Bismillahirrahmanirrahim

Harise bin Numan (r.a.) rivayet ediyor. Resulullah (sav) buyurdular ki: 

"Üç kötü huy vardır ki, ümmetim bundan kurtulamayacaktır: Sû-i zan, hased ve birşeyi uğursuz saymak. Bir zanna şüpheye veya düşünceye kapıldığında o zanla hüküm verip öyle hemen hareket etme. Hased ettiğinde Allah'tan affını dile. Bir şeyi uğursuz saydığında, ona itibar edip de işinden geri kalma."
 
Kur'ân-ı Kerim, "Zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı büyük günahtır" buyurur. Kur'ân'ın yasakladığı zan, sü-i zandır. Sû-i zan, bir kimse hakkında kötü zan besleme, aleyhine olarak olmayanı olmuş, varmış gibi sanmadır. Asıl olan hüsn-ü zan iken, elde delil bulunmadığı sürece hüsn-ü zan yapmak gerekirken sû-i zanna girmek veballi bir davranıştır. Bu konuda Mesnevî-i Nuriye'de şöyle denilir: "Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin; ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden, takbih etmesin [kötülemesin.]... Sû-i zan ise, maddî ve manevî içtimaiyatı [sosyal hayatı] zedeler."

O halde hüsn-ü zan esas olmalı, sebebini, hikmetini bilmediğimiz bir davranışı hemen kötüye yormamalıyız. Hadiseler yanıldığımızı ortaya koyar da pişman duruma düşeriz.

Hadiste ümmet-i Muhammed'in kurtulamayacağı hususlardan biri de haseddir. Hased, Türkçemizde çekememezlik mânâsına gelir. Başkalarının zekâ, kabiliyet, başarı, iyilik, fazilet ve üstünlüklerini çekememektir. Hased öylesine kötü bir huydur ki, bu mikrobu taşıyan kimse başkasında bir nimet ve üstünlük görse onu kıskanmaya kalkar. Bu onu o noktaya götürür ki, o nimetlerin sadece kendisinde bulunmasını ister. Başkalarında bulundukça da huzuru kaçar, o kimseler hakkında kötülük düşünmeye başlar. O kimsenin bu imkân ve nimetlerden mahrum kalabilmesi için akla hayale gelmedik hile ve tuzaklara başvurur, iftiraya; malına, canına sûikaste kadar gidebilir. İşte hasedin bu tehlikeleri sebebiyledir ki bir hadis-i şerifte, "Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hased de iyi amelleri yiyip bitirir" buyurulmuştur. Hasedçinin şerrinden de Allah'a sığınma tavsiye edilmiş ve bir âyette şöyle buyurulmuştur: "Hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah'a sığınırım."

Hased, öyle kötü bir huydur ki zararı hased edilenden daha çok hased edene dokunur. Çünkü hasedçi hased ettiği kimseler nimet ve imkânlara kavuştukça huzursuz olur, acı çeker. Yükselip başarı üstüne başarı kazandıklarında kendilerini için için yiyip bitirirler. Hasedin çaresi, hased edilen şeylerin akıbetini düşünmektir. Düşünüldüğünde görülecektir ki, hased edilen kişideki zekâ, güzellik, güç, kuvvet, servet, makam ve mertebe fanîdir, geçicidir. Faydası az, zahmeti çoktur. Eğer âhirete ait meziyet ve faziletlerde hased ediyorsa, bu onun riyakâr olduğunu gösterir, âhiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut haset ettiği kişiyi riyakâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder.

Aynı zamanda hasedçi bu haliyle kadere de bir nevi itiraz etmiş olur. Çünkü iyiliği ihsan eden İlahî takdirdir. Allah ona iyilikte bulundukça kadere küser, kaderi ve rahmeti tenkide kalkar. Kaderi tenkit eden ise başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden de rahmetten mahrum kalır. Eğer insan, "Ne yapayım bu duygu içime işlemiş. Huyum böyle. Kendimi tutamıyorum" derse, hasedin zararından kurtulmasi için şu çareyi gösterebiliriz:

Eğer bu duygu içte kalır, haset ettiği kişiye karşı kötü bir tavır ve tutum içine girmez, dedikodu, gıybet yoluna gitmez, aksine o duyguyla mücadele edip kardeşine karşı iyi bir tutum ve davranış sergilerse, vebalden kurtulur. O duyguyu dizginleyemez, içinden atamazsa da içinden pişmanlık duyması, kusurunu anlayıp kurtulma çabası içerisine girmesi, haksızlığını anlaması, onu şerrinden kurtarır.

Hadiste herhangi birşeyin uğursuz sayılması da yasaklanan davranışlar arasında sayılmıştır. Hadiste ümmetin kurtulamayacağı bildirilen bu üç husus umûmî değildir. Bu üç huyun bütün bütün ortadan kalkmayacağı, sayılı bir kısım fertlerde de olsa varlıklarını devam ettireceği mânâsındadır. Peygamberimiz (asm) hadislerinde ayrıca bunlardan kurtuluş yolunu da göstermiş, sû-i zanna kapılana o zanna göre hüküm verip ona göre davranmamayı, hased ettiğinde Allah'tan af dilemeyi, kişiden de hakkını helâl etmesini istemeyi bir şeyi uğursuz saydığında da bu kuruntusuna itibar edip de işten geri kalmamayı öğütlemektedir.

(Camiussağir - 3465)