İSLAMİ CEMAATLER YENİ DÖNEMDE NE YAPMALI?

Devletimiz hem FETÖ hem de PKK ile tüm kurumlarıyla mücadele etmeye çalışırken, puslu havadan faydalanmaya çalışan birtakım mihrakların uzantıları büyük bir iştiyakla FETÖ üzerinden cemaatlere saldırmakta, onların da ileride zararlı olabileceğini ileri sürmektedirler. Televizyonlarda, sanal alemde açık açık cemaat, tarikat isimleri verilerek diğer İslami cemaatler, tarikatlar hedef gösterilmektedir.

Dahası bu hedef göstermeler, bilinen ve tanınan isimlere yaptırılıyor. Bir kısım vaizlere-müftülere camide yaptırılıyor. Bazı insanlar da sanki 15 Temmuz darbesini din emretmiş gibi dine, dini değerlere saldırıyor. Hatta ileri gidilerek “Türkiye'yi ancak laiklik kurtarabilir" deniliyor. Bazı vaizler camilerde yaptıkları vaazlarda camiden başka yerlere, gruplara, derneklere, tarikatlara  gitmeyin. Devletin çatısının dışında bulunmayın, tek bir cemaat var o da İslam cemaatidir diyerek 1000 yıllık İslam cemaat, tasavvuf ve gönüllü sivil teşkilat geleneğini inkar ediyor ve bunları söyleyerek Maalesef millete korku salıyorlar.

Önce şu ayırımı herkesin mutlaka yapması gerekiyor ki FETÖ, aslâ bir İslami cemaat değildir. İslamı istismar etmiş bir gruptur. İslami geleneklere, mirasa ve ehl-i sünnet akaidine uygun olmadılar.  Olamazdı da. İçerisinde bulunanlar yalan, yanlış şeylere, üç kağıtlara, düzen bazlıklara “cemaat menfaati” diye yıllarca kılıf buldular, büyük çoğunluğu aleni yanlışları göre göre bir takım dünya menfaatleri için orada bulunmaya devam ettiler. FETÖ, Batının özellikle Amerika’nın ve o ülke içerisindeki mahfillerin proje olarak desteklediği bir yapıdır. Amerikan düşünce kuruluşlu olan  RAND Enstitüsü’nün ürünüdür. Küresel baronlar ve Siyonizm, İslam dünyasında uyguladıkları yeni projeler için bu grubu kullanmıştır. Bağlılarına İslam’a hizmet ettiği kabul ettirilmiş, yapılan hizmetler büyük gösterilmiş ve böylece bu yapı içerisinde kalınarak cennetlik olduğu düşündürülmüş,  gerçekte Siyonist emellere hizmet ettiğini  birçoğu görememişlerdir.

Zaman göstermiştir ki bu yapı Vatikan’ın Dinlerarası diyalog adındaki sinsi projeleri doğrultusunda gizli ellerce yönlendirilen bir ifsad hareketidir. Bağlılarının bir kısmı hangi projeye hizmet ettiklerini, ancak 15 Temmuz’da gördüler ama halen birçoğu görmüş değil. Halen bu karmaşık-ifsad yapının İslami hedeflerinin olduğunu zannedenler var. Halen bu grubun masum olduğuna inanan uyuşmuş, uyuşturulmuş ve narkozlanmış beyinler var.

FETÖ'nün başvurduğu yöntemler, hiç bir şekilde İslâm'la bağdaştırılamaz! Hedefe varmak için her türlü gayr-ı meşrû yolu meşrû olarak gören, kendi dışındakileri yok sayan, kilisede nikah kıyan, dinler köprüsü yaptırıp papazı, hahamı ve müftüyü sırat köprüsünden geçiren, dinler bahçesinde kilisede Cuma kıldıran, ezanın “eşehedu enne muhammeden Resulullah” bölümünü çıkartıp diğerlerini TV’sinde okutan  bir oluşum asla İslami bir cemaat olamaz.

