murat @ hotmail.com

SINAV BAŞARISI = ALIŞKANLIKLARLA MÜCADELE - BİLİNÇ - BİLGİ

Öğrencinin hayatında önemli yeri olan LGS, YKS ve KPSS gibi sınavlarda öğrencinin başarısız olma nedenlerinin başında “ders ve bilgi eksikliği” değil “yaşam alışkanlıları” gelmektedir. Bu sınavlar bir öğrencinin okullarda kolay geçtiği ders sınavından ziyade hayat sınavlarıdır. Bu sınavlara gelinceye kadar okul hayatında gerek dışarıdan gerek içerden hiç zorlanmamış öğrencinin başarılı olması güçleşmektedir. Başarı çocuk yaştan itibaren bireyin mesuliyet duygusu taşımasıyla ilgilidir.

O halde bu sınavlar zekâ ölçer değildir ve bireydeki alışkanlıkların ve mesuliyet duygusunun neticelerini ortaya koymaktadır. Sınavlara hazırlanmaya başlayan öğrencinin evvelâ alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekir.

Öğrenci tek başına ders çalışabiliyor mu, masa başında oturma sabrı ne kadar süre, kitabın başında geçen sürenin kaçta kaçında gerçek anlamda çalışabiliyor, dikkatli ve analitik ders dinleme alışkanlığı var mı, sınav yılında sosyal çevresine mesafe koyabiliyor mu, akıllı telefonu olmadan bir sınav yılını canı sıkılmadan tamamlamaya gözü kesiyor mu, çevresinin karşısında kendisine gösterdiği sınırsız müsamahadan vazgeçebiliyor mu, öğretmenlerle diyalog kurabiliyor mu, anlamadığının peşine düşebiliyor mu… Bu soruları artırabiliriz. Sınav müfredatıyla ilgili hiçbir bilgisi olmayan biri bile yukarıdaki sorulara “evet” cevabı verebiliyorsa sınavda ortalamanın ve beklentinin üzerinde başarılı olur. Çünkü ders dediğimiz şey hayatın tam da ortasından fotoğraf kareleridir. Televizyonda belgesel izlemek keyif, o keyfin okula taşınması “ders” oluyor. Ders kompleksi olan bir öğrenciye ders adı altında hayatın içinden verilen en basit bilgi bile zor gelir. Burada bir başka mesele karşımıza çıkıyor: İlgi kurma, korku, şartlanmışlık…

BİLİNÇ
O halde sınavlara hazırlanan öğrenciye, evvelâ sınavın ne olduğu, sürecin nasıl verimli işleyeceği, kendisinin neden şimdiye kadar başarısız kaldığı konularda ciddi eğitimciler tarafından bilgiden evvel bilinç yüklenmelidir. Evet, öğrencinin bilgiden evvel bilince ihtiyacı var. Aksi halde ders odaklı yapılan rehberlik çalışmaları öğrencinin defalarca tecrübe edip sonuçlarına kendi içerisinde memnun kalmadığı bir yöntem olur.

Öğrenci bir ömrü, bütün olarak hayatı, hayatın içerisinde yüklenebileceği rolleri iyice fark etmeli. Ancak bunu fark eden öğrenci derste başarılı olur. İyi bir öğretmen ve rehberlik uzmanı öğrenciye onun ne kadar değerli olduğunu hissettirerek işe koyulmalıdır. Kendisini değerli gören, özgüven eksikliğinde, öğrenilmiş çaresizlikten ve komplekslerinden kurtulan öğrencinin başarısız olması mümkün değildir. Fark etmek, yazının başında ifade ettiğim gibi alışkanlıkları sorgulatır.

İnsan ruhunu ailesi kadar zamanın ruhu da biçimlendiriyor. Hem tembel, hem sabırsız hem de sürekli farklılık yaşamak isteyen bir insan var karşımızda. Modern insan konforuna oldukça düşkün. Öğrenci de öyle tabii ki…

İRADE
Bilinçten sonra “irade” aşaması gelir. Sınavın hayatındaki önemini, kendisini ve hayatın farkını çok iyi idrak eden öğrenci sonrasında bilincini yaşayacak, pratiğe dökecek sağlam irade göstermelidir. Bunu yapmak kolay değil elbette. Burada iradenin ayakta kalması için iyi bir destekçiye ihtiyaç olacaktır. Buna rehber öğretmen, danışman öğretmen diyebiliriz. Yaşam koçu kelimesini hiç hazzetmedim. Zaten evvelce öğretmenin adı danışment değil miydi?

ÖĞRETMEN/DANIŞMAN
İyi bir danışmandan sonra ise disiplinli, ilkeli, sahasına ve insan psikolojisine vakıf öğretmenler girer devreye. Öğretmen seçimi çok çok önemli. Şov yapıp sınıfta sadece öğrenciye keyifli saatler yaşatan öğretmenler vardır, öğrencinin sınav başarısına pek katkısı ve desteği olmaz ve bunu öğrenci fark edemez. Öğrenci sanır ki, öğretmen çok iyi de ben kötü! Bu, çok tehlikeli bir durumdur. Öğrencide hayat boyu izi kalan özgüven eksikliği oluşturabilir. Sınıfında olmaktan keyif aldığı öğretmenin noksanını göremez öğrenci. Hâlbuki hitabıyla, mimikleriyle, öğrenciyle paylaştığı sosyal dedikodularla o öğretmenin yaptığı sadece “şirinlik”tir. Futbolda buna “tribünlere oynamak” da denir.

Peki, iyi öğretmen nasıl olmalıdır. Elbette sıcakkanlı, babacan, genç ve ergen psikolojisine dikkat eden, disiplini “çatık kaş”la değil “ilke”leriyle sağlayan ve öğrencisine de bunu kabul ettiren; branşına, branşıyla ilgili yayınlara, sorulara ve sınavlara hâkim; dürüst, diksiyonu düzgün, genel kültürü iyi, verdiği söze sadık, her öğrencisinin hikâyesini az çok bilen ve iletişimi, tutum ve davranışlarını ona göre ayarlayan öğretmen…

Öğrenci iradesini ortaya koyarken branş öğretmeninin ve danışman öğretmeninin sıkı takibinde olmayı ister. İlk birkaç ay zorlanan öğrenci daha sonra bu iradeyi tek başına gösterebilir ve çalışma disiplinini kendi sağlayabilir.

Yukarıda bahsettiğim eğitim anlayışı hizmet içi eğitimlerle tüm çalışanları tarafından benimsenen Taşkent Kurs Merkezi’nde her öğrenci özeldir. Öğrenci hiç yaşamadığı kadar hayatın gerçekleriyle yüzleşir, kendisini değerli hisseder, ilgili ve yetkin hocaların kendisini sıkı takip etmesinden dolayı mutlu ve başarılı olur. Eğitim yetkinliğin yanında bir o kadar sevgi kültürüyle verilmelidir.

muratertaş
Taşkent Kurs Merkezi Eğitim Danışmanı