Prof. Dr. Cevat Akşit, hayvan alım satımı ticaretinde bilgilerin yanlış olduğunu ifade ederken “ “Hanefi fıkhına göre, piyasadaki bazı şeyler yanlış. Canlı hayvanı satıyorlar. Bunu kilo ile satamazsınız. Neden? Hayvanın içinde pislikleri var. Sidik parayla satılmaz. Kan da parayla satılmaz” dedi.

Milli Gazete’den Nedim Odabaş’a konuşan Akşit’in açıklamaları şöyle:

İslam’da alışveriş kavramıyla alakalı, son dönemde epey kafa karışıklığı yaşıyor insanlarımız. İslam’da alışverişin temelini helal ve haram kavramlarını oluşturduğunu unutmuş durumdalar. Siz bu noktada neler söyleyeceksiniz hocam?

İslam dini bir hayat nizamıdır. Hayatın çeşitli yönlerini Kur’an-ı Kerim’de emirleriyle düzenlemek için kurallar koymuş, ticari sahada da Allah’ın (C.C.) emirleri vardır. İslam’a göre hayırlı bir ticaretin, helal ticaretin temel prensibi, karşılıklı rızaya dayanması ve meşru bir sözleşmeyle yapılması lazım.



Akitle yapılması lazım değil mi hocam?

Evet! Akitle… Kur’an-ı Kerimde, ayeti celilede, “Ey müminler mallarınızı aranızda haksız yolla, batıl yollarla aldatma ile alıp vererek yemeyin. Ancak aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaretle yiyin” buyuruyor. Bu ayeti celilede karşılıklı rızadan söz ediliyor. Demek ki, ortada bir akit bulunacak. Meşru bir akitten söz edebilmek için şimdi, dinimizde kurallar var. Evvela, icap ve kabul. Bir adam, teklifte bulunacak. “Benim bir malım var, şu fiyattan sana satacağım”… Buna icap denir, bu adamın teklifini karşı taraf kabul ederse, buna da kabul denir. Bugünkü, hukukta da böyledir. Böyle bir akit bulunması lazım.

Bu akdin sözlü değil yazılı olması lazım değil mi hocam?

Kur’an-ı Kerim’de böyle diyor, “Borçlanmak istediğinizde, onu yazınız”… Aktin geçerli şartı değildir o, ilerde çıkacak ihtilaflar olursa, ihtilafı çözmek için sabit bir delil olduğu için yazı, bu tavsiye babında bir emirdir. Yazılı olması şart değil. Önemli olan irade beyanı… İrade olduğuna göre, irade sahibi olabilecek iki taraf olması lazım, ehliyetli, akıllı. Çok küçük, iradesi yok. Helal bir ticaretin alıcı ve satıcının da ehil olması lazım. Bir diğer şart, satılan şeyin bilinmesi lazım. Bilinmeyen şey, satılmaz. Ortada bir şey yokken, istikbalde şöyle olacak, bu satalım, olmaz. Satılan şeyin kendisi, miktarı, niteliği, ihtilafa yer olmayacak şekilde bilinmesi lazım. Bugün nasıl birinci sınıf, ikinci sınıf mal varsa, İslam’da bu vardır. Düşük kalitede mal vardır, yüksek kalitede mal vardır. Bunlar da bilinecek, akitte söylenecek. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz beyan etmiş… Kilo ile satılan malların kilosu belirtilmeli. Bilinmezlik olunca akit yok. Hacimle alınıp satılıyorsa, bu da bilinmeli. Örfte ne satılıyorsa, miktarı, hacmi, litresi bilinmeli. Ölçüyle satılanlar, araziler, metrekareler bilinmeli. Ticaret hukukunda insanlar arasındaki örf geçerlidir. Bu örfe göre, hangi cins şey konuşuluyorsa, onlara göre bilinmesi gereken şey odur. Hanefi fıkhına göre, piyasadaki bazı şeyler yanlış. Canlı hayvanı satıyorlar. Bunu kilo ile satamazsınız. Neden? Hayvanın içinde pislikleri var… Sidik parayla satılmaz. Dışkı var… Kan da parayla satılmaz.

Mesela hocam, şarap satan, içki satan yerden helal olan gıdaları almamız, alışveriş yapmamız helal midir?