Beyni Amerika’ya, CIA'ye, MOSSAD'a, Vatikan'a ve İngiliz derin devletine derinden bağlı bir hareket asla İslâmî bir hareket olamaz! Bu güne kadar Diyanet bu gerçeği söylemeliydi. Bu anlayışın İslami olmadığına dair onlarca risale yazılmalıydı. Dinler arası diyalog adı altında papazların da gizli Müslüman olduğunu söyleyen, sırat köprüsü kurup Yahudi ve Hristiyanları bu köprüden geçirmeyi İslami hizmet sanan, Türkü ve şarkıların genç kızlarca söylendiği, kocaman kızların dans ettirildiği Türkçe olimpiyatlarına Peygamberimiz (sas) bile katıldı deme gafletini yaşayanlara İslami grup denmezdi ve denilmemeliydi.  Bu yapıdan beslenen, nemalanan, çocuğunun,eşinin,işinin menfaati için yanlışlara susan ve sessiz kalanlar maalesef bu yapıya  “cemaat” diye hitap ediyordu.

Cemaat dediğin dinden taviz vermez. Kadınların başını açıyorlardı, bazı mevki ve makamlarda olanlar yeri geldi mi iki içiyordu, namaz kılmıyordu bunları hep gördük görüyoruz.

Ülkesinin Meclisini bombalayan, halkını tankların altında ezen, uçaklarla halkına bomba yağdıran, ülkesinin  Cumhurbaşkanına suikast düzenleyen bir yapı asla İslami bir yapı ve bunu destekleyen yapıda bir “İslami cemaat” olamaz! Takiyye ahlaksızlığıyla münafıkane kılıktan kılığa giren, hedefe varmak için herşeyi  mübah gören, “gerekirse eşinizin başını açtırın”, “mayoyla denize girdirin” diyen karaktersiz bir şebeke asla Ehl-i Sünnet ve’l cemaat olamaz!Cemaat istihbaratların kontrolüne girmez girmemelidir. Girerse cemaat olmaktan çıkar.Cemaatler istihbaratların kontrolüne girmez, girmemelidir. Girerse cemaat olmaktan çıkar.

Cemaat böyle mi davranır? Yaptığı birçok iş İsraile, ABD'ye hizmet ediyor. Bu örgütsel bir davranış. Bu tür şeyleri örgütler yapar. İstihbarat örgütleri yapar. İstihbaratla çalışanlar yapar. Şimdi cemaat dediğin istihbaratla birlikte olmaz. Amerikanın piyonu olmaz. İstihbaratla küresel güçlerle beraber olanda cemaat olmaz, örgüt olur.

islami cemaatler ile ilgili görsel sonucu

FETÖ ÜZERİNDEN TEMİZLİK YAPILARAK İSLAMİ CEMAATLER YOK EDİLMEK İSTENİYOR

Bir taraftan devlet FETÖ'yle mücadele ederken bir taraftan laikler, İslami hasssasiyeti az olanlar diğer taraftan sonradan dönen FETÖ'cüler, Allah rızası için çalışan, gizli bir ihanet hedefi görülmeyen ve duyulmayan, 15 Temmuz’da yürütülen tankların önüne atlayan grupları,  cemaatleri ve tarikatları hedef tahtasına koymaya çalışıyorlar.

Şunu unutmamak gerekiyor: Eğer cemaatler ve tarikatlar çökerse, İslami çalışmalar bu ülkede çöker. Ehl-i Sünnet İslamını özelde bu toplumu, genelde İslâm dünyasını bin küsur yıl ayakta dimdik ve diri tutan omurga çöker. Önce bu toplum, ardından da İslâm dünyası orta ve uzun vadede kaosun eşiğine sürüklenir. Ve bir daha da belini doğrultamaz. İslâm dünyasının bin küsur yıl huzur ve barış içinde olmasını, Selçuklu ve Osmanlı'nın bin yıllık mücadele ve mücahedeyle kurup koruduğu İslami cemaatler omurgaya borçlu olduğunu bilmeliyiz. Bir zararı gidermeye çalışırken toplumun din algısında tedavisi zor olan başka yaralar açmamak icap eder.

