aykuttemur92 @ gmail.com


     Tarihimizde nice kahramanlar vardır ki ne bilinirler ne de anılırlar. Tarihin derinliklerinde, kuytu köşelerinde saklanmış adeta keşfedilmeyi beklemektedirler.
Hollywood’un filmlerinde dünyayı kurtaran nice senaryodan ibaret ve her seferinde dünyayı kurtaran kahramanları varken, ecdadımızın Akif’in deyimiyle gel seni tarihe gömelim desem sığmazsın niteliğinde sayamayacağımız kadar, kelimelerin anlatmakta kifayetsiz kalacağı kahramanlarımız tarihin her bir köşesine mühürlerini vurmuşlardır.
İşte bu kahramanlarımızdan birisi de Serdengeçti Ahmet Ağa’dır. 17. Yüzyılın sonlarındayız. Osmanlı-Avusturya savaşları bütün hızıyla devam etmektedir. Avusturya’nın amacı Osmanlı’nın Macaristan’daki kalesi Temeşvar’ı ele geçirmekti. Bu kale stratejik bir noktadaydı.
     Bu berkitilmiş kale acaba nasıl ele geçirilebilirdi?
Şayet Avusturyalılar bir baskınla Temeşvar’ı ele geçirilirse, kuzeydeki Segedin, Solnok, Eğri gibi kaleler de birbiri ardından düşecek ve Macaristan Avusturya topraklarına büyük oranda dahil olacaktı.
Avusturya 10 bin zırhlı Alman askerini Temeşvar kalesine yakın bir kale olan Nagy Varat kalesine yerleştirmiş ve kaleye yüklü miktarda yığınak yapmaya başlamış bu durumu da erkenden haber alan Osmanlı kuvvetleri gizlice gereken tedbirleri almışlardır. Askerlerimizin yaşları ne olursa olsun parolaları aynıydı: “Şehadet şerbetini içer, bu fani dünyadan geçeriz. Yeter ki vatan sağ olsun.”
     Daha sonra Eğri kalesi kumandanı Serdengeçti Ahmet Ağa’yı yanına çağırmış ve “Gazilerle hemen yola çıkıp Nagy Varat’ a varmak isteyen Alman askerlerini kaleye varmadan Nagy Varat köprüsünde tutun ve köprüden öte tarafa geçmesine asla fırsat vermeyin. Sayınız az ama ne yapıp edip kefereyi tutun yoksa halimiz yaman olur.” demiştir.
Hazırlıklarına başlayan Ahmet Ağa gazileriyle beraber Nagy Varat köprüsüne doğru yola koyulurlar. Gel gör ki şiddetli bir yağmur başlayadurur ve yollar bataklık gibi olur. Bir sürü olumsuzluk üst üste gelince Ahmet Ağa köprüye büyük bir vakit kaybıyla ulaşır ama geç kalmıştır. Düşmanın bir kısmı köprüyü geçmiş ve devamı da gelmeye devam etmekteydi.
Serhat boylarının yılmaz gazisi Ahmet Ağa üzerlerindeki soğuk duşun etkisini atmaya çalışan gazilerine şu kurşun gibi ağır kelimeler dökmüştür:
    “Bakın gaziler biz bu yollarda yağmurla çamurla uğraşırken düşman köprüyü gelip geçmiş. Eğer biz bunları durduramazsak İslam’a nice zararlar isabet eder. Düşman hepsi hepsi 10 bin zırhlı süvaridir. Biz ise bildiğiniz gibi bin kişiyiz. Yok, ümitsizliğe kapılmayın hemen. Onları yine de durdururuz. Yeter ki, Allah yolunda can vermeyi bilelim. Gazadır sanatımız, gaziliktir unvanımız ve şehadettir şanımız. Haydi, şimdi birbirinizle helalleşin ve her biriniz birer ölüm eri olun ki, şu mertlik meydanına varıp düşmanlara hadlerini bildirelim.
     Serdengeçtiler ikiye ayrılıp 500 kişilik kuvvetle, tepeden tırnağa zırhlı süvarilere karşı çıplak göğüsle, dalkılıç savaşmaktaydılar. Kılıçlar havada şimşek gibi çakıyor, mızraklar batıyor, topuzlar hedefleri yıkıyor, oklar ıslık gibi çalarak havada uçuşuyordu. At kişnemeleriyle tekbir sesleriyle birbirine karışıyordu.
Bir saat sonra düşmana hücum eden 500 gaziden 400’ü şehadet şerbetini içmiş lakin düşman 2 katı zarar görmüştü. İlk grubun azalmasından dolayı Ahmet Ağa 500 kişilik son kuvvetiyle arkadaşlarına katıldılar. 600 serdengeçti ile 9 bin zırhlı   Avusturya askeri şiddetli bir mücadeleye başlamışlardı.
     Savaş en şiddetli raddesindeyken Serdengeçti Ahmet Ağa atının terkisine uzanıp bir tulum neft yağı yani petrol ile bir torba barutu köprünün ayağına yerleştirip fitili ateşledikten sonra tekrar köprünün üzerine çıkar. Bir süre sonra köprüden ateşler yükselmeye dumanlar yükselmeye başlar. Köprünün bir kısmı en sonunda çatırdayıp yıkılır ve düşmanın diğer kısmı öte tarafa geçemez.
     Geriye kalan az bir kuvvetle bir saat daha düşmanı oyalayan Ahmet Ağa gazileriyle beraber şehit olur ve sonrasında Ahmet Ağa’ya yardım etmeye gelen Osmanlı kuvvetleri düşmana yetişip savaşmaya başlamışlardı. Bir süre daha devam eden kıran kırana savaş nihayet Osmanlı tarafından kazanılmıştır.
Savaş sonrası askerlerimiz gördükleri karşısında feryad figan etmeye başlamıştır. Meğer düşman askeri şehit olan serdengeçtileri delik deşik etmiş ve gazilerimizin kulakları, burunları kesilmiş, Tıpkı Uhud Harbi’nde müşriklerin ashab-ı kirama yaptıkları gibi…
     Onlar bu fedakarlıkları ile ölümsüzlük köprüsünden geçtiler. Vahşice şehit edilmelerine rağmen. Aradan 400 yıl geçti ve bu şanlı ecdadın torunları da 15 Temmuzda tıpkı o zırhlı Avusturya askerleri gibi zırhlı araçlara tanklara kurşunlara çıplak göğüsleriyle karşı durmuş ve hepsi birer serdengeçti olmuştur, hepsi birer Ahmet Ağa olmuştur.
     Zaman geçse de şartlar değişse de giyimler sözler haller tavırlar değişse de demek ki fıtrat yine o fıtratmış…