Muharrem Ayı, Aşure, Hz Hüseyin-Kerbela ve Hz NUH AS

         Hemen her toplumda gerek örfî, gerekse dînî yönlerden önemli sayılan günler, geceler ve aylar vardır. Bu zaman dilimlerinde, meydana geldiği varsayılan ya da gerçekten meydana gelmiş olan bir takım olaylar sebebiyle çeşitli törenler, kutlamalar veya yas törenleri yapıla gelmiştir. Dayandıkları olayların ve sebeplerin tarihî realitelere uygunlukları tam olarak tespit edilemeyip tartışılsa da, bu tür zaman dilimlerinin toplumların hayatında önemli birer ritüel haline geldikleri gerçektir. Bunlar, orta değerlere sahip toplulukların sosyal ve kültürel hayatlarını canlı tutan unsurlardır.

          Muharrem ayı İslâm’da, önemli olaylara sahne olan bir aydır. Muharrem ayının da içerisinde bulunduğu dört aya haram aylar isminin verilmesi, bu aylarda yapılacak ibadetlere daha çok sevap, günahlara ise daha çok ceza verilecek olmasına dayanır. Bu ay, İslâm’dan önce olduğu gibi İslâm’ın zuhurundan sonra da dinî, sosyal ve tarihî önemi haiz olaylara sahne olmuştur. Bu durum Muharrem ayını, İslâm kültürü açısından daha da ön plâna çıkarmıştır.

    Müfessirler Nuh kavminin, bugün Irak'ın yer aldığı topraklar üzerinde yaşadığını kabul ederler.

Allah'ın (cc) beyanına göre Nuh kavmi, çeşitli ilahlara tapan, şirk içerisinde bir kavimdir. Nuh kavmi, ekonomik ve siyasi olarak sivrilmiş olan ve Allah'ın Kur'an'da "mele" olarak isimlendirdiği kimselerin istekleri, kanun ve nizamları doğrultusunda yaşamaktaydı. Halkın yaşamını yönlendirmek için kanun ve nizamları yapan ve bu kanun ve nizamları tanrılar emretti diyerek halkı kandıran kişiler, "mele" adı verilen yönetici takımıydı.

Onlara göre dünya hayatının amacı, yalnızca servet biriktirmek ve güçlü olmaktı. Bu gayeleri uğruna hem halkı ezmekte,, sömürmekte ve hem de bu sefih yaşamlarını halka, dünya hayatının tek amacı gibi sunmaktaydılar.

nuhun gemisi ile ilgili görsel sonucu

          Nuh Aleyhisselâm tufanda Recep ayının onuncu gününde gemiye binmiştir. Muharrem ayının onuncu günü olduğunda da gemiden inmiş ve halka oruç tutmalarını söylemiştir (Taberi:118). Yeni yılın başlangıcı Muharrem ve bunun onuncu günü Aşura’ya bağlı anlatılanlar ve inançlar içinde Hz. Nuh’un tufandan kurtuluşunun yanı sıra Aşura gününde pişirilip yenen Aşure ile ilgili inanış da yer alır. Nitekim Hz. Nuh’la ilgili olarak bizde yaygın olarak anlatılan rivayetteki yemek, Aşura gününde pişirilip yenen aşuredir. Hz. Nuh’un Muharremin onuncu gününde gemiden kalan erzakları birbiriyle karıştırıp aşure yaptığına inanılır. Anadolu’da bu yemeğe “Aşır Aşı, Aşure” denilmektedir.

Bu olayı anarken aslında burada hatırlanması gereken bir Peygamberi ve mücadelesini sizinle paylaşmak isityorum.