Kuran’ı en doğru anlayan, en doğru uygulayan Peygamberimiz Hz. Muhammed(ASM)’dir. Muhammed (ASM)’siz bir İslam, mesnetleri yıkılmış bir Kur’an, sünnetten mahrum edilmiş bir din ve nihayetinde zembereği dağılmış, başı koparılmış bir Müslümanlık, islami çalışmaların olmadığı bir toplum elimize verilmek isteniyor. Cemaatleri tenkit edip itibarsızlaştırma çabalarının altında böyle bir niyetin olduğunu unutmayalım.

O yüzden şunun altını çizerek söyleyelim ki: Devlet Ricali ve halkımız samimi bir şekilde faaliyet yürüten, cehd ve gayret gösteren cemaatlere ve tarikatlara sahip çıkmalıdır.

islami cemaatler ile ilgili görsel sonucu

İSLAMİ ÇALIŞMALAR DURMAMALI, GÜN GEÇTİKÇE  ARTIRILMALDIR

İslami cemaatler ana ilkelerini Kur’an ve Sünnetten almışlardır. Bu ilkeler FETÖ benzeri bir kalkışmaya izin vermez. Cemaatlerin asıl amacı İslamı öğrenmek, yaşamak, iyi bir kul olmak, insanı kamil olmak ve İslam’ı başkalarına tebliğ etmektir. Bunun için de eğitim faaliyetleri yapmaktadırlar. Cemaat mensubu şahısların hataları genelleştirilmemeli, şahıslarına hasredilmelidir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan; “Birinin hatasıyla başkası mesul tutulamaz”(En’am: 164) mealindeki ayetin hükmü gereği, bir cemaat mensubunun hatası yüzünden bütün cemaat suçlanmamalı. Nasıl ki ahlaksız bir doktor yüzünden ‘bütün doktorlar ahlaksızdır’ demek çoğunluğu ahlaklı olan doktorlara haksızlık olduğu gibi… Şu gerçeği kabul edelim ki; her yönüyle mükemmel insanlardan oluşan bir topluluk yeryüzünde bulunmamaktadır.

Ehil olmayanlar bir işe girerse suistimaller olabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta, iyi taraflarının mı yoksa kötü taraflarının mı fazla olduğudur. Mahşerde Allah’ın adaletinin de böyle tecelli edeceğini Resulullah bildirmiştir. Öyleyse bizim de insanlara Allah’ın bu adalet ölçüsüyle muamele etmemiz gerekir. Yani iyi tarafları fazla ise o insan veya cemaat sevilmeye, saygı duyulmaya ve takdir edilmeye layıktır. Kötü tarafları fazla ise kötüdür deyip ona göre muamele etmeliyiz.  Cemaatlerin iyi taraflarının fazla olduğu aşikardır. 40’lı yıllarda İslamın yasaklandığı dönemlerde yapılan çalışmalarla bu ülkede İslam omurgası zarar görmemiştir.

Cemaatlar imkanları ölçüsünde ulaşabildikleri insanlara islamı öğretme, sevdirme gayreti içindedirler. Oradan aldığı derslerin etkisiyle, sıradan bir cemaat mensubu bile yetersiz de olsa harama helale dikkat etmeye çalışır, ibadetlerini eksik de olsa yerine getirmeye çalışır. İslamiyete samimi taraftardır. İslami değerlere hürmetkardır. Kardeşliğe, birliğe ve dirliğe önem verir.

islami cemaatler ile ilgili görsel sonucu

CEMAATLAR NASIL OLMALI?

