ALLAH “Allah Allah,
Celil'ü Cebbâr,
Muînü’s-Settâr,
Hâlik'ül-leyli ve’n-nehâr, lâyezâl, zü'l-Celâl, birdir Allah, O'nun birliğine.
Hâtemü'l- Enbiya, Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed- i Mahmûd-u Muhammed Mustafa (bu anda bütün efrad, elleri göğüslerinde olduğu halde eğilip salavât getirirler). Âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ, imdad-ı ruhaniyyetine.
Pîrân, mürşidîn, aşıkîn, kurragerîn, vasılîn, hamele-i Kur'an, güzeştegân, ehl-i iman
Ebu'l-feth ve’l meğazi Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin ervahina ve avn-u inâyetine,
Bilcümle âlem-i islamın necât, saadet ve selametine.
Devletimizin bekâ-u temâdisine.
Ordularımızın devam-ı muzafferiyyetine.
Pîrler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler demine, devrânına Hûûû diyelim. (
Bu anda bütün takım davulları, zilleri şiddetle vurarak "Hû çekerler". Sonunda üç defa kös vurması veya gülbankçının "Allah Allah"  demesiyle dururlar.)
Eli kan, kılıncı kan.
Sinesi üryân, ciğeri püryân.
Meydan-ı şehâdette Allah yoluna revân.
Kahrımız, gazabımız düşmana ziyan.
Adüvden korkmadık, korkmayız hiç bir zaman.
Kur’anda zafer vaad ediyor Hazret-i Yezdân.

Diye başalayan bir gülbank... Ardından  Osmanlı askerinin şahlanışı ve muzafferiyet. Evet dünyanın en eski bandosu mehterandan bahsimiz. Kesin kurulma tarihi belli olmamakla beraber selçuklu hükümdarı 2. gıyaseddinin osman beye gönderdiği tuğ, nevbet, kös ve zillerle 1280 li yıllarada ilk temelini atmıştır.

Mehter, bölüklere ayrılır, aynı çalgı aletini çalanlar, alemdarlar birer bölük teşkil ederlerdi. Her bölüğün “ağa” tabir edilen bir âmiri bulunurdu. Davulcubaşına ise “baş mehter ağa” denirdi. Ayrıca bir de Mehterbaşı vardı. İkinci bir mehterbaşı daha vardır ki, bundan ayrı olup, Saray Çadırcılarının başıdır. Mehter teşkilatı, “emir âlem”e tabiydi.

Selçuklu Sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud’un 1284 yılında Osman Gazi’ye gönderdiği bir fermanla kendisine, Eskişehir’den Yenişehir’e kadar bütün Söğüt bölgesi ve havalisi sancak olarak verildi. Fermanla birlikte Osman Gazi’ye emirlik alemeti olan “tuğ”, “âlem”, “tabi” ve “nakkare” de gönderilmişti. Ferman, Osman Gazi’ye Eskişehir’de bir ikindi vakti takdim edildi. Osman Gazi ayakta durarak nevbet vurdurdu (çaldırdı). Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar nevbet vurulurken padişahların ayakta dinlemesi âdetti.

Mehter teşkilatına bağlı iki türlü mehterhane vardı. Biri resmi teşkilata bağlı olan calici mehterler, diğerleri esnaf mehterleriydi. Resmi mehter, padişah mehteriydi ki, buna “mehterhane-i tabl-i âlem-i hassa” denirdi. Sonraları, mehter sadece padişah ve orduya ait olmaktan çıktı. Her vezir dairesinde bir mehterhane bulundurulması âdet oldu.

Fatih devrindeki mehterhanede dokuz zilsen (zil çalan), dokuz nakkâzen (kadûm çalan), dokuz boruzen (boru çalan), dokuz tablzen (davul çalan), dokuz çavuş ve bir iç oğlan vardı. Altmışdört kişilik mehterhane takımına “dokuz kat mehter” adı verilirdi. Padişahın mehterleri oniki kat olurdu. Oniki kat mehterhanede her çalgıdan onikişer adet bulunurdu. Padişah sefere çıktığı zaman mehter takımı oniki misline çıkarılırdı. Sefer ve harp esnasında padişah mehterhanesi, saltanat sancaklarının altında durup, nevbet vururdu. Bundan başka ikindi vakti, otağ -ı hümâyûn önünde nevbet vurmak âdetti (Bkz. Nevbet).

Hükümdar mehterleri beş vakit vururlardı. Bundan başka padişah cüluslarında, kılıç alaylarında, harplerde zafer haberi geldiği zaman ve arife divanlarında nevbet vurulurdu.

Mehterler, harp meydanlarında gece karanlığında bile ordugâh nöbetçilerinin uyumaması için devamlı çalar ve aynı zamanda da “yektir Allah,” diye bağırırlardı. Harp esnasında ise, padişahın veya seraskerin yanında durup, harp boyunca askerin cesaretini arttırmak ve düşmana dehşet vermek için çalardı.