Aşure gününe kutsallık yükleyip İslamın bir emri gibi uygulamak yanlıştır. Aşure yemeği yapmak ve dağıtmak islamın bir emri değildir. Sadece bu günde Hz Nuh AS’ın yaşadığı zorlukalrı hatırlamak ve bu günü vesile bilip dua etmek ve sevap kazanmak için aşure dağıtılabilir. Bu gün tarihte yaşanmış olayları düşünüp tefekkür edebiliriz. Ayrıca İslamı yaşama konusunda büyük sıkıntılar yaşayan peygamberleri düşünüp örnek alabiliriz. Eğer aşure günü Hz Nuh As aşure yemeği yaptırmış der sadece işi aşure ile tamamlarsak islaın ruhundan uzaklaşmış oluruz. Hz Nuh  AS neden gemiye bindi. Yıllarca islamı anlattığı halde halkı neden kabule etmedi? Oğlu bile gemiye binmeyen Hz Nuh AS İslamı anlatma ve yaşama konusunda ne zorluklar yaşadı bunları da düşünelim. 950 sene yaşadığı ayette belirtilen Hz Nuh AS islamı yaşadığı için çok zorluklar çıkardılar. Ankebt Suresi’nde Allah (cc) şöyle anlatmıştır:

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا

فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ خَمْسِينَ عَامًا 

Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmen, fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn(zâlimûne).

Ve andolsun ki Biz, Nuh (A.S)’ı kavmine (Resûl olarak) gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak (950 yıl) kaldı. Sonra onları (Nuh (A.S)’ın kavmini) tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi. (Ankebut Suresi 14)

 hz nuhun mücadelesi ile ilgili görsel sonucu

1-Hz Nuh AS Görevi

Hz. Nuh, tarihte peygamberlerin İslamı anlatma, yaşama ve yaşatma  mücadele kervanının ilk ve en önemli, en öğretici, en önemli halkalarından biridir. Bazılarını bildiğimizi sansak bile, bu büyük tebliğ ve direniş adamından günümüze getirebileceğimiz, tekrar hatırlayabileceğimiz, hatırlatabileceğimiz çok şey bulunmaktadır.

Meşru ve hak olan her yolu deniyor. İslami bir bilinç ve strateji, bitimsiz bir kararlılık, sonsuz bir enerji ve uyanık, çalışkan bir öncü. Öncü, örnek, özverili ve tanık bir elçi. Evlerde, çarşıda, pazarda, oturumlarda, gece sohbetlerinde, gizli hücrelerde, meydanlarda o var. Onun sesi, onun çağrısı var. Yüksek sesle kimi zaman; kararlı, korkutucu ve sert bir üslupla. Kimi zaman yumuşak, müşfik ve yaraları, acıları, yoklukları okşayan, temizleyip saran bir tonda. Yalnızlığa hiç mahal ve mecal bırakmıyor. Hiçbir ücret istemeden, yalnız Allah için, yalnız Allah'ın adıyla. Sürekli hakkı tebliğ ve gayret örneğidir.

"Onlara acıklı bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye Nuh'u kavmine elçi gönderdik.

Dedi ki: "Ey kavmim! Şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

Siz Allah'a kulluk edin; ondan sakının ve bana boyun eğin.

O da sizin için günahlarınızdan bağışlasın ve size belli bir süre tanısın. Kuşkusuz Allah'ın verdiği sürenin sonu geldi mi artık uzatılamaz. Keşke bilmiş olsaydınız." (Nuh 71/1-4)

"Nuh'un kavmi elçilerini yalancı saydı.

Kardeşleri Nuh, onlara dedi ki : "Siz korunmak istemez misiniz?

İşte ben sizin için güvenilir bir elçiyim.

Artık Allah'tan korkun ve bana boyun eğin.

Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım başkasına değil sadece varlıkların sahibine aittir.

Artık Allah'tan korkun ve bana boyun eğin."

Dediler ki, "Sana inanır mıyız hiç? En bayağı kimseler peşinden geliyor."

Dedi ki "Ben onların ne yapmış olduklarını bilmem.

Onların hesapları Rabbime aittir. Ah bir anlasanız!

Ben inananları yanından kovacak biri değilim.

Ben başka değil, sadece açıkça uyaran biriyim" (Şuara 26/105-115)

2- Aldığı Vahiy

"Allah Nuh'a ne buyurmuşsa onu sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya buyurduğumuz şudur: "Dini ayakta tutun, onda ayrılığa düşmeyin." Onları neye çağırsan bu, eş koşanlara ağır gelmiştir. Allah dilediğini kendine seçer, ve içten yöneleni de kendine yönlendirir." (Şura 42/13)
"İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir." (En'am 6/89)

3- Bir İnsan Oluşu
Hz Nuh AS insanlar arasından seçilmiştir. İnsan üstü varlık olsa belki insanlar itiraz edebilirdiler. Yaradan onu insanlar arasından seçmiştir. Ve onları hidayete çağırmıştır.

Ayette Yüce Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
"Size, "Allah'ın hazineleri yanımdadır." demiyorum. Gaybı da bilmem. "İşte ben bir meleğim." de demiyorum. Gözlerinizin hor gördüğü kimseler için "Allah onlara bir iyilik vermeyecektir." de demem. İçlerindeki ne ise Allah onu daha iyi bilir. Öyle yapsam ben gerçekten zalimlerden olurum." (Hud 11/31)

4- İleri Gelenlerin ve Halkın Tavrı

     Yaşadığı dönemde egemen kişi ve çevreler, dönemin zenginleri, elitleri kendi çıkarlarının bozulmaması ve sömürücü düzenin devam etmesi için İslamı kabul etmemişler ve ona durmadan oyun oynayıp, tuzaklar kurmuşladır. Bu durum, Nuh'un mesajının aslında ciddi bir biçimde etkili olduğunu ve kurulu düzeni sarstığını gösteriyor. Halkın kendi kutsallarına sarılmasını istiyorlar.Aslında korumak istedikleri kendi kirli düzenleri. Bu durum, tarih boyunca hep böyle olagelmiştir. Mekke'de de benzeri tavırların ortaya konduğunu biliyoruz. Allah'ın elçileri bu yüzden delilikle, bozgunculukla, fitne çıkarmakla, toplumu bölmekle suçlanmışlardır. Zihnen ve bedenen zayıf düşürülmüş halk kitleleri de, genelde, ya öykünmeci ya da teslimiyetçi bir yaklaşımla zulmü ve karanlığı çoğaltmışlardır. Aydınlığı, hidayeti paylaşanlar ve çoğaltmak isteyenler ise bir avuçtur ve zalimler, inatçı zorbalar bunları bahane ederek elçileri küçümsemektedir. Yüce Allah (cc) bunları şöyle anlatıyor:

"Kavminin ileri gelen inkarcıları dedi ki: "Biz seni tıpkı bizim gibi bir insan görüyoruz. Ortadaki görüşleriyle en bayağılarımız dışında kimsenin arkana takıldığını görmüyoruz. Sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bize göre siz yalancı kimselersiniz." (Hud 11/27)  "Kavminin ileri gelenleri: "Biz gerçekten seni apaçık bir sapıklıkta görüyoruz" dediler." (Araf 7/60)

a- Atalara Bağlılık
"Kavminin ileri gelen inkarcıları dedi ki: "Bu, başka değil, tıpkı sizin gibi bir insandır. Size üstünlük kurmak istiyor. Allah böyle bir şey isteseydi tabii ki melekler indirirdi. İlk atalarımızdan böyle birini işitmedik." (Müminun 23/24)

b- Deli Sayılması

       Dini anlattığı için, Yaradanın emri ile deniz olmayan yerde gemi yapmaya başladığı için üzerine gülünmüş, deli diye aşağılanmıştır. O yine rabbine bağlı kalmış, sabredip görevini ifa etmiştir. O sabrettiği için Yüce Allah kendisine denizi ayağına getirmiştir. "Bu, kendinde biraz delilik olan bir adamdan başkası değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin". (Müminun 23/25)

c- Engellenmesi
"Onlardan önce Nuh kavmi de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi ve o, engellenmişti." (Kamer 54/9-10)

5- Tanrılarını bırakmak istemediler ve "fakirleri dininden at" dediler

"Dediler ki: Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?" Evet, yaklaşım böyle basit, sinsi, aşağılayıcı ve yalanlarla doludur. Evet, inanmazlar. Başka türlü olsa da inanmazlar. Zira onlar hakkın sesinin tamamen boğulmasını, yok olmasını isterler. Ve açıkça tehdit ederler:
"İnsanlara: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler.  Böylece bir çoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır." (Nuh 71/23-24)