Cemaatlar ittifak etmeli, birbirlerini tenkit etmemeli,

    Büyük İslam müçtehidleri, ana ilkeleri aynı olan mezhepler hakkında nasıl ki hepsi de haktır deyip, Müslümanlar arasında barışı hoşgörüyü, birlikteliği sağlamışlarsa, bugün de Kuran’a ve İslam’a hizmet eden, ana ilkeleri aynı olan cemaatler arasındaki tarz farklılıkları hoşgörü ile karşılanmalı. Her cemaat taraftarı; “benim cemaatim, şeyhim iyidir, doğrudur, daha güzeldir” diyebilmeli. Fakat FETÖ’nün yaptığı gibi “sadece benimki doğru ve HAK, diğerleri yanlış” dememeli. Ana esaslar aynı olduktan sonra teferruattaki farklılıklar anlayış ve hoşgörüyle karşılanmalıdır. Yüzlerce ayet ve Hadis-i şerifin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve yardımlaşmayı yapıp din karşıtlarından daha şiddetli olarak dindaşlarımızla ittifak etmeliyiz. Yani birbirimizle sürtüşmemeliyiz. Gereksiz tenkit etmemeliyiz. Cemaatlerin önderleri bazı zamanlarda, kandillerde ve  bayramlarda biraraya gelebilmeli. Önemli konularda  istişareler yapılabilmelidir. Tanışma toplantıları yapılmalı. Bunu Diyanet İşlerimiz önce illerde müftülükler vasıtasıyla yerelde, sonra Diyanet İşleri Başkanımız genelde grup önderleriyle organize etmelidir. Ayrım yapmadan İslami hizmet yapan, gençlik ve toplum yetiştiren tüm grupları yılda bir iki kez toplayıp istişareler yapılmalıdır.

 islam birliği ve vahdet ile ilgili görsel sonucu

İTTİFAK veya VAHDET MÜMKÜN MÜ?

Böyle bir ittifak mümkün mü? Evet mümkündür.  Ancak doğru ve gerçekçi bir başlangıç yapılırsa gerçekleşebilmesi mümkündür. İslami cemaatler birbirine ziyaretleri artırmalı. Faaliyetlerine birbirlerini davet etmeliler. İnsanlar birbirlerini tanıdıkça da bakarlar ki bu kardeşim de benim gibi iyi niyetle İslam davası için gayret ediyor. Öyleyse yolumuz ve hedefimiz aynı. Ben onun hizmetlerini takdir etmeliyim. Başarılarından sevinmeliyim. Onun başarısıyla iftihar etmeliyim. Onun hizmetini kendi hizmetimmiş gibi görmeliyim. Böylece yakınlaşmalar oluşur. Birbirlerini tenkit etmezler, kıskanmazlar ve yardımlaşırlar. Zaten ittifak böyle olursa mümkündür. Yoksa kimse başlattığı hizmetini, vakfını kapatıp başkasının vakfına dahil olmayı kabul etmez. Birlikte el ele yardımlaşarak çalışmalar olursa aynı hedefe doğru İslam davasını hep birlikte yüceltmiş oluruz. Allah tüm Müslümanların kardeş olduğunu söylüyorsa ayrım yapılmamalıdır. Birliğe ve vahdete önem verilmelidir. İllerde kurulan ESP adındaki Sivil Toplum Platformları bu işin altyapısı olmalıdır. Asgari müştereklerde herkes biraraya gelmeye gayret göstermelidir. Kendi içerisinde birlikteliği sağlarsak bu İslam dünyasına da örnek olur.