Vatandaş için bir şey demeyiz, ama Cevat Hoca böyle yerlere girmemesi lazım. Çünkü örnektir. Örnek olduğu için herkes onu taklit eder, onun daha dikkatli davranması lazım. Böyle karışık olmayan yerlere gitmesi lazım… Mesela, hoca, mesela belediye reisi, mesela hâkim. Bu gibi insanlar böyle yerlerden alışveriş etmemeli. Peygamberimiz, “Töhmet yerlerinden sakının” buyuruyor. İçki satıyor, şarap satıyor… Cevat Hoca buralardan alışveriş yaparsa, o da içiyor derler sonra. Örnek olan insanların böyle yerlerden sakınması lazım. Vatandaş, bu gibi yerlerden helal gıdalardan alışveriş yapıyorsa, onlara ruhsat var. En güzeli, karışık olmayan yerlerden alışveriş yapmak. Ama İstanbul’da böyle yerler bulabilmek de mümkün değil gibi görünüyor. Tasavvuf ehli, karışık işlere zaten girmezler, yemezler. Bu bizim söylediğimiz ruhsat sınırı. Tasavvuf ehli, ruhsat ile değil azimet ile amel ederler. Helal olan, güzel olan şeylerden alıp yerler. Biraz şöyle böyle olan şeyleri yemezler. Adam tosun besliyor, inekleri döllemek için, bunun parası caiz değildir. Ne yapacak o zaman vatandaş? Köy muhtarı ve vatandaşlar ortaklaşa bir tosun alacaklar. Hanefi fıkhına göre, köpek alınıp satılamaz. Ama, polisin bulamadığı esrarı, eroini köpek buluyor. İşte o zaman, öğretilmiş köpek alınıp satılabilir. İnsan emeği var orada. Eğitmiş. Avcı köpeğini satabilirsiniz. Doğrudan doğruya süs köpekleri alınıp satılmaz.

Hocam mesela olmayan mal, yani henüz yok ama ileride olacak. Bakıl tutmak gibi tarladaki mahsul gibi elinde yok ama ilerde olabilecek mal satılır mı?

Satılan şeyin dinen mal olması lazım. Satılan malın satanın yanında mevcut olması lazım. “Beş ton hamsi tamam.” Kaç para kilosu? Şu kadar… Nerde? Denizde… Ne zaman tutacaksın? Tutacağın garantili mi? Caiz olmaz. Satılan mal ortada olacak. Ancak gıda maddelerinde Peygamberimiz (S.A.V.) Müslümanlara kolaylık olsun diye, selam aktini getirmiş. Para peşin, mal veresiye. Malı alacak adam anlaşırlar, niteliği konusunda, kilo konusunda, tartısı, ölçüsü konusunda. O maldan da piyasada bulunabilecek, standart mal olması lazım. Böyle bir malı, parada anlaşırlar, İmam Azam’a göre, gıda maddelerinde olur bu iş, o adam bu parayı alır, tarla kiralar, çalışır, malını yetiştirir, satar. Buna selam akti denir. Eğer yetiştiremezse, piyasadan bulmak kaydıyla. Bu istisnai bir haktır. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) kanun koyma hakkı var. İzin vermiş, Müslümanlara kolaylık olsun diye… Genel prensip nedir? Ortada mevcut olmayan mal, satılmaz. Denizden tutacağın balığı satamazsın. Peygamberimizin emirleri var, “Yanında olmayan şeyi satma” buyuruyor. Bu kanundur. İslami kurallara uymak isteyen müminler buna uysunlar. Havadaki keklik, denizdeki balık, hayvanın karnındaki yavru. Hayvanın memesindeki süt satılmaz.

Hocam, et ve gıda ürünlerinde epey sıkıntılı bir süreç yaşanıyor. Helal ve haram kavramlarının en çok ihtiyaç olduğu et ve gıda ürünlerindeki durum nedir? Helal kesim yapıldı mı? Yapılmadı mı?

