Ey mutmain nefs! Sen Rabbinden Rabbin de senden razı olarak dön! Kullarım arasına katıl ve cennetime gir!’ (Fecr, 28) ayetinden anlaşılacağı üzre Allah azze ve celle nefsin bir takım merhaleleri olduğunu bildirmiş,kur'an da bir çok ayyette nefsin merhaleleri üzerine yemin etmiştir. İşte nefsin mertebeeleri, bu yazımda bir sır noktasını açacağım. Dikkatle okuyun.,1.Emmare, 2. Levvame, 3. Mülhime, 4. Mutmainne, 5. Radiye, 6. Merdiye, 7.Safiye

“Nefsimi temize çikarmiyorum. Çünkü nefis asiri sekilde kötülügü emreder ”(Yusuf/ 53) ayetinde Allah Teâlâ Hazretleri Nefsi Emmare den bahsetmektedir.

Mutmainne, Radiye ve Merdiye den ise toplu olarak söyle bahsedilmektedir.

“Ey huzura kavusmus nefis (insan) ! Sen Ondan hosnut, O da senden hosnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarim arasina katil ve cennetime gir .”(Fecr /.27.30)

Mürsidi Kamiller bu yedi nefsin her birini bir Esma ile terbiye ederler.

NEFSİ EMMARE

Kulu, Rabbinden uzaklastirarak kötülükleri islemeye tahrik eden en süflî durumdaki isyankâr nefstir. "Emmâre" çok emredici demektir. Bu sifati haiz olan nefsin yegâne maksadi, hevâ ve heveslerini ölçüsüzce tatminden ibarettir. Sehvetin esiri, seytanin avânesi olmus; keyfine, zevkine, günaha düskün olan nefstir.

Nefsin düskünlükleri ve asiri istekleri demek olan sehvetlere karsi her hangi bir mücadele göstermemek, onun arzularina tâbi olarak seytanin yoluna uyup gitmek de, nefs-i emmâre seviyesinde bulunan kimselerin ahvali cümlesindendir.

Aslinda nefs-i emmâre, sahibine karsi seytandan bile tehlikeli olabilmektedir.

Iste bu nefsi emmarenin kötü ve çirkin sifatlari ehli tasavvufun görüsüne göre yedi tanedir.

• Hevâ'dir(Arzu, heves, ihtiras, muhabbet, nefsin haz ettigi seyler)

• Gazap (Öfke, hiddet, kizma)

• Sehvettir

• Hirstir

• Buhül'dür (Cimrilik, hasislik)

• Ucup'dur (Kendini çok sevme yaptiklarini begenme bencillik, gurur, baskalarini hor ve hakir görme)

• Kibir'dir.

Nefsi emarenin bu yedi kötü ve çirkin sifatlarini gidermeye de, asagida sayacagimiz yedi sey sebeptir. Bu sayacagimiz yedi sey, bütün ehli Islam'in gözlerini ve gönüllerini açan yedi hayirli ve faydali istir.

• Açliktir

• Susmaktir

• Az uyumaktir

• Halk içine lüzumundan fazla karismamaktir

• Daima LA ILAHE ILLALLAH demektir

• Mürsid-i Kamile erismek, elini tutmak ve tövbe edip ona teslim olmaktir.

• Mürsid-i Kâmilin iradeti altinda olmak ve onun emri altinda bulunmaktir (Onun her emrine itaat etmektir)

Bu yedi sey yukarida sayilan yedi çirkin ve kötü sifati gidermege, yani nefsi emmarenin fenaliklarini iyilige, iyi ve güzel ahlâka çevirmeye sebeptir.

Gavsul Azam Hazretleri:

“ Seytan, bir günde yetmis türlü sekilde yetmis kere hacca davet etti” buyurdular. Iste Nefsin ve Seytanin vesvesesi ile ruhu sultaninin hükmü tamamen ortadan kalkan ve Nefsi Emmare de bulunan salik, Mürsidi Kamil elinde olursa, onun Kutsi kuvveti bereketiyle kisa zamanda nefsi levvamaye tebdil olur. Salik mürsidinin sözünü dinler verdigi dersi çekerse ona “KELIME-I TEVHIDI” telkin ederler.

2 VE 3 .MERTEBE NEFSI LEVVAME VE MULHİME


Nefs-i emmâresini pismanlikla hesaba çekip, onun çirkin hâl ve hareketlerinden kurtulmak için gayret gösterenler, nefs-i levvâmeye dogru mesafe alirlar. Böyle kimseler, nefs-i emmâredeki gibi "nasil olsa Allah affeder" düsüncesiyle avunma gafletinden nispeten arindiklari için, kendilerini teselli edemezler. Bu sebeple de nefislerini kinar, pismanlikla tövbe-istigfar ederler.

