İslam da devlet yönetimi ilkeleri başta Kur-an’ı Kerim, Hz. Peygamber ve Raşid halifelerin uygulamalarından yola çıkarak belirlenen hususlardır. Devlet yönetimiyle ilgili Kur-an’ı Kerim de, “Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların hevalarına(isteklerine) uyma. Ve deki: Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum..” (Şura suresi: 15)

Devlet yönetimiyle ilgili Hz. Peygamber de, “Adaletle hükmeden devlet adamı ile, ilmi ile amel eden âlimin cesedi çürümez.”hadisi ile devlet yöneticisinin nasıl davranması gerektiğini beyan etmiş bulunmaktadır. Müslüman yönetici, devlet adamı vatandaşı arasında adil davranmak durumundadır. Raşid halifelerden Hz. Ömer’de devlet yönetimi ile şu tarihi vecizesini söylemiştir. “adalet mülkün temelidir” demiştir.

Hz. Ömer bu konuyla ilgili olarak, bir valinin cami yaptırmak üzere gayri Müslim bir vatandaşın arsasını rızası hilafına istimlâk eder. Mülk sahibi halifeye( Hz. Ömer’e) şikâyette bulununca, şikâyet edenin eline şöyle bir yazı tutuşturur ve valiye vermesini söyler: “benim adaletim Nuşi Revan’dan daha mı azdır?” ki O, İran’ın adaletiyle ün yapmış hükümdarı idi. Ve kendi öz oğlunu bir kervanı haksız yere bastığından dolayı kendi elleriyle idam ettirmişti. İslam’da yönetenle yönetilen arasında fark olmaz, hukuk karşısında her ikisi de eşittir. Bununla ilgili olarak Hz. Ali’den bir örnek verecek olursak: bir Yahudiyle arasında alacak- verecek anlaşmazlığı vardır. Yahudi, halifeyi kadıya şikâyet eder. Halife (Hz. Ali) kadının huzurunda ve müşteki ile yan yana ayaktadır. Halifeden haklılığını kanıtlayacak tanık ister. Ancak halifenin iki oğlundan başka tanığı yoktur. Bu nedenle kadı, Yahudi’nin lehine karar verir, onu haklı çıkarır.

Benzer bir olayı Fatih Sultan Mehmet Han yaşar: bir Rum inşaat ustasının hatasından dolayı elini keser. Fatih ile Rum davacı kadı Hüsrev’in huzurunda yan yana ve ayakta dururlar. Kadı(yargıç) Rum davacıyı haklı bulur ve kısasa hüküm verir. Ancak davacının sultanı bağışlaması üzerine kadı ömür boyu Rum’un geçimliliğini Sultanın şahsi servetinden ödenmesine karar verir.


İSLAM DA DEVLET NÜFUSU ÇIKAR AMAÇLI KULLANILAMAZ
Hz. Peygamber(s.a.v) bir kabileye zekât memuru gönderir. O memur geri döndüğünde peygamberimizin huzuruna iki ayrı mal getirir. Sorulduğunda O memur, birisinin hazinenin malı olduğunu, diğerinin ise kendisine o kabileden hediye verildiğini söyler. Bunun üzerine, peygamberimizde, Sen oraya zekât memuru olarak gitmeseydin bu hediyeler sana verilir miydi? Deyince, Oda “verilmezdi” cevabını verir.

Bunun üzerine peygamberimiz verilen hediyeyi de hazineye teslim ettirir. Bir başka örnekte Hz. Ömer devrinden verelim. Hz. Ömer devlet başkanı ile ( halife) oğlu birkaç deve satın alır ve devlet merasında beslettirir. Satmak için pazara getirdiğinde Hz. Ömer bunun haberini alır. Derhal oğluna “bu develeri satana paran senin olsun, karını hazineye devret” der. Ve oğlu da elde ettiği karı devlet hazinesi verir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.


DEVLET YÖNETİMİNDE ŞURA ESASTIR, YÖNETİCİLER İŞLERİNİ İSTİŞARE EDEREK YAPARLAR
Kur-an’ı Kerim de bu konuyla ilgili olarak yüce Allah Ali İmran suresi 159. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: “sen onlara Allah’tan bir rahmet sebebiyle yumuşak davrandın. Eğer sen onlara katı kalple sert davransaydın onlar etrafından dağılır giderlerdi. O halde onları affet bağışlanmaları için Allah’a dua et. Böylece bir karara vardığında Allah’a dayan. Şüphesiz ki Allah kendine dayanıp güveneni sever.

Bu ayeti kerime peygamberimizin Uhud da savaşın kaybedilmesine sebep olan sahabeye yumuşak davranmasını övmektedir. Eğer sert davransaydı etrafındakiler dağılıp gideceklerdi. Yani hataların affı rahmettir. Günümüzde devleti yönetenler bir Müslüman olarak, Allah’a, Resulüne ve Raşid halifelere rağmen metot geliştiremez. Devlet adamları toplumu germeye, kamplaşmaya doğru sevk edemez ayrıştırıcı bir dil kullanamaz. Vatandaşından gelen sorulara, isteklere hakaretle ve sertlikle yaklaşamaz. Aynı zamanda devlet hazinesi şu veya bu şekilde talan edilemez.

Çünkü devlet hazinesi milletindir. Devlet hazinesi kimilerine akıtılıp kimileri baktırılamaz. Yöneticiler hazineden vatandaşını adil bir şekilde faydalandırır. Yöneticiler hazineyi kendi malı gibi düşünemez ve kullanamaz. Yani devlet yönetmek ince eleyip sık dokumak gerektirir.

Devlet yönetmek ve yönetici olmak ateşten gömlek giymek demektir. Devlet adamının sorumluluğu vatandaşa göre kat kat fazladır. Ama adil ve dürüst davrandığı zaman ecri ve sevabı da kat kat fazladır. Yüce Allah başımıza adaletle hükmeden devlet adamları nasip etsin, biz Müslümanları da onlara layık olan müminlerden eylesin der saygılarımı arz ederim.