6- Meydan Okumaları

"Dediler ki: Eğer bu söylediklerine bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın." Nuh (a) taşlanmakla, taşa tutulmakla tehdit edilen ilk peygamberdir.  Kur'an'a baktığımızda birçok elçinin bu şekilde korkutulmaya, susturulmaya çalışıldığını görebiliriz. Zalimlerin en iyi bildikleri, en kolay uyguladıkları, en başarılı oldukları yöntem kaba güce, şiddete başvurmak, işi en temiz şekilde halletmektir çünkü. Yürekleri soğuyup taşlaşanlar, beyin kasları çalışmayanlar ya da rahatlarını bozmak istemeyenler kol kaslarını, semirmiş gövdelerini, silahlarını devreye sokarlar. Bu hep böyle olmuştur. Kur'an'ın anlatımıyla, "Baskı altına alıp engelledikleri" Hz. Nuh'u da böyle karşılamaktalar.

"Onlara Nuh'un haberini oku. Bir gün kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer aranızda kalmam ve Allah'ın ayetleri karşısında düşünmeye çağırmam size ağır geldiyse işte ben Allah'a dayanmışımdır. Siz de ne yapacaksanız yapın, koştuğunuz ortaklarla elbirliği edin de sonra işiniz başınıza dert açmasın. Sonra da kararınızı bana uygulayın ve göz açtırmayın."
Eğer yüz çevirdiyseniz, ben sizden bir karşılık istemedim ki. Benim karşılığım Allah'a aittir. Bana Müslümanlardan olmam emredilmiştir." (Yunus 10/71-72)
"Dediler ki; "Bak Nuh! Sen bizimle gerçekten mücadele ettin; hem de mücadeleyi uzattın. Haydi, eğer doğrulardan isen şu bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir artık." 
Dedi ki, "Onu başınıza getirecek olan sadece Allah'tır. Eğer o isterse siz engel olabilecek değilsiniz." (Hud 11/32-33)

7- İnkarcıların Genel Tavrı

"Onların ayrılığa düşmeleri, sadece kendilerine bilgi geldikten sonra oldu. Bu da aralarındaki kıskançlık yüzündendi. Eğer Rabbinin evvelce onlara tanıdığı belli bir süre olmasaydı, aralarında elbette hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar da o Kitaptan kuşku doğuran bir şüphe içindedirler." (Şura 42/14)
"İnkar edenlerden başkası Allah'ın ayetlerine karşı mücadeleye girişmez. 
İnkarcıların kentlerde gezip dolaşması sakın seni aldatmasın. 
Onlardan önce, Nuh kavmi yalanlamıştı; ardından da bir kısım topluluklar. Her ümmet, elçilerini yakalamaya azmetmişti. Hakkı yerinden sökmek için mücadeleyi boş şeyle sürdürmüşlerdi. Ben de onları yakaladım. Cezam nasıl oldu? 
Böylece Rabbinin kafirlere olan sözü yerine geldi. Onlar ateşliktirler." (Mümin 40/4-6)

nuhun gemisi ile ilgili görsel sonucu

8- Hz. Nuh'un Kavminden Umudunu Kesmesi ve Duası

"Nuh dedi ki: "Rabbim! Ben, kavmimi gece gündüz çağırdım. 
Fakat benim çağırmam, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.
Sen bağışlayasın diye onları her ne çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerine büründüler, direttiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. 
Sonra, hem ben onları yüksek sesle çağırdım.
Sonra onlara açıktan da söyledim, gizliden gizliye de.
Dedim ki: Rabbinizden bağışlanma dileyin; çünkü o çok bağışlayandır. 
O zaman size gökten bol bol yağmur indirir.
Sizi, mallar ve oğullarla destekler; sizin için ağaçlıklar var eder, ırmaklar akıtır. 
Size ne oluyor da Allah'ın büyüklüğüne aldırmıyorsunuz.
Oysa sizi kademelerden geçirerek o yaratmıştır.
Görmediniz mi, Allah yedi göğü katlar halinde nasıl yaratmıştır.
Onların içinde ayı bir ışık, güneşi de ışık kaynağı yapmıştır.
Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirmiştir.
Sonra sizi oraya döndürecek ve tekrar çıkaracaktır.
Allah yeryüzünü size bir sergi yapmıştır.
Bu onun geniş yollarında dolaşmanız içindir." (Nuh 71/5-20)
"Nuh'a şöyle vahyolunmuştu: "Artık senin kavminden, şimdiye kadar inanmış olanlardan başkası inanacak değildir. Onların yaptıkları karşısında sen kendini zahmete sokma." (Hud 11/36)
"Nuh dedi ki: "Rabbim! Kafirlerden yeryüzünde oturan birini bırakma.
Çünkü sen onları bırakacak olsan onlar kullarını yoldan çıkarırlar. Günahkar ve nankör evlattan başkasını da doğurmazlar.
Rabbim! Beni bağışla; anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları da bağışla. Zalimlerin de yalnız yok olmalarını artır." (Nuh 71/26-28)