Çok güzel bir konuya değindiniz. Uçaklarda ne yazar biliyor musunuz; “Bu ürünlerde domuz ürünleri yoktur”… Bunu kimler koydurdu biliyor musunuz? Yahudiler. Amerika’da mağazalarda şu maddelerde domuz ürünü yoktur diye yazar. Yahudiler, örflerine çok sadıktırlar. Domuz yemezler, mağazada sokakta kipa ile gezerler. Amerika’da 300 milyon insanın içinde sadece birkaç milyon Yahudi vardır. Adamlar çok sahip çıkmışlar. Biz de Müslüman olarak haram yiyemeyiz, leş olan şeyleri yiyemeyiz. Kesilmeden bir hayvan eti yiyemeyiz. Besmelesiz olan yenmez. Tren bir tünelin içine dalıyor Anadolu’da, 50-60 koyun telef oluyor. İstanbul’daki adam nerden bilecek bunu? Hemen orada o koyunları, hepsini yüzüyorlar, İstanbul’a kasaba gönderiyorlar. Bunu yapan Ali, Hasan, Mehmet… Müslümansan bunu yapamazsın, leş parayla satılmaz. Şimdi biz nerden bilelim? Besmeleyle mi kesildi? Nasıl kesildi? Kan akıtmadan hayvan öldürülür, leş olur. Avrupalılar kanda protein zenginliği var, omurilik soğanına bir iğne batırıyorlar, kanı akıtmıyorlar. Böyle satıyorlar, bizde böyle bir şey yoktur. Kan akıtmadıkça yiyemeyiz, kesilmedikçe yiyemeyiz, besmele çekmedikçe yiyemeyiz. Buna göre bizim idarecilerimiz, belediyeler, hal müdürlükleri, biz böyle duyarlı insanları seçmeliyiz. Bunlara rey vermeliyiz. Filan parti, falan parti demiyorum. Bu millet Müslüman arkadaş… Böyle insanların sen belediye başkanısın, zabıta müdürüsün. Kim bakıyorsa, o hale, mezbahaya, Müslümanlara uygun şekilde kestirmelisin. 16 milyonun etini elle kesmek mümkün değil, makineyle kestirebilirsin, düğmeye basarken “Bismillah” de, kardeşim.

Hocam, bazı konular var mesela Kur’an-ı Kerim okuyup para almak gibi bunların hükümleri nedir?

Kur’an okumaktan para alınmaz. Kur’an mal değildir. Ama burada imamların hocaların maaşı ne olacak? Namaz kıldırıyor, Kur’an okuyor, para alıyor… Ben de emekli imam hatibim. İmam Azam öyle demiş, “Adam zaten namaz kılacak, Kur’an okuyacak, parayla namaz kılınır mı? Bu para haramdır” demiş. Talebeleri de Ebu Yusuf, İmam Muhammed, “Hocam” demişler, “Adam evlenecek, evlen diyorsunuz, çoluk çocuk sahibi olacak, bu adam evlenirse para lazım, çoluk çocuğunu geçindirmesi lazım. Mağaza açacak, dükkân açacak, tarlaya bir şey ekecek ki, nafakasını temin ede. Buralara gittiğinde kim camiyi açacak, süpürecek, kim ezanı okuyacak?”… İmam-ı Azam, “Ne demek istiyorsunuz?” diyor. İmameym, “Zaruret var hocam” diyorlar. Zaruret dolayısıyla imamların, dini görevlilerin maaşına İmam Azam ses çıkarmamış. Biz bu zarurete göre maaş alıyoruz. Ben Ömer Nasuhi Bilmen’in talebesiyim, o da büyük âlimdi, o da aldı. Ya ne yapacaktık? Mecburen geçinmek zorundaydık. Ben Yassıada’ya gittim, Adnan Menderes’i de senin gibi karşımda yakından gördüm. Adam dökülüyordu, erimiş bitmiş. Orada Lütfi Kırdar öldü, sağlık bakanıydı ya Menderes’in. Şimdi gazetelerde okuduk biz, o günlerde Mevlut okumak meşhurdu. Gitmişler, mevlüthanın başına… Mevlüthan, “Birinci sınıf mı olsun, ikinci sınıf mı, üçüncü sınıf mı?” diye sormuş. Adam acılı, “İyi olsun” demişler. Behey, “Kur’an-ı Kerim’im birinci sınıfı, ikinci sınıfı var mı?” Hepsi aynı Kur’an… Ticaret malı gibi, birinci sınıf, ikinci sınıf olur mu? Olmaz… Adam okur, adam da gönlünden ne geçiyorsa verir.

Ticaret erbabı, dürüst olmak kaydıyla, hakkaniyetli olmak kaydıyla müthiş sevaplar kazanabilir. Olduğun gibi olmalı, göründüğün gibi olmalı. Karşısındakini aldatmamalı… Pazarda satıcı, iki fasulyeyi ayrı fiyattan satıyor… Ama ikisi de aynı kalitede… İnsanları aldatamazsın. Malının satışını kolaylaştırmak için boş yere yemin etmemelidir… Böyle olmamalıdır. Satın alacak kişiye karşı da, Allah’a karşı da dürüst olmalıdır. Ticaret erbabı, 10 gram için terazide hile yapmamalıdır. Kumaş satıcısı kumaşlarını çekerek uzatarak hileyle para kazanmaya çalışmamalıdır. İnsan paraya tapmamalı, mala tapmamalı. Herkes sever malı ama, bunun da ölçüsünü iyi koymamız gerekiyor. Para için yemin etmemek gerekir. Haksız rekabet etmemeli, karaborsacılık yapmamalı. Haram yollardan mal edinmemeye gayret göstermeli.