Levm etmek, kinamak ve ayiplamak demektir. Nefs-i levvâme; yaptigi kötülüklerden, Allah'in emir ve yasaklarina karsi gösterdigi ihmal ve kusurlardan pismanlik duyarak vicdani muazzeb olan ve bu sebeple de kendisini siddetle kinayan nefstir. Bu mertebede olan kisi, nefs-i emmâredeki fiillerin bazilarindan tövbe edip kurtulmustur. Yani gafletten bir nebze siyrilmis ve günah arzusu azalmistir. Ancak bu hisler yeterince olgunlasmadigi için dayanamayip tekrar günahlara düsmekten de kendini kurtaramaz.

Bu kimselerin, Allah Teâlâ'nin emirlerine baglilikta ve Salih amellerinde çogalma görülür. Amelleri ekseriyetle Allah içindir. Ancak ilâhî ilhamlarin bahsettigi huzur ve sükûna tam manasiyla kavusamadiklarindan, Allah için yaptiklari salih amellerinin halk tarafindan bilinmesini de içten içe isterler. Yani nefs-i emmârenin bazi kötü huylari devam etmekte, ancak kul bu hâlinden dolayi kendini kinamaktadir.

Nefsin vasil oldugu bu merhalenin ismi, Kur'ân-i Kerim'deki:”

Levvâme (pismankâr) nefse kasem ederim..." (Kiyamet / 2) ayetinden gelmektedir.

Insanin kendi nefsini levm etmesi, yani onu siddetle kinamasi, sirf kuru sözlerle vuku buluyorsa, bunun umulan neticeyi hâsil etmeyecegi asikârdir. Zira “levvâme” ve “emmâre” mertebeleri arasinda gayet hassas ve ince bir sinir vardir. Kisinin, nefsini azicik levm etmesi (kinamasi) sebebiyle içinde bir kibir hâli beliriyorsa, orada hâlâ gizli de olsa nefs-i emmârenin hükümranligi devam ediyor demektir.

Ayet-i kerimede Cenab-i Hak:

"Andolsun ki insani biz yarattik; nefsinin kendisine fisildadiklarini da biliriz. (Zira) Biz ona sah damarindan daha yakiniz." (Kaf /16) buyurmaktadir.

Bu itibarla insan, nefsini levm ederken bile, nefs-i emmârenin gizli desiselerinden ve kendisini emniyette hissetmek gafletinden siddetle ictinâb etmelidir.

Tövbede sebatkâr olup kötü fiillerden arinabilmek, ancak manevî terbiye ile mümkündür. Levvâme mertebesindeki nefs, sayet manevî terbiye altinda ve salihlerle birlikte bulunuyorsa, kötü fiillerden kurtulur. Firsat bulunca bunlara tekrar dönmez. Ancak kalpte, kin, hased, kibir gibi bazi kötü huylar kalir.

Teveccühü artar ise seyhini müsahede eder hatta peygamberimizi de müsahede eder. Nefsine uyar da gerilerse belki seyhini görür ama daha önceki aldigi lezzeti ve tadi bulamaz. Bu halini devam ettirirse sifati mülhimeye geçer. Fakat bu nefis mertebesi emmareye yakin oldugu için ona atlamak da çok kolaydir. Bu nefis ikiyüzlüdür bir yüzü emmareye diger yüzü mülhimeye bakmaktadir.

Levvamede bulunan salikin esmasi sayet üstadi verirse ismi “CELAL” dir.

Levvame ve mülhimede bulunan saliklere tecelli ihsan olunur bu tecelli sebebiyle üstadlarini ve peygamberimizi rüyalarinda görürler. Ancak hakiki tecelli nefsi mutmainne de olusur Daha sonra zikre devam ettikçe Nefsi Mülhimeye çikar.

 NEFSI MUTMAINNE

Bu makam dervislik makamidir. Manen kisi bu makama kadar insan degildir. Bu mertebeye erince insanlik sifati onda olusur. Züht ve takva ehlinin ulasacagi en yüksek mertebe sifati mülhimedir. Burada tarikat ehli haricindeki insanlari kötüleme yoktur. Sifati mülhime'nin öyle bir noktasi vardir ki, o da çok yüksek bir makamdir. Fakat burada tarikat ehlinin hakli oldugu bir durum vardir ki oda nefsi mutmainneye mürsidi kâmil olmadan çikilmaz oldugudur. Çünkü insanin nefisle mücadelesi ancak burada kemale erer. Bu noktadan sonra bir mürsidi kâmilin terbiyesi gerekmektedir .

Bu söylediklerime delil sudur ki, daglarda kendi kendine yetisen agaçlarin meyveleri yenmez. Yense bile lezzeti olmaz. Ham ahlât gibi yiyenin bogazina durur. Fakat bir bahçivan onlari yerinden sökerek, kendi bahçesine dikse, budayip asilasa öyle bir meyve agaci olur o kadar lezzetli meyveler verir ki, ilk hali ile arasinda büyük farklar olur. Iste onun gibi bir mürsidi kâmilin elinde olanda böyle degisir.

Nefsi mutmainne de dervise ismi “HAY” telkin olunur. Dervis bos kaldigi zaman sürekli bu zikri yapar. Bu makamda kisi gayet cömert olur. Dost yoluna bütün mülkünü vermeye razi olur. Seyhine, ölü yikayicisinin elindeki ölü gibi teslim olur. Ilahi ask günden güne artar günden güne artar. Kalp rikkati artar, her an dost izini gözler gözyasi adeta su gibi olur. Bütün fiilleri iyilik ve güzellik ve ahlaklari da üstün ve temiz ahlak ile belli olur. Tarafi Ilahiden öyle bir hal ihsan buyurulur ki, islerini iradesiz olarak Hak'ka teslim etmislerdir. Ibadetleri itaatleri Allah-ü Teâlânin rizasi içindir. Allah ile beraber olma anlamina gelen “Huzuru maallah” kisiye hal olur .“Iyi bilin ki, Allah u Teâlâ'nin Velileri (Dostlari) için hiçbir korku yoktur. Onlar, mahzun da olacak degillerdir ” ayeti kerimesi ile tebsir olunur.

Iste bu makama geldiginde Allah-u Zülcelâl Hazretlerinin dostu olur, “Îrci” hitabina mahzar olur.

Bu mertebede kötü ve çirkin vasiflar, yerini güzel ahlâka terk etmistir. Davranis olgunlugunda zirveyi teskil eden ve bütün beseriyete numune olan Hazret-i Peygamber(sav) yüksek ahlâki, tarifsiz bir zevk ile güzelce yasanmaktadir. Kulun kalbi, sabir, tevekkül, teslimiyet ve riza ile taçlanmistir.

Böyle kimselerin gönülleri daima Hakk'in zikriyle mesguldür. Ahkâmi Ser'iyyenin batinina da vâkif olmuslardir. Imam-i Rabbanî Hazretleri:

“Nefs-i mutmainneye kadar yapilan ibadetler ve kulluk taklididir. Nefsi mutmainne'de ise bunlar taklitten tahkike dönüsür.” buyurmustur

 NEFSI RADIYE

Daima Hakk'a yönelmek suretiyle Allah (cc) ile beraber olma suuruna erismis, hikmetine ve hükmüne ram olarak Rabbinden razi ve hosnut hâle gelmis olan nefstir. Bu mertebeye yükselen kul, kendi iradesinden vazgeçip Hakk'in iradesinde fani olmustur. Kur'ân-i Kerim'deki:

“ Sen O'ndan, O da senden razi olarak Rabbine dön!” (Fecr /28) ayetindeki

“Sen O'ndan razi olarak” hükmünün bu makama isaret ettigi beyan olunmaktadir. Bu riza hâli, Hak'tan gelen bütün çileli imtihanlara karsi sabir göstermek ve bu hususta O'nun iradesini can u gönülden kabullenmektir. Ayet-i kerimede buyurulur;

“ Andolsun sizi biraz korku, biraz açlik, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden noksanlastirmakla imtihan edecegiz. Sabredenleri müjdele!” (Bakara /155)

Bu ayet-i kerimede ifade buyrulan “sabredenler” zümresinden olabilmek, ancak Cenab-i Hakk'in takdirine velev ki o takdir, umuldugu ve beklendigi gibi tecelli etmese bile- razi olmak ve asla isyana düsmemekle mümkündür.

Iste nefs-i râdiye de, ilâhî iradenin hayir veya ser olarak tecelli eden bütün kaza hükümlerine tereddütsüz teslim olup riza gösterenlerin, asla sikâyet etmeyenlerin makamidir. Bu makamin imtihanlari öncekilere nisbetle daha agirdir. Zira insan manen yükseldikçe iptilâlar artar.

Nitekim Allah Resulü(sav) söyle buyurmustur:

“ Insanlar içinde en siddetli iptilâlara ugrayanlar peygamberlerdir. Sonra da onlara yakinlik derecesine göre diger kimselerdir. Insan dindarligi ölçüsünde iptilâlara maruz kalir.” (Tirmizî)

Bu nefisteki kisiler eger zikirlerine devam ederlerse ruhu hayvan ruhu sultanin haliyle bir derece daha hallenir. Bunun alameti ise ruhu hayvana kötü ve güç gelen seyler, onlara güzel ve kolay gelmeye baslar. Gayet halim selim olur. Bütün mahlûkat onun elinden ve dilinden emin olurlar. Her nereye varsa iradesiz tazim ederler. Halk arasinda son derece sevilir ve sayilir. Kendisi de kaza ve kaderinde olanlarin hepsine razi olur ve bir an bile Allah'in rizasindan ayrilmazlar. Keder ve sürur müsavi olur. Zaten bundan dolayi bu nefse Radiye denmistir.

Salik, manada bütün mevcudati yok olmus görür. Yalniz, bir beyaz veya kizil yahut baska bir renkte nur içinde kalir. Bazilari o halde:

“ yeryüzünde her sey fanidir. Azamet ve ikram sahibi olan Rabbin zâti bakidir” (Rahman /26,27) ayeti kerimesi ile ihsan olunur.

Bu Makamda olan kisiye Üstadi Tarafindan ismi “HAK” telkin olunur


 NEFSI MERDIYE

Râdiye mertebesinde bulunanlarin, bu mertebenin bütün füyûzâtindan istifade edebilmeleri için, Cenab-i Hakk'in da onlardan razi olmasi icâb eder. Yani kulun Allah'tan razi olmasi yetmeyip, kâmil bir terakki için Allah'in da kulundan razi olmasi gerekir. Diger bir ifadeyle Hak'tan rizamiz, O'nun yüce rizasina mazhar olabilecek bir kivam ve güzellikte olmalidir. Bu gerçeklestigi takdirde “merdiyye” sifati Allah'a râci olmasina ragmen, kulun bunu temine medar olan amelleri bereketiyle bu makam kula da izafe edilmistir. Buna göre râdiye, Allah'tan razi olanlarin; merdiyye ise Allah'in da kendisinden razi oldugu kimselerin makamidir.

Cenab-i Hakk'in bizzat razi ve hosnut oldugu bir nefs olan merdiyyede kötü huylar yok olmus, güzel huylar ve ahlâkî meziyetler inkisaf etmistir.

Öyle ki; Yaratan'dan ötürü yaratilanlara sefkat, merhamet, sevgi, cömertlik, affedicilik ve hassasiyet onda bir lezzet halindedir. Bu mertebedeki bir mümin, nefsini en güzel bir sekilde muhasebe ve murakabe eder. Her nefeste varlik ve benlik keyfiyetlerini gözeterek seytani hilelere karsi bos bulunmaktan sakinir.

Yine bu mertebede kul, her halükârda ve bütün mevcudiyetiyle Hakk'a teslim olmustur. Allah'tan gelen kahir veya lütuf tecellilerinin her ikisine de gösterdigi riza bereketiyle ebediyet âlemine göçerken, ilâhi riza ile müjdelenerek kendisine cennet hil'ati giydirilmistir.

Yukarida da zikredilen:

“Sen O'ndan, O da senden razi olarak dön Rabbine!” (Fecr/28) ayetindeki “ Rabbin de senden razi olarak” hükmü, bu hâli ifade etmektedir.

Ayrica Beyyine Suresi'nin 8. ayetindeki

“... Allah onlardan hosnut olmus, onlar da Allah'tan hosnut olmuslardir...” beyani da bu hakikatin diger bir ifadesidir.

Bu hâl ve hakikatlere nail olan bir kul, artik hâdisati “hakke'l-yakin” mertebesinden seyretmektedir. Allah'in izniyle bazi gaybi sirlara vâkif olabilir.

Yani nefs-i râdiye makaminda müsahede ettigi kemâlat tecellilerini, simdi bizzat nefsinde tatmakta ve o hâllerle hallenmektedir. Sabir, tevekkül, teslimiyet ve riza gibi hasletler, onun davranislarinin hâkim vasfi durumundadir.

Salik bu makamda Cenabi Hak ile keyfiyetsiz müsahede ve mükâleme eder. Bundan sonra dervise “ Ya Kayyum ” ismi telkin olunur. Bununda kelime-i tevhide verecegi mana “Öyle ise bil ki, Allah-u Teâlâ'dan gayri hiçbir ma'bud yoktur.” (Muhammed /19) olur.

