Vahim bir istatistik ki, ülkemizde her 10 kişiden biri depresyon hali yaşıyor ve son beş yılda antidepresan kullanımı yüzde 70 artmış. 
2016 yılının ilk 9 ayında, 33 milyon 638 bin 916 kutu ilaç tüketimi gerçekleşmiş.


Ruh sağlığı hastanelerinde doluluk oranı da yüzde 100’e ulaşmış ve antidepresan kullanımında kadınlar, erkeklerin iki katı.
Halkı Müslüman olan bir ülkede acı bir tablo.

Bir Müslüman nasıl umutsuz olabilir?

3 günlük dünya için bu stres niye?


Emperyalistlerin dayatmasında kapitalizm esaretinde faiz, banka, borçlarla bir millet yönetilmeye kalkılırsa, asgari ücretle 1700 lira gibi açlık sınırı altında işçi çalıştırılırsa, kadını çalıştırmak adına annelik vasfını elinden alıp çocuğu el -kreş kapılarına bırakırsanız, o milletin gençliğini tv programları ile benliğinden, özünden, itikadından uzaklaştırırsanız ortaya mutsuz, güvensiz, karamsar insan yığınları çıkar.

Bugün olduğu gibi.


İşin manevi, diğer adıyla psikolojik boyutuna gelirsek; bugün parası olanlar bu hastalığın tedavisi için psikologlara gidiyor, parası olmayanlar fetva hatlarından ve ya ne idüğü belirsiz kimselerin fetvalarından umut bekliyor.

Hiç birini yapmayanlar ise ya içine kapanıyor, ya saldırganlaşıyor ya da ayaklı gıybet makinesi haline dönüşüyor.


Oysa Kur’an-ı Kerim’de Hadislerde Müslümanlar, mü’minler için nice müjdeler var. Kur'andan ve sünnetten uzaklaştıkça manevi bunalımlar stres ve ilaç kullanımı hızla artıyor.

Tabi birçok insanımız, “Benim sorunlarımın tamamı, tamamına yakını ekonomik sebepler. Aldığım para ile evimi geçindiremiyorum, evlatlarımın eğitim ve sağlığı için gerekli şartları sağlayamıyorum, işsizim, açım, çocukları doyurmıyor ve insanca yaşayamıyorum, yıllardır çalışıyorum bırak evi bir dikili ağacım bile yok” diyorlardır.


Dedikleri doğru. Günümüzde insanımızın mutsuzluğunun, karamsarlığının, şiddete yönelmesinin birinci maddesi ekonomik sebepler. Ama manevi sebepleri de çok fazla. 

Maddi sorunları devlet çözerde manevi sorunları kim çözecek?