abdurrahman @ hotmail.com

1939'dan 2019'a İSTASYON
Sabah yürüyüşlerine devam ederken yolum İstasyon ve çevresine düştü. Hatıralar, hayaller, sevinçler, acılar, kucaklaşma veya el sallayarak ayrılıklar... Daha neler neler...!
Tren 1939 yılında Erzurum'a gelince umran gelmiş. Girişimcilik neşet etmiş. Özellikle Karadeniz'den Sürmene'den, Trabzon'dan Rize'den, Ordu'dan göçler gelmiş.
Kısa zamanda 39 bin olan nüfus 50 binlere, 60 binlere fırlamış. Şehir büyüdükçe büyümüş. İş olmuş, aş olmuş, dostluk ve kardeşlik olmuş.
İstasyon önü, garın içi ve dışı çevresindeki bahçeler muazzam sevinçlere tanık olmuş. Trenin her seferi sevgilileri kavuşturmuş, yavuklular el sallayarak bir birlerinden uzaklaşmış.
"Kara tren gelmez m'ola düdüğünü çalmaz ola
Gurbet ele yar yolladım mektubumu almaz ola"
Ah ki ah nerede o günler.... Kültür değişmeleri, teknolojik gelişmeler, fırtına gibi her şeyi sildi, süpürdü...
İstasyonun güneyinde fidanlık, doğusunda Toprak Mahsulleri Ofisi yapılmış, PTT binası bunları takip etmişti.
O yıllar Erzurum'a sebze ve meyve Yusufeli, Tortum veya Erzincan'dan gelirken Kara Trenle birlikte Adana'dan Mersinden gelir olmuştu.
Modern bir hal bölgeyi şenlendirirken onlarca yıl işsize iş, esnafa sebze meyve kapısı olmuş.
Batısında Petrol Ofisi depoları ve çalışanlarıyla şehre katkı sunmuş, Toprak Mahsulleri Ofisin siloları köylerden gelen buğdayla dolmuş, artanlar toprakta hazırlanan yerlere istif edilmiş ve ihraç edilecek durumda bekletilmişti.
İstasyonun kuzey tarafları yani bugünkü Şükrüpaşa mahallesinin yerinde lahana, şalgam, ıspanak, pazı tarları yer alır, yaz boyunca şehrin ihtiyacını karşılardı...!
Derken 1985 yılına gelindiğinde tılsım bozuldu. Şehir de iş üreten kurumlar, bölge müdürlükleri giderken, iş yerlerini kaybeden ustalar çareyi göç etmede bulmuşlardı..
Artık köylerden buğday gelmiyor, EBK eskisi gibi et kesimi yapmıyor, hayvan besicileri ellerindeki besi hayvanlarını cambazlara teslim ediyordu. Birde terör eklenince yaylalarda küçük baş hayvan sayısı bir buçuk milyondan üç yüz binlere düşüyor, ilerleyen yıllar il nüfusu 937 binden 765 binlere geriliyordu.
Petrol ofisi kapatılıyor, yerinde devasa beton binalar yükselirken, ofis depoları tozla dumanla boğuşur hale getiriliyordu.
Erzurum'a yakacak kömür lazımdı. O kömürde tren vagonlarıyla Zonguldak'tan getiriliyor ve şehrin ısınma problemi çözülüyordu. Derken 1995 yılında Kömür işletmeleri kapatılıyor, şehre Zonguldak'tan artık demiryoluyla kömür getirilmiyor, Rusya'dan gelen kömürle ısıtılma yapılırken dövizlerde Rusya'ya uçuyordu.
Neyse aslında bugün yaptığım yürüyüşten söz edeceğim yerde gerilere gitmiş yaşanmışlıkları dile getirmiştim.
Sabah güneşi tüm ışınlarını yollarken 1970'lerin başında yapılan Erzurumun en büyük apartmanı olan Kuşkay sitesini geçip Demir yolu kenarında yürümeye başlıyorum. Demirspor Kulübü, Düğün salonu bahçe derken gar binasıyla karşılaşıyor derin bir düşünceye dalıyorum. Etraf sessiz ve kimsesiz.
Yürümeye devam ederken bir zamanlar yük vagonlarının olduğu yerler bomboş, zaten sebze halinden 20 yıldır haber yoktu. PTT kapalı etrafa tek tük insanla karşılaşıyorum. Yeni yapılan Barış Pınarı Köprüsü bölgeye renk katarken getirisi ve götürüsünü hayal ediyorum...
İşte tarih... Toprak tabyalardan geriye kalmış topçu ve gözetleme kulesi. Çitlerle korumaya alınmış, kaderini oynuyor gibiydi. Etrafta boş demiryolu depolarının garipliğini içimde hissederek Toprak Mahsulleri Ofisinin devasa deposuna varmıştım.
Aman Allah'ım aman. Binanın sıvaları dökülmüş, bacası tütmeyen sanki baykuşların kullandığı metruk bir görünüm almıştı. Hey gidi üretimin yapıldığı yıllar deyip önce yıkılamaya devam eden Kavakkapı'ya oradan Cumhuriyet lisesine doğru yol alıyorum. Bir zamanlar ciritçilerin cirit attığı yerde derme çatma evleri hüzünle seyredip, bir zamanlar Davulcu Ağa Deden, Zurnacı Cazim ustanın çaldığı, Dadaşların tutukları barlar gözümün önünden şerit gibi geçiyordu.
Sonuçta hey gidi günler hey demekten kendimi alamıyor, hatıralar içinde hayallere dalıyordum.