9- Nuh Tufanı - Azgın Sularda Boğulma Cezası

"Onlar, "Bak Nuh! dediler. Eğer bu işe bir son vermezsen, kesinkes taşlanacaksın.
O da Rabbine şöyle seslendi: "Rabbim! kavmim beni yalanladı. 
Artık benimle onların arasını iyice aç. Beni ve benimle birlikte olan müminleri kurtar." dedi." (Şuara 26/116-118)
"Nuh'a vahyedildi ki, gözlerimiz önünde ve sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Zalimler için bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır". (Hud 11/37)
"O, gemiyi yapıyor, kavminin inkarcı ileri gelenleri yanına ne uğrasalar onunla alay ediyorlardı. O da: "Eğer bizimle alay ederseniz biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin alay ettiğiniz gibi." diyordu.
Yakında öğreneceksiniz, rezil edecek olan azap kime gelirmiş ve kimin başına sürekli azap inermiş."(Hud 11/38-39)
Derken gök kapılarını, boşanan sularla açtık. 
Yeri, fışkıran kaynaklarla yardık. Sular belirlenmiş bir iş için birleşti. 
Onu, tahtadan yapılmış, çiviyle çakılmış bir gemiye bindirdik." (Kamer 54/11-13)
"Buyruğumuz gelip tandır kaynayınca dedik ki, "Her eşten birer çifti ve aleyhte sözü geçmiş olanın dışında kalan ailen ile inananları gemiye yükle. Onunla birlikte inanmış olan pek azdı. 
Haydi ona binin dedi. Onun; akıp gitmesi ve demir atması Allah'ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder." 

Oğlu Kenan İslamı kabul etmedi ve gemiye binmedi

İslamı anlatmaya çalışırken oğlu da islamı kabul etmedi. Bundan dolayı kendisine laf atılmakta, getirdiği mesaj ve ikazla alay edilmekte, etrafında kümelenen bir avuç insan da sürekli horlanmaktadırlar. Egemenler, inananları ezip iteklerken, ilahi ikaza da kafa tutmaktadırlar. Ve ne kadar acı, ne kadar yürek burkucudur ki bu taşkınlıkları yapanlar arasında bu koca peygamberin kendi öz oğlu ve karısı da yer almaktadır. Belki de ona; "Sana kendi çocukların ve eşin bile inanmazken biz mi inanacağız?" demekte ve onun yüreğinin kanamasını istemektedirler. Bu, karşı propagandanın en temel enstrümanlarındandır ve bilinir ki ağacın kurdu içindedir. Hz. Nuh'un etrafındaki kenetlenme / örgütlenme bu ve benzeri suçlamalarla çökertilmek istenmekte ve mesaja duyarlı olabilecek insanlara karşı da adeta bir dalkıran oluşturulmaktadır.

Yüce Allah (cc) şöyle anlatıyor:
Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları çalkalıyordu. Nuh, bir kenarda duran oğluna şöyle seslendi: "Yavrucuğum! Bizimle birlikte bin, kafirlerle beraber olma." 
O, "Bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur" diye cevap verdi, Nuh ise: "Onun merhamet ettikleri bir yana, bugün Allah'ın bu işinden koruyacak biri yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı." (Hud 11/40-43)
"(Bak Nuh,) Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince şöyle de: "Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun.
Bir de şunu de: "Rabbim! Beni bolluk ve bereketli bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" (Müminun 23/28-29) 
"Biz de Nuh'u ve onunla birlikte olanları, dolu gemi içinde kurtardık. 
Sonra bunun ardından gerisini suda boğduk. 
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama onların çoğu inanacak değillerdir. 
Senin Rabbin var ya, işte gerçekten güçlü ve merhametli olan odur." (Şuara 26/119-122)
"Ey yer, suyunu yut ve ey gök sen de tut!" denildi. Su çekildi, iş bitti ve gemi Cudî üzerine oturdu. "Haksızlık yapan kavim def olsun." denildi." (Hud 11/44)
"And olsun ki Biz, onu bir ibret olarak bıraktık. Hani ibret alan?" (Kamer 54/15)