Vezir mehterhaneleri, ikindi ve yatsı namazları kılındıktan sonra olmak üzere, günde iki defa vururdu. Bunlardan birincisi akşam yemeğinin ikincisi de uykunun işaretini verirdi. Sivil mehterler, kendilerine mahsus nevbet yerlerinde yatsı namazından sonra ve sabahleyin nevbet vururlardı. Eski zamanlarda öğle yemeği, “Kuşluk” namıyla öğle namazından evvel, akşam yemeğinde ikindi namazından sonra yenilir ve yatsı namazından sonra uykuya yatılırdı.

Mehterhane, her ikindi vakti başları, içoğlan baş çavuşunun yahut muadili olanın, “vakt-i sürür ve safa mehterbaşı hey!., hey!” suretindeki nidası (çağırması) üzerine, mehterbaşı ağa elinde zurna olduğu halde bandoya pişrev (önder) olarak Vezirin, Yeniçeri ağası dairesinde ise ağanın oturduğu arz odasının önüne gelir, temenna eylerdi. Bu sırada evvelce “vakt-i sürür ve safa” diye bağırmış olan başçavuş veya muadili; “Eshab-ı hacât ve arzuhal sahipleri var mı?” diye sorardı. Arzuhal sunmak isteyenlerin arzuhallerini alıp vezire yahut Yeniçeri ağasına verirdi. Bu iş bitince heyet bir daire teşkil ederek çalmaya başlardı. Dua ile de merasime son verilir ve çalanlar birer temenna ile çekilirlerdi.

Mehter Duası: Allah Allah, Celilii’l-cebbâar, Muinü’s-settâr Hâliku’l-leyli ve’n-Nehâr, lâyezâl, zü’l-celâl, birdir Allah! Ânın birliğine. Resul ü Enbiyâ Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (bütün efrâd elleri göğsünde olmak üzere rükûa gelir gibi eğilirler, padişah geldiği zaman ise sadece baş eğer, daha fazla eğilmezler) Âl-i evlâd-ı Resul-ü Mücteba imdâd-ı ruhâniyetine! Pîrân, mürşidin, aşıkîn, kur’agerîn, vasilin, hamele-i Kur’ân, güzeştegân, ehl-i imân ervahına, avni inayetine! Halifetü’l-İslâm es-sultân İbni’s-Sultan bil-cümle İslâmın nevât ve seâdet ve selâmetine, pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler, demine devrânına “Hû” diyelim “Huuu” denildikten sonra; bütün mehter takımı, davul ve zilleri şiddetli vurarak dokuz defa “Hû” çekerlerdi. Sonunda da üç defa kös vururlardı.

Mehterin kendine has bir yürüyüşü vardır. Üç adımda bir durur, yarım sağa ve yarım sola dönerdi.Yürüyüş esnasında mehter efradı, hep bir ağızdan, “Rahim Allah, Kerîm Allah” derlerdi.

Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şu sıraya göre tertip edilirdi. Önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında “üsküf bulunan mehterân bölüğü komutam, onun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile birlikte yeşil sancak, ortada istiklâl alâmeti olan ak sancak, sağ başta ise zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların arkasında ise üçerli koldan üç sıra hâlinde dizilmiş dokuz tuğ gelirdi. Sağ tarafta kırmızı sancağın arkasında ise. Yeniçeriler tarafından taşınan “hücum tuğu” yer alırdı. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından. sonra ise sıra ile; mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular), zurnazenler, boruzenler, nekkareler, zil-zenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada ise bir at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı. 

Mehter konserleri “Vakt-i sürûr-u sefa”: Mehterân daire seklinde nevbet nizâmını teşkil ederler, nekkarezenlerin oturup, diğerlerinin ayakta durma-sıyla da hilâl görünümü verirlerdi. Kösler hilâlin orta ilerisine konurdu. İçoğlan başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ye:

“Vakt-i sürûr-u sefa, Mehterbaşı Ağa! Hey! Hey!” diye bağırırdı. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle, sofyan usûlünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de, mehterbaşı Ağa mehterin önüne gelir:

“Merhaba ey mehterân!” der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri selâmlardı. Mehterân da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro hâlinde:

“Merhaba, Mehterbaşı Ağa!” diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra Mehterbaşı Ağa:

“Hasduuur!” diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söylerdi. (Meselâ: “Der fasl-ı Acem âşirân, cihâd-ı Ekber Marş” derdi.) Hemen arkasından:

“Haydi Ya Allah!” diyerek mehteri icraya geçirilir. 1826 yılında kaldırılan mehteranı hümayün kapatılmı 1914 te tekrar kurulurak askeri bandoya bağlanmıştır. Günümüzde irili ufaklı bir çok mehteran takımı vardır.. Bunlardan biri Erzurum BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ mehteran takımıdır. Belediye başkanımız ve Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanımızın fedakar çalışmaları sonucunda kurulmuş, gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında ülkemizi ve milletimizi temsil etmektedir.