Herkes umudunu söyler. ABD Büyükelçisi Türkiye’de iç savaş çıkmasını umud ediyor ki "Türkiye iç savaşın eşiğinde" diyor. Ana muhalefet lideri kan akmasını umud ediyor ki, "başkanlık sistemi kan akmadan gelemez" diyor. HDP kanlı bir savaş umud ediyor ki, "bunun bedeli çok ağır olur" diyor.

Evet. Ben de ABD de bir iç savaş umud ediyorum ki "ABD iç savaşın eşiğinde" diyorum.. Aslında gerçekten de iç savaşın çıkabileceği şartları en çok taşıyan ülke ABD. Ülkede yüzyıllarca hayvan muamelesi yapılmış, canı, kanı, ırzı, malı, onuru, gururu, insanlığı yok sayılmış büyük bir zenci kitlesi var. Ve bu kitle hala dışlanmakta, birçok temel hakkı ihlal edilmekte. Ve bu kitle hakim devlet zihniyetine kin ve nefret duymakta. Peki, neden iç savaş çıkmıyor derseniz; ABD devletinin hak ve hukuk tanımaz zalimce, demir yumruk ile orantısız kuvvet uygulamalarından tabi ki. ABD devleti dünyanın kabadayısı ve elinde çok büyük imkanlar var. ABD devleti çok pervasız ve acımasız. Bir bomba ile milyonlarca masumu bir anda öldürebilecek kadar cani. Sırf derisinin siyah olmasından dolayı bir insanın eline kelepçe vurduktan sonra kafasına kurşun sıkabilecek kadar fütursuz.

Ve en önemlisi "onlar hanzo, ama para ve silah onlarda". İşte bu ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı bölmek ve parçalamak istiyor. Bakmayın müttefiklik söylemlerine. Buna ne onlar ne de biz inanıyoruz. Çağdaş dünyada müttefiklik sözü, geçtiğimiz yüzyılın mandacılık sözü ile aynı manaya geliyor. Türkiye’yi onlar müttefik olarak değil, kendi mandası olarak görüyorlar. Türkiye ne zaman bu makûs talihi kırabilecek adımlar atmaya başlasa hemen başımıza bir şeyleri musallat ediyorlar. Menderes bir kalkınma hamlesi yapmaya çalışmıştı, bedelini hayatıyla ödedi. Erbakanlı koalisyonlar döneminde ağır sanayi hamlesi başlatılmıştı, bedeli Türkiye’ye sağ-sol çatışması ve anarşik olaylar yaşatmak oldu. Özal Türki (Türk asıllı) Cumhuriyetlerle kaynaşma ve işbirliğine odaklanmıştı bedelini hayatıyla ödedi. Refahyol ülkeyi faiz ve borç sarmalından kurtarmaya başlamıştı bedeli 28 Şubat eliyle itibarsızlaştırılmak oldu.

İşte, Ak Parti dönemini yaşıyoruz. Hatasıyla sevabıyla Erdoğanlı Ak Parti dönemi Türkiye’nin imarlaşma ve ayağa kalkma dönemi olarak tarihe geçecektir. Bu dönemde devlet, Amerika’ya rağmen kendi imkanlarıyla kendi savaş sanayini kurmaya çalışmaktadır. ABD ye olan göbek bağını sorgulamaya çalışmaktadır. ABD ye körü körüne bağımlı dış politika yerine milli çıkarları dikkate alan bir politika uygulamaya çalışmaktadır.

ABD nin dünya ve bilhassa Ortadoğu’daki kan ve çıkar üzerine kurulu planlarına karşı direnmeye çalışmaktadır. İşte bunun bedeli, Erdoğan’ın hayatına kastedilmesi, itibarsızlaştırılmaya çalışılması, etrafının kuşatılarak yalnızlaştırılmaya çalışılması, ülkenin her alanda krize sürüklenilmeye çalışılması, iç savaş ve kaos çıkartılma gayretleridir.