Halleri, seriata uymak ve geregini yerine getirmek ve bütün davranislarinda Peygamber Efendimize uymak olur ki:

“Allah-u Teâlâ'nin ahlaki ile ahlaklaniniz.

Allah-u Teâlâ'nin sifati ile sifatlaniniz”

Hadisi Serifi sirrinca Rasulullah Efendimizin(sav) sünnetlerini icra ile ve Efendimizin ahlaki ile ahlaklanir. Kendileri daima Allah'in huzurunda olurlar. Bu makamda olanlar Allah'in hizmeti ile memurdurlar. Irsat veya memleketler tasarrufunda olur. Ehlullahin erginlerinin hepsi nefsi merdiye'de olurlar. Bu makam, makami vahdettir. Herkes bu makama varamaz. “Ölmeden önce ölünüz” sirrina mahzar olmuslardir.

Allah (cc) bu kimseye tayin olunan kiramen kâtibin meleklerinin ellerinden o zatin amel defterini alir, gelmis geçmis, büyük küçük, en ufak hataya varincaya kadar bütün kusurlarini affeder ve masumiyet hilatini giydirerek kiramen kâtibin melekelerine buyurur ki: Ey meleklerim bunca zamandir sizleri bu kulumun hizmetlerine vekil tayin etmistim. Simdi ben bu kulumdan raziyim. Sizler de razi misiniz? Onlar da sahitlik eder ve: “Ya Rab bizler bu kuluna hizmet edeliden beri zerre kadar rizana aykiri bir halde bulunmadi” derler. Allah bundan sonra söyle buyurur. “Ey meleklerim ben de sizi bu görevden azât ettim ve bu kulumdan razi oldum” buyurur.

 NEFSI SAFIYE

Nefs-i Safiye tezkiye neticesinde arinmis, saf, berrak, ulvî ve olgun nefstir. Bütün marifet sirlarinin tahsil edildigi ve ancak Cenâb-i Hak tarafindan vehbî olarak lütfedilen bir makamdir; Hak vergisidir, sirf çalismakla elde edilmez. Kader sirrina mebni, ilâhî bir ihsandir.

Nefs-i Safiyyeye erisenlere umumiyetle irsad hizmeti tevdi edildiginden bu makama ayni zamanda “irsad makami” da denilir. Cenab-i Hak, bu makamdakilerin hâl ve davranislarindaki mükemmellikle, insanlari gafletten ikaz edici bir tesir halk eder. Böyle zâtlar, bir Fâsik ile görüsseler, o fâsigin hâlini anlar, kalbî hastaliklarinin ilâcini, hâl lisaniyla kendilerine bildirirler. Fâsik, eger kalbi mühürlenmemisse insafa gelir ve pismanlikla gafletten uyanir.

Üstadimiz Nefsi Safiye Makami için söyle buyurdular;

Nefsin yedinci mertebesidir. Diger bütün mertebeleri kapsar. Safa makamidir. Kisi bu makama geldiginde mana âleminde, önce derisini yüzerler, etlerini keserler ve parçalarlar. Kemiklerini kendisi görür. Ondan sonra, onlari kiyma makinesine verirler, kiyma makinesinde çektikten sonra firina götürürler ve pisirirler, onu alip cehennem atesi ile sicak kavururlar. Et, simsiyah olur, o eti getirirler her tarafini silindir ile ezerler. Gayet toz haline getirip, bunu alir götürürler ve Allah-u Teâlâ Hazretlerine arz ederler. Iste bu, senin için yok olacak kül, o külü 18 bin âlemin her tarafina savururlar. O her tarafta kendi zâtini görür, her tarafta yok olur. Fenafillâh olur, Cenabi Zül Celal Hz.lerinin zâtinda degil sifatlarinda fani olur, Yedi nur berzahini asar, Sekiz kat cenneti geçer fani olur, Yokluk oldugundan dolayi vekil oluyor, digerleri ise ham oluyor.

Bir insaninda Mürsid-i Kamil olmasi için diger bir sartta Rasulullah efendimizin bizzat görev vermesidir. Böyle olunca varisi nebi olduklarindan sekline ve suretine seytan giremez. Müridine son nefeste bizzat yetisir, kefil olur. Safiye ehli olanlar gönüllerine ilham edilen her manayi Allah'tan bilir ve ortaya çikan her hali Kur-an'in özündendir diyerek kabul ederler. Hatta kendilerini yok addederek gönül hanesinden bir adim disari çikmazlar. 

SAYGILARIMLA...