ey Lâdînî olan mülhidler ve inkârcılar! Dine Arş’ı titretecek kadar zulm ettiniz. Akibetini-zi bekleyiniz. Sizin de sonunuz gelecek. Yakînim var ki, büyük bir kıvranış ve kahr ile gebere-ceksiniz. Ölüm döşeğinizden Arş’ın sahibi olan Allah perçemlerinizden yakalayarak sizleri cezalandıracaktır. Ağlama ve eyvah sesleriniz arasında Cehennemin sakar denilen ateşlerine atılacaksınız; sizleri acıdan titrecek olan zakkum meyvesini yiyeceksiniz; Kur’an’ın gıslîn tabir ettiği bağırsaklarınızı parçalayacak olan cehennem içeceğini içeceksiniz. Azabınız ebedidir.

Siz bize mürteci diyorsunuz; biz de size mürtedler adını veriyoruz. Sizler kâfirlerin en habisi ve vahşi hayvanlardan da vahşisiniz. İsmine layık olmayan reisiniz, deccal ve süfyandır; zındıkanın reisidir; vahşi eşeklerden daha eşektir; Yahudilerin en adilerindendir; zâlimlerin en zâlimidir.

(Sırr-ı İnnâ A’taynâ, Basılmamış Osmanlıca. Mustafa Kemal’in 30 Eylül 1911’de Kudüs Kamenitz Oteli’nde yahudi Eliezer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti: Mustafa Kemal: “SABETAY SEVİ’nin soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihliği altında birleşse..”)

Bediüzzaman'ın Mürted demesi manidardır. Önce Müslüman iken sonradan dinden çıkmış demektir."