Evet. Ama bu sefer inanılmaz bir şey oluyor. Kurulan her tuzak geri tepiyor. Erdoğan’ı zayıflatmaya yönelik atılan her haince adım onu daha da güçlendiriyor. Sebebini sosyolojik olarak izah etmenin çok zor olduğu şeyler yaşıyoruz. Tarih bunu nasıl yazacak bilemiyorum ama şuna inanın ki bugün Türkiye Erdoğan’la bir tarih yazıyor. Akan kana, yitirilen cana içimiz yanıyor ama bugün biz resmen ilan edilmedik bir bağımsızlık savaşının tam da içindeyiz.

Bugünkü savaşın, istiklal harbinden çok farkı yok. Bugünkü savaş, istiklal harbiyle elde edebildiklerimizin yanına elde edemediklerimizi de koyma savaşıdır. Onun için Lozan’a atıfta bulunuluyor. Onun için “dünya beşten büyüktür” deniliyor. Çünkü bugün işgal altında olan, ezilen sömürülen, hak ve hukuku çiğnenen bir tek biz değiliz, bilakis bu beş devletin dışında kalan tüm dünya halkları ve devletleri.

Türkiye “dünya beşten büyüktür” derken, dünya halklarının haklarını hatırlatıp onları hep beraber bir hak mücadelesi vermeye çağırıyor. Böyle bir Türkiye’nin başı ezilmek istenmez de ne yapılır. Belki birileri “erken mi öttük” diyebilir. Yani, “göğüsleyemeyeceğimiz bir savaşın içine mi giriyoruz” diye düşünülebilir. Ama bu savaşı biz başlatmadık. Bizi yirmi iki milyon kilometrekareden alıp, yedi yüz seksen bin bin kilometrekarelik bir yurda hapsettiler, sustuk, kabullendik. Kimliğimiz, kültürümüzü ipotek altına aldılar, sabrettik. Kolumuzu kanadımızı kırdılar, kanımızı içtiler isyan etmedik. Ama şimdi bizi yeniden ufalamaya, parçalamaya, yok etmeye çalışıyorlar. Balkan devleti olan ve orayı yüzyıllarca yurt edinmiş olan ecdadımızı on yılda oralardan nasıl söküp Anadolu’ya atmışlarsa, bugün de bizi Anadolu’dan alıp, Asya içlerine serpiştirme gayretine girdiler. Bunu açıkça seslendiriyorlar. İçimize monte ettikleri hain modüller yıllardır bunu söyleyip durdular. Sözde aydınız diyen bir grup türettiler ve "biz Anadolu’yu onlardan almışız, tabi ki onlar da bugün bunu bizden almaya çalışacaklardır" dedirttiler. Halbu ki, Anadolu’yu biz onlardan falan almadık. Biz Anadolu’da tarih öncesinde de vardık, şimdi de varız. Topraklar, uğrunda can verebildikleri sürece toplumların vatanı olur.

Can vermekten kaçındıkları an vatan olmaktan çıkar, başkalarının olur. Tarihi kendi hayalleri ile yazanlar, bizi orta Asyalı, kendilerini ise Ortadoğu ve Avrupalı ilan ediyorlar. İnanın bin yıl sonra da bu kafa hâkimiyeti devam ederse Amerika kıtasının ezeli ve ebedi sahibinin Amerikalı CO lar olduğu ilim adamlarınca ifade edilecektir. Bugün biz ve tüm dünya açıkça biliyor ve görüyor ki Amerika devleti ve halkı, Avrupalı suçluların ve maceraperest sömürgeci korsanların Amerika kıtasını işgal ederek yerli halkı imha etmesiyle oluşmuştur. Bunu bugün bile sorgulatmıyorlar.

Bize tarihi acılarımızı çarpıtarak istismar konusu edenler, kendilerinin apaçık katliamlarından bir tek söz bile ettirmiyorlar. Neden gayet açık. "onlar hanzo, ama para ve silah onlarda". Keser döner sap döner, bir gün gelir hesap döner.. Allahın bu millete yeniden dünya lideri yapacağı günler inşaallah yakındır.

Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. Allah'a emanet olunuz.

Ahmet KARAKAŞLI Tüm Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı