ABD eski büyükelçisi John Herbst, DW Türkçe’ye konuşmuş. Demiş ki “Pakistan’da en önemli kurumların başında yer alan ordu, geleneksel olarak seküler (dinsiz) bir yapıydı. Ama zaman içerisinde, kısmen İslamcılaşan ve radikalleşen genç askerlerin terfi edip yükselmesiyle ve üst kademelere gelmeleriyle bu yapı değişti. Türkiye’de bu yaşandı demiyorum ama bir ölçüde buna benzer bir duruma tanıklık ediyor olabileceğimizi düşünüyorum. Böyle bir gelişmenin Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok ciddi sonuçları olacaktır.” Biliyoruz ki emekli ya da görevde olsun her ABD’li diplomat, asker, polis, ajan ömür boyu görevdedir ve ABD yönetiminin izni ve dileği olmadan asla konuşmaz ve hareket etmez.

Hele hele ABD’nin politikalarının aksine hiç konuşmaz ve davranmaz. Yani bu konuşma, John Herbst’in ağzından ABD’nin bilinçli ve organize bir tehdididir. ABD demek istiyor ki, “biz Müslüman ülkelerde kukla yönetimler ve rejimler kurduk, bu kukla yönetim ve rejimleri ayakta tutabilmek için çeşitli kurumlar oluşturduk, bu kurumların temelini seküler (din dışı) olarak attık, bunların en başında da ordular gelir, Pakistan ordusu rayından çıktı ve seküler yapısı değişti, sırası gelince Pakistan ordusunun icabına bakacağız, ama şimdi önceliğimiz Türkiye’dir, Türk Ordusu da rayından çıkmak üzere, Yani Türk Ordusu seküler (dinsiz) yapısını terk etmek istiyor, bunu kabul etmeyiz, gerekirse Türkiye’nin geleceğini bile karartırız.” Öncelikle ABD’ye ve onun görev verdiği ağız olan John Herbst’e diyoruz ki “İt ürür, kervan yürür.”. Ancak bu sözler çok önemlidir. Bu sözler bizi asırlık derin uykudan uyandırmalıdır.

Ne demek “Pakistan Ordusu ve Türk Ordusu geleneksel olarak sekülerdir”? Demek ki 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz gibi darbeler ya da darbe girişimleri hep Türk Ordusunun geleneksel seküler yapısından kaynaklanmıştır. Bu darbelerde öne çıkanların isimleri Cemal, Muhsin, Kenan, İsmail, Yaşar değil miydi? (15 Temmuz darbe girişiminin elebaşısı Feto’yu saymıyorum.

Onun zaten ABD’nin gayri meşru çocuğu olduğunu her Müslüman ta ilk günden beri biliyordu.) Gerçekler tek tek gün yüzüne çıkıyor. Ne güzel de kandırıp gitmişler. Saf Müslümanlar isimlerine bakarak bunları kendinden zannediyordu. Ama bunlar gizli mahfillerde seküler tapınak şövalyesi olarak yetiştirilmiş ve başımıza yerleştirilmişler. Artık bu saatten sonra biz Müslümanlar için artık hiçbir ismin hiçbir önemi kalmamıştır.

Biz Müslümanlar için önemli olan tek şey artık kalıcı bir sistem değişikliğidir. Bizi, bizden olmayan ölülerin ve dirilerin yönetmesini ve zillet içinde yaşatmasını artık istemiyoruz. Onlar nasıl ki kalıcı bir sistemle Türk Ordusunu, Türk Üniversitelerini, Türk yargısını, Türk Milli Eğitimini, Türk Basınını, Türk meslek odalarını, Türk sendikalarını, Türk barolarını sistemi ayakta tutacak birer seküler kale olarak inşa ettilerse biz de tam tersini yapmalıyız. Bu saatten sonra ordumuzu, milli eğitimimizi, üniversitelerimizi, yargımızı, basınımızı meslek odalarımızı, sendikalarımızı millileştirmeliyiz ve her birini Türk-İslam kalesi yapmalıyız. Buna mecburuz ve çare budur. Biz canımızla, dişimizle, kanımızla Kurtuluş Savaşını kazanıp düşmanları kovmamış mıydık? 15 Temmuz’da tankların altına gövdesini atarak bu ülkeyi hainlere teslim etmeyen ve ülkeyi kurtaran bu millet değil mi? Var mı kurtarılmamış bir yer ya da bölge? Millet olarak canımızla ve kanımızla oraları da kurtarmaya hazırız.

Yeter ki kendi ülkemizde hür ve bağımsız olarak yaşayalım. Artık yeter! Nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ve yüzde doksan dokuzu Türk Bayrağına sahip çıkan bu ülkede milli üniversite istiyoruz. Sözde değil gerçekte mili eğitim istiyoruz. Türk Basını ve yayın organları İşgal güçlerinin sözcüsü gibi yayın yapamaz. Televizyonlar, radyolar internet siteleri inancımıza ve Türk-İslam medeniyetine düşmanca yayınlar yapamazlar.