a- Hz. Nuh'un Oğlu ile imtihan oldu

            Hz Nuh oğlunun iman edip gemiye binmemesi çok zoruna gidiyor, onun iman edip gemiye binmesi için adeta yalvarıyordu. Fakat hidayet nasip olmadı ve gemiye binmeden dağa yukarı koştu. Gemiye binmedi ve  boğuldu gitti.
"Nuh Rabbine seslendi: "Rabbim! Oğlum benim ailemdendir. Senin verdiğin söz elbette doğrudur. Hem sen karar verenler arasında en isabetli kararı verirsin" dedi. 
Allah, "Bak Nuh! dedi. O senin ailenden değildir; çünkü o bir kötülüktür (her yanından kötülük taşıyor). Bilmediğin şeye karışma. Kendini bilmezlerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." 
"Rabbim!" dedi. "Hakkında bir bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan kaybedenlerden olurum." (Hud 11/45-47)
b- Karısı da inkar etti ve dinini kabul etmedi
Hz Nuh As karısı da iman etmedi. Bundan dolayı karısıda gemiye binmeyenler oldu. Bununla da büyük birimtihan yaşadı. Ayette şöyle anlatılıyor: "Allah, inkar edenler için, Nuh'un karısıyla Lut'un karısını örnek gösterir: Bunlar, kullarımızdan bu iki iyi kulun nikahı altında idiler. Derken onlara karşı hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiç bir şeyi onlardan savamadı. O ikisine de: "Ateşe girenlerle beraber siz de girin" dendi." (Tahrim 66/10)

10- Hz. Nuh ve İnananların Mükafatlandırılmaları

"Nuh'u yalancı saymışlardı. Biz de onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Şimdi bak bakalım, uyarılanların sonu nasıl oluyormuş. (Yunus 10/73)
Ey Nuh'la beraber taşıdığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o, çok şükreden bir kuldu." (İsra 17/3)

        Bizim amacımız da bu modern dünyada, dünyadayken, dünyalıklar için "gemisini kurtaran kaptan" olmak değil, Nuh'un gemisine binen mü'minlerden olmak şeklinde tezahür etmelidir. İş işten geçmeden, dünya üstümüze çökmeden, sulara kapılmadan… Şu duyarsız, zorluklarla dolu, sağırlaşmış dünyada her şeye rağmen kendi gemimizi kurmak; ummanda, zorlu dalgalar arasında Allah'a sığınarak yol almaktır. Hz. Nuh'un ömrü; çok yönlü bir direnişin, çabanın, didinmenin, arayışın, ihanete uğramanın, tehdit edilmenin, acının, hüznün ve teslimiyetin sayısız örneklerine şahitlik etmiştir. Bize düşen de yaşadığımız çağda tanıklığımızı yapmak, "tandır kaynamaya başlamadan", "mücadeleyi hep ileriye götürmek"tir!

MUHARREM AYI VE AŞURE

         "Şehrullahi' l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah' ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Allah' ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah' ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Âşura Günü ise Muharrem' in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

Allah, Hz. Musa' ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

Hz. Âdem' in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

Hz. Davud' un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

Hz. İbrahim' in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

Hz. Yakub' un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf' un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe' nın belirttiğine göre, Kabe' nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

"Ramazan' dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah' ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)

Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah' ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.

Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem' in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü' minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder." Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

kerbela ile ilgili görsel sonucu

KERBELA OLAYI VE HZ HÜSEYİN RA

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem' ine ait 10. gününde Yezid'e bağlı kuvvetlerin etrafını sardığı Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken, Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ' da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin (sas) bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin' i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah' ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü' min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek, kendini kırbaçlamak ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.