ŞAHISLARA KUTSALLIK YÜKLENMEMELİ, İSTİŞARE ESAS OLMALI

İslami cemaatlerde; çok fazla tenkit edilen konulardan biri de; kanaat önderlerinin aşırı kutsallaştırılıp, “tek adam, mübarek adam, tek keramet sahibi adam, tek tasarruf sahibi adam, her yaptığında-her sözünde bir hikmet vardır, yanlış hiç bir şey söylemez, hata yapmaz hatta günah işlemez” konumuna yükseltilmesidir. Çözüm olarak da ; şahıslar kutsallaştırılmamalı şahıslara değil ilkelere ve davalara bağlanılmalı. Yanlışa yanlış denilmeli. Muhasebeye önem verilmelidir. İstişare ve istikamete önem verilmelidir.

Bizler de mensubu olduğumuz cemaatimizdeki hocalarımızı, şeyhlerimizi, ağabeylerimizi manevi makamlarının büyüklükleri için değil de, bize rehberlik yapıyor, dinimizi öğretiyor, İslam’a güzel hizmetler yapıyor, insanlara faydalı oluyor, büyük fedakarlıklarda bulunuyor, güzel ahlaki meziyetleri var. İhlaslı, mütevazı bir insan vs deyip, o yönleriyle takdir etmeliyiz, dua etmeliyiz. Öğüt ve nasihatlerini İslami ölçülere uyuyorsa kabul etmeliyiz. Uymuyorsa kabul etmemeliyiz. Onların hata yapabileceğini kabul etmeliyiz. Söylediklerini mihenge vurmalıyız. Mihengimiz İslam’ın (kitap ve sünnetin) ölçüleri olmalı. Uyarsa kabul etmeliyiz uymazsa iade etmeliyiz. Bunun için Sadece kalbimizin sesini değil aklımızın da sesini dinlemeliyiz. Dini gösterip dünya isteyen, Allah’ı gösterip kendisine adanmışlık isteyen gizli niyetlere dikkat etmeliyiz.

İSLAMİ CEMAATLER KURUMSALLAŞMALI, DEVLET BU YAPILARI TANIMALIDIR

Tek kişinin La Yüsel değil de istişare ve ortak akılla bir heyetin idare ettiği, bir anlayışın tekamül ettirilmesine ihtiyaç vardır. Tek şahsın idare ettiği, o şahsın kararlarının tartışmasız kabul edildiği gruplarda doğru yoldan sapma, yanlış yapma  ihtimali her zaman potansiyel olarak vardır. Bir heyetin öncü önderliğinde istişare ile idare ettiği cemaatler daha istikametli olurlar, daha az hata yaparlar. Kurumsal Şirketlerde uygulanmaya çalışılan "toplam kalite yönetimi" anlayışı cemaatlerde de uygulanmalıdır. Yan yana omuz omuza dizilmiş “1”lerden oluşan sayının değeri yükseldiği gibi heyetteki her üyenin eşit temsil edildiği, her üyenin değerinin eşit kabul edildiği, vesayetin, tahakkümün olmadığı, birbiriyle dayanışma halindeki heyetler idare etmeli cemaatleri,vakıfları ve dernekleri.  Kararlar sadece Cemaat liderinin istişaresiz emir ve talimatlarına göre değil, mutlaka istişare ile verilmeli.

Peygamberimizde (sas) bu konuya büyük önem vermiştir. Sahabe efendilerimizden savaş sırasında “bu yaptığınız vahiy mi yoksa nefsinizde mi” diye peygamberimize (sas) sorduğunu vahiy değilse bu daha doğrudur dediklerini unutmayalım. Sağlam temellerle İslami yapılar desteklenmelidir. Serbestçe faaliyet yapması sağlanmalıdır. Vakıf anlayışının genişlemesi için gayret gösterilmelidir.

VAKIF VE DERNEK YÖNETİMLERİ ŞEFAAF OLMALI, DENETLENEBİLİR OLMALI

Cemaatın bütün gelir giderleri cemaaatın resmi vakıf hesabı üzerinden olmalı. Hesaplar ve faaliyetler denetlenebilir, hesap verilebilir yani şeffaf olmalıdır. Bu konuda devlete düşen görev de; Cemaat vakıflarının “Vergi Muafiyeti Kazanmış Vakıf” statüsü kazanmalarını teşvik etmeli, formaliteleri kolaylaştırmalı, özendirmelidir. Bu sayede ilgili kurumlar tarafından daha sıkı denetlenmiş olacaktır.

 islam birliği ve vahdet ile ilgili görsel sonucu

CEMAATE DEĞİL, İSLAMA İNSAN YETİŞTİRMEK

15 Temmuz sürecinin kazandırdığı ruhu önemsiyoruz. Fakat bu ruhun bireyciliği merkeze alan, küçük olsun benim olsun anlayışına sahip, günceli ve popülizmi aşamayan, günübirlik çalışmalarla devam ettirmek, hele hele güçlendirmek mümkün değildir.

Cemaatların devleti ele geçirme, mensuplarını devletin önemli kurumlarına yerleştirme, devletle veya siyasi partilerle pazarlıklar yapma gibi faaliyet ve teşebbüsleri kesinlikle olmamalı. Cemaatin görevi İslam’ı insanlara anlatmak, tebliğ etmek, eğitim faaliyetleri yapmak, topluma iyi insan, dürüst ve dindar insan yetiştirmek olmalıdır. Yetiştirdiği bir talebeyi serbest bırakmalı, ondan sadece kendisinin faydalanmasını düşünmemelidir. Burada şu ince noktayı da belirtmek lazım; İşsiz veya yeni mezun bir insana iş bulmak insani bir vazife olarak anlayışla karşılanabilir. Ama bir kurumda çalışan bir personel, sırf cemaatimizin mensubu diye sadece onu  iyi makamlara getirmek için girişimde bulunmak kadrolaşmaktır. Son derece yanlıştır. O zaman FETÖ’nün durumuna düşülür. Toplumda rahatsızlıklara sebep olur. Makamlara eleman seçimi, tamamen devlete bırakılmalıdır. Devlet liyakata göre uygun olanı seçmelidir. Torpilin ve iltimasın önüne geçilmelidir. Cemaatin temsilcileri bu konuda devlet nezdinde girişimlerde bulunmamalıdır. Torpilin önünü kesecek yapı mutlaka oluşturulmalıdır.

 

CEMAATLER ASIL MAKSATLARINI AÇIKÇA ORTAYA KOYMALIDIR

Özellikle dini cemaatlar gaye ve maksatlarını açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu gün var olan dini cemaatların bilinen gayeleri; islamı öğretmek, tebliğ etmek için eğitim ve hayır faaliyetleri yapmaktır. Bu gayeler zamana göre değişmeyen İslam’ın emirlerine göre yapılmalıdır. Siyasilerle çok içli dışlı olan cemaatlar zaman zaman menfaat gördüğü siyasi partinin istek ve beklentileri doğrultusunda kendi ilkelerinden taviz verebilirler. Bu durum da cemaatın güvenilirliğine gölge düşürür. Cemaat islamın ve müslümanların, ülkenin maslahatına en uygun bir partiye oy vermeyi mensuplarına tavsiye edebilir. Oy verdik deyip o partinin iktidarından dünyevi menfaat, rant ve ihale beklenmemelidir. Çünkü İslami bir cemaatin ana ilkesi İslam’ı bütün insanlığa duyurmak, tebliğ etmektir. Bu knuda devlete düşenlerden birisi Diyanet çatısı altında tarikatların serbestçe ve bir denetim dahilinde hizmetlerine resmi izin verilmelidir. Diyanet buralarda yapılan hizmetleri ve faaliyetleri takip ve kontrol etmelidir. Her cübbe ve sarık takana şeyhlik rütbesi verilmesi yerine Tasavvuf geleneğine uygun yollar için kriterler uygulanmalıdır.

 islam birliği ve vahdet ile ilgili görsel sonucu

CEMAATLER ŞİRKETLEŞMEMELİDİR

Cemaatlar, cemaat adına şirket kurmak, yapı kooperatifi kurmak, cemaat adına, ticari amaçlı radyo - televizyon  veya işletme  açmak gibi faaliyetlerde bulunmamalı. Menfaatin girdiği bir cemaatta rekabet ve dedikodular yüzünden huzursuzluklar başlar, İyi niyet, ihlas ve Allah rızası gibi kavramlar ikinci dereceye düşer. Cemaat arasında tesanüd zayıflar ve bir süre sonra dağılır veya bölünür. Cemaatte Allah rızası kavramının güçlü olması için hiçbir menfaat gayesinin olmaması gerekir. Kurulacak şirketler ancak cemaat mensubu şahıslara tavsiye edilebilir. Şahıslar kendi adına şirket kurabilirler. Ticaretin kurallarına göre çalıştırırlar. O zaman o şirketin hatası da sevabı da cemaata gelmez. Şahıslara gider. Hatta okul açma, üniversite açma gibi cemaatin gayesine yönelik faaliyet gösterecek kurumlar bile eğer para amaçlı iş yapacaklarsa cemaat adına değil şahıslar adına açılmalı. Belki fazla karlı olmadığı için pek tercih edilmeyen yayınevi kurma dini kitap neşretme, öğrenci yurdu açma gibi faaliyetlere şahıslar fazla girmedikleri için cemaatın vakfının iktisadi teşekkülü gibi kurulup faaliyetleri cemaat tarafından desteklenebilir. Onun dışındaki hiçbir ticari faaliyete cemaat girmemeli. Faaliyetlerini mensuplarının ve gönüllülerinin aidat, bağış ve destekleriyle yürütmelidir.

 

DEVLETİMİZ VAKIF VE CEMAAT FAALİYETLERİNİ KOLAYLAŞTIRMALIDIR

  1. Devlet, vakıfların faaliyetlerini kolaylaştırmalı. Mevzuat olarak bazı kolaylıklar ve avantajlar getirmelidir. Çünkü kamu yararına eğitim faaliyeti yapmakta ve devletin bu yöndeki yükünü hafifletmektedirler. Vergi muafiyeti kazanmış vakıf statüsüne girme teşvik edilmeli ve formaliteleri kolaylaştırılmalıdır.
  2. Cemaatların kendilerini gizlemeye sevkeden Medreselerin kapatılması kanunu ile Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanunları kaldırmalı ve Dergah ve Medrese açmak suç olmaktan çıkarılmalıdır.
  3. Devletten beklediğimiz önemli bir görev de; Mısırdaki Ezher Üniversitesinden daha büyük ve Ehli sünnet itikadındaki alimlerin öğretim üyesi olarak tercih edildiği, bir İslami İlimler Üniversitesi açmaktır. Müslümanların birleşmesi; ancak İslamın kucaklayıcı, birleştirici, tekamüle açık, farklılıkları kabul eden anlayışının güçlü ve yaygın olmasıyla mümkün olabilecektir.

Türkiye’de Ezher Üniversitesinin kardeşi olacak ve sağlam Ehli sünnet anlayışında dünya çapında ilim adamları yetiştirecek büyük bir İslam üniversitesine ihtiyaç vardır. Böyle bir üniversitenin merkezi de elbetteki İstanbul olmalıdır.

İlahiyat Fakültelerinin isimleri İslami İlimler Fakültesi olarak değiştirilmeli ve İslami bilgiler burada sağlam bir şekilde verilmelidir. Programlar sağlam bir din adamı yetiştirilmek adına yeniden gözden geçirilmelidir. Branşlaşma 3. sınıftan itibaren mutlaka olmalı. Din Adamı, Öğretmen veya vaiz gibi farklı yerlere uygun adamlar yetiştirilmelidir.

A. Artvinli