Türk ordusu sözde değil her zaman gerçek bir Peygamber Ocağı olacaktır. Türk yargısı ve baroları hainlerin eli ve ayağı olmayacaktır. T.C. Merkez Bankası ya milli olmalı ya da kapatılmalı ve böylece Türk ekonomisi üzerindeki vesayeti sona ermelidir. Kıtaları denizlerin altından birleştiren bu ülke insanı, her zaman kendi milli parasını basabilme ve yönetebilme donanımına ve kudretine sahiptir. Bize yaşatılan ekonomik, siyasi ve manevi zilletler son bulmalıdır. Bunun için kalıcı bir sistem değişikliği şart olmuştur. Düşman ve içimizdeki işbirlikçileri zaten yapacağını yaptı ve yapmaya devam ediyor. Bunlara verilecek en güzel cevap kalıcı ve güçlü bir mili sistem kurmaktan geçmektedir.

Öyle ki artık okullarında ve üniversitelerinde yeni Apolar, Salih Müslimler, Fetolar, Demirtaşlar yetişmemelidir. ABD’nin bu tehdidi boş değildir. Son büyükelçi suikasti ve ardından ortaya çıkan Feto’nun intihar eylemleri talimatı düşmanın hiç boş durmadığının bir göstergesidir. 15 Temmuz’da başarılı olamayanlar, 15 Temmuz’un devamını getirmek istemektedirler. Milli güvenliğimiz teyakkuz halinde bulunmalıdır. Artık asker olsun, polis olsun, sivil olsun hiçbir FETÖ’cü, PKK’lı, DHKPC’li bürokrat, müdür ve memur görevde bırakılmamalıdır.

Üniversitelerimizde, liselerimizde, ortaokullarımızda, öğrencilerimiz içinden teröristlerin adam devşirme yolu olarak kullandığı demokratik görünümlü örgütlenmelere kesinlikle izin verilmemelidir. Yol ve hastane yapımındaki hız, öğrenci yurdu yapımında da olmalıdır. İsteyen her öğrenci, sadece devletin hâkim olduğu devlet yurdu bulabilmelidir. Devletin öğrenci yurtlarında PKK’nın, FETO’nun, DHKPC’nin ve diğer zararlı ideolojilerin hâkimiyeti söz konusu olmamalıdır. Yurt yöneticileri ya adam gibi yurtları yönetirler ve evlatlarımızı bunların eline bırakmazlar ya da defolup giderler ki bunların yerine o yurtları vatan evlatlarının özgür yaşam alanı kılacak şekilde yönetmeye hazır çok değerli insanlarımız görev için hazırdır. Terör eylemlerine katılmış, terör eylemlerini desteklemiş, terör örgütlerinin propagandasını yapan, izinsiz terör gösteri ve eylemlerinde yer alan öğrencilerini üniversite ve yurtlarla ilişiği kesilmelidir.

Bu milleti ve evlatlarını kimse yüzde birlik bir hain kitlesine teslim edemez. Ülkemiz her alanda ve her yerde yeni bir Kurtuluş savaşı vermektedir. Ülkemiz, bu kurtuluş savaşını kazanabilmek için Irak’ta ve Suriye’de de savunma hatları oluşturmuştur. Bu savaşta ülke içinde ve ülke dışında her gün yeni şehitler vermekteyiz. Şehitlerimize gani gani rahmetler diliyor ve ailelerine Allah’tan sabır ihsan etmesini diliyoruz. Savaşta düşmanın işini en çok içimizdeki hainler kolaylaştırmaktadır. Bugün düşmanın işini kolaylaştırmak için düşmanın her talimatını yerine getiren bu hainlerin bir gün ülke yönetimini ele geçirmiş olmalarını düşünmek bile istemiyoruz.

Onun için sistemimizi baştan aşağı yenileştirmeli, kalıcı ve milli haline getirmeliyiz. Hepimiz bir ve beraber olarak yani tüm vatan evlatları olarak bağımsız, hür ve müreffeh bir yaşam istiyoruz. Saldırılar birliğimize, bağımsızlığımıza, hürriyetimize ve huzurumuza yapılmaktadır. Türk Milleti bunun bilincine çoktan varmış durumdadır. ABD’li eski büyükelçinin bu tehdidi ise bizi derin uykudan uyandırmaktan ve oyunu farketmemizden başka bir işe yaramayacaktır. Milli şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi, “Artık ölüm uykularından uyan”ıyoruz. AHMET KARAKAŞLI TÜM EĞİTİM-BİR-SEN GENEL BAŞKANI