Türkiye’nin din eğitimi sorunu var
Ankara İstasyonu'ndaki kalem-i mahsus binasında “İslamlık terakkiye manidir. Bu dinle yürünmez” şeklinde yapılan tartışmalarla temelleri atılan bir cumhuriyet! Benim dinim ulusalcılıktır (Ruşeni Barkur,1926) diyen bir zihniyetin/kadronun ivme kazandırdığı cumhuriyet! Kur'an-ı Kerim'i ve Osmanlıca kaynakları okumalarını önlemek ve bin yıllık tarihi hafızayı boşaltmak için yapılan harf devrimi. Dini terbiye değil milli terbiye istiyoruz diyerek çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu. Kasasında ne kadar parası, malı, geliri varsa olduğu gibi gasp edilen ve sonlandırılan 600 yıllık medrese birikimi. 1929 yılında sayıları 2‘ye düşürülen ve 1930 yılında da tamamen kapatılan İmam Hatip Mektepleri. Varlıklarını Türk varlığına armağan eden çocuklar. Allah yerine bilime tapan Kemalist kadrolar ve mensubiyet duyguları ellerinden alınan zavallı Anadolu insanı…

430, 429 ve 677 sayılı kanunlarla devletin eğitimi, dini ve sosyal alanı tekeli altına alarak otoriter/ laiklik adı altında tüm sivil alanı zapturapt altına aldığı zulüm yılları. Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla kültür, eğitim, tasavvuf, edebiyat, musiki ve tarih mirasının yok edilmesi. Camilerin satılıp halkevine çevrildiği, depo olarak kullanıldığı, Hacca gitmenin yasaklandığı, Tanrı yerine Allah diyenlerin cezalandırıldığı, TCK'nın 526. maddesi gereği Arapça ezan okuyanların ve kamet getirenlerin 3 aya kadar hapis cezasına çarptırıldığı, Cuma'nın tatil olmaktan çıkarıldığı, şapka kanuna muhalefetten insanların idam edildiği cumhuriyet yılları! Geçenlerde bir TV kanalında her halinden CHP vekili olduğu anlaşılan biri, profesör olmadığı her halinden belli olan muhatabına döve döve şu yukarıda saydıklarımı cumhuriyetin faziletleri diye yutturmaya çalışıyordu. Profesör çaresiz kabul etti ve üstüne bir de teşekkür ederek mevzuyu sonlandırdı.

Oysa o yıllarda amaç batılılaşmak falan değildi sosyal hayatın her yönü ile İslam arasında kurulan münasebetin ortadan kaldırılmasıydı. Asıl amaç İslam'ın tasfiye edilmesiydi. Bu tasfiye süreci Erdoğan'ın iktidara gelişine kadar devam etti. Hatırlayın daha 28 Şubat'ta sadece İstanbul'da kırktan fazla Kuran Kursu'nun kapısına kilit vurulmuştu. 12 yaşın altındaki çocuklara Kur'an yasağı getirilmişti. İmam Hatip Liseleri'ne tarihin görülmemiş cezası kesildi, başörtülü kız öğrenciler okul önlerinden kovuldu, “hamdolsun” parti kapatma gerekçesi sayıldı. Halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bu ülkede insanlar 100 yıldır açlık çekiyor. Kemalizm'i hava gibi içine çeken, itaatkâr, milli ve manevi duyguları körelmiş, bir Fatiha dahi okuyamayacak kadar dini eğitimden yoksun çağdaş, pozitivist, bilimci, seküler bir nesil istendi. Milli eğitim sistemi bu ülkenin değerlerine asla hitap etmedi.

Dolayısıyla Anadolu insanı 50 yıldır FETÖ gibi sapkın bir yapının eline mahkûm edildi. Belki de öyle olması istendi! Okullarında kanun gereği din dersleri adı altında Kemalizm dayatması yapılan bir eğitim düzeneğinde Anadolu'dan az çocuk heba edilmedi FETÖ'nün yurtlarında! Çocuklarımız onların yurtlarında dini eğitim alsın ahlaklı, vicdanlı yetişsin de vatanına, milletine faydalı olsun diyen ailelerin çocukları yıllardır CIA imalatı bu hain yapı tarafından devşirildi. En son annelerinin üzerine bomba yağdırıyorlardı.

İlahiyatçıların bürokrat olma sevdası, Diyanet'in yetersizliği, Kemalist kanun ve yönetmeliklerle dizayn edilen eğitim sistemi, 28 Şubat'ın travmasını üzerinden atamayan İmam Hatip okulları gibi sayabileceğim tüm bu olumsuzluklar hala açlığın devam ettiğini ve edeceğini göstermektedir. Adana'da şehit olan yavrularımıza üzülüyoruz. Unutulacak gibi değil ki. Denetimler malum; özel yurtlarla ilgili yönetmeliğin yurtların kapatılmasıyla ilgili bölümünün ilk maddesi(Madde 45,a) “Atatürk ilke ve inkılapları ile Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı hareket eden…”diyerek başlıyor. Elbette bu durum orada yaşanan facianın üstünü örtmez! Bu elim hadise derinlemesine soruşturulmalı ve ihmali olan her kim olursa olsun muhakkak bedelini ödemelidir. Ben 100 yıllık bir açlıktan, Müslüman ailelerin çaresizliğinden ve çeşitli yapılara mahkum edilmesinden bahsediyorum.

Peki, devlet Müslüman ailelerin dini eğitim gereksinimlerini nasıl giderecektir? Hâlihazırdaki cemaatlerin dini eğitim veren yurtlarını kapatıp devlet tekelinde bir din eğitimi vermek suretiyle bu sorunun üstesinden gelebilir miyiz? O halde bunun finansmanı nasıl tedarik edilecektir? Bu tekelci anlayış daha büyük sorunları da beraberinde getirmez mi? Bu mümkün görünmüyor. O halde yapılacak ilk iş devletin denetimleri sıklaştırması ve bu alandaki mevzuatlarını revize etmesidir.

Öyle sıkı bir denetleme mekanizması getirilmeli ki ne FETÖ gibi yeni yapıların oluşmasına müsaade edilmeli ne de bu tür kazaların çıkmasına… Zanzibar'a kadar giden Diyanet Anadolu'nun en ücra yerlerine giderek orada dini eğitim veren yurtlar, kurslar açmalıdır. Eğitim sistemi bu ülkenin dindar muhafazakâr ailelerine hitap etmiyor. MEB, 2-3 yaşındaki çocukları zorunlu eğitime tabi tutacağına eğitimi bu ülkenin değerlerine, tarihi ve kültürel kodlarına uygun yeniden tesis etmenin yollarını aramalıdır. Seçmeli siyer dersleriyle olacak bir iş değil bu! Bu ülkenin dindar ailelerini farklı yapılara, şahıslara mahkûm etmeden dini eğitim ihtiyaçlarını gidermek mecburiyetindeyiz. Asıl konuşmamız gereken mevzu budur.

Kaynak:Milat gazetesi