Bundan 36 yıl önce 13 Kasım 1980'de İstanbul'da rahmet-i Rahmân'a kavuşan Gönül Sultanı Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri dualarla anılıyor...

Sultanbeyli Belediyesi tarafından organize edilen anma programında Mehmet Zait Kotku anıldı. Sultanbeyli Kültür Merkezi'nde yapılan Anma Programında Prof Dr Cevat Akşit Hoca konuştu. Mehmet Zahit Kotku'yu ve onun manevi boyutunu anlattı.

Yakınlarına şu üç nasihatte bulunmuştu:
 
1. Kendinizde varlık görmeyin.
 
2. Karşınızdakinde kusur görmeyin, kendinizde hata görün.
 
3. Sevileceklerin başında Allah’ı sevin. 
20. yüzyılın önemli mürşidi kâmillerinden Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri, 13 Kasım 1980'de Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştu. Üstün ahlak ve faziletiyle tanınan Mehmet Zâhid Kotku Hazretleri, birçok alandaki hizmetleri sebebiyle 'Görünmeyen Üniversite' olarak biliniyor.Mehmed Zâhid Kotku Hoca, tekke ve zaviyelerin kapatılması kararından sonra hayatına imam-hatiplik yaparak devam etmiş, en son Fatih İskenderpaşa Camii'nde görev yapmıştı.
 
Dini konularda birçok önemli eserler bırakan Mehmed Zahid Kotku, 14 Kasım 1980 günü Süleymaniye Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra caminin haziresine defnedilmişti. Siyasetin duayeni Milli Görüş Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın hocası olan Zahid Kotku Hazretleri,Erbakan Hoca'nın önderliğinde kurulan Gümüş Motor Fabrikası'nın da fikir babasıdır.
MEHMED ZÂHİD KOTKU KİMDİR ? 
 
Mehmed Efendi, 1897’de Bursa Kaleiçi’nde Türkmenzâde Çıkmazı’ndaki 19 numaralı evlerinde doğmuştur. Soyadı ‘mütevazı’ anlamına gelen ‘Kotku’dur. Babası ve annesi Kaf­kasya (Şeki)’dan göç etmişlerdir. Ahâlisi Müslüman olan ve Azeri Türkçesi konuşulan bir yerdir. 
 
Babası İbrahim Efendi, Hz. Peygamber (s.a.s.) sülalesinden gelen bir seyyiddir. Bursa İzvat Köyü’nde vefat eden ehl-i tarîk bir zâttır.
 
Mehmed Zâhid Efendi, ilk mektebi Oruçbey İbtidaîsi’nde okur. İdadîye devam eder. Bursa Sanat Mektebine girer. I. Cihan Harbi sırasında 18 yaşlarında askere alınır. Üç sene sonra İstanbul’a döner.
 
16 Temmuz 1336/1917 Cuma günü Gümüşhaneli Dergâhı’nda Ömer Ziyâüddîn Efendi’ye intisâb eder. Hatı­ralarında; “Elhamdülillah, tarîkat-ı aliyyeye girmem bugün nasib oldu.” diye yazar. 30 Kasım 1920’de şeyhinin irtihali üzerine Gümüşhanevî Dergâhı Postnişîni Tekirdağlı Mus­tafa Feyzi Efendi’nin yanında mânevî eğitimine devam eder. Belirli aralıklarla halvete girer. 27 yaşındayken tarîkat hilâfetnâmesinin ardından Râmuzü’l-ehadîs, Hizb-i âzam ve Delâilü’l-hayrat icâzetlerini alır. Bâyezîd, Fatih, Ayasofya Medreselerinde derslere devam eder. Hafız olur. Hocasının emri ile köy ve kasabalarda dinî hizmetler îfâ eder.
 
Tekkelerin kapanması üzerine Bursa’daki İzvat Köyü’ne dö­ner. Merhum babasının camiinde 16 sene imamlık yaptıktan sonra 7 yıl da Bursa Üftade Camii’nde imamette bulunur. 1952 senesine kadar burada hizmet eder.
 
Abdülazîz Bekkine Efendi’nin irtihali üzerine (Aralık 1952) İstanbul Unkapanı Bulvarı’na nâzır Ümmü Gülsüm Camii’nde vazifesine devam eder. 1 Ekim 1958’de İskender Paşa Camii’ne naklolur. 13 Kasım 1980 (5 Muharrem 1401) Perşembe günü öğleye yakın dar-ı bekâya irtihal eyler.
 
Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü, İstanbul Süleymaniye Camii’nde ‘muhteşem, mahzun, vakur ve edepli büyük bir cemaat’ tarafından kılınarak mübarek vücûdu Kanunî Sultan Süley­man Türbesi’nin arkasında, kendilerin­den feyz aldığı hocalarının yanındaki istirahatgâhına defnolur. Biraz sonra hafif çiseleyen bir yağmur başlar. Ba­sında bu cemaat geniş yer alır.

Vefat ettiği gün takvim yaprağında Hz. Mevlânâ’nın şu şiiri vardı:
 
Arkamdan ağlama
 
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce
 
Bende bu dünya derdi var sanma....
 
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. 
 
Mehmed Efendi, uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı ve etrafın­dakileri cezbeden bir kimseydi. İlk gördüğünüzde içinizde büyük bir hürmet ve muhabbet doğardı. Tasarrufuyla sizi tu­tardı. Tek nazarda koyu kestane renkli görülen fakat dikkat­le bakılması imkânsız esrarlı ve derin mânâlı gözleri vardı. Hâlen tasarruflarına şâhid olanlar mevcuttur. 
 
Mahmud Esad Coşan, Hocaefendi’yi şöyle tarif eder: “Öyle mütevazı bir kimseydi ki an’anevî kıyafetle gezer, mesela evde entari giyerdi. Dışarıda şalvar giyerdi. Halk telaffuzuyla konuşurdu.” Tevazuyu jestleriyle öğretmiştir. Hasib ve Azîz Efendileri Tekke’ye kendisi getirmesine rağmen onları ileri sürmüş, onlardan sonra vazife yapmıştır. Aslında onlardan kıdemlidir. Şeyhlik tavrı takınmaz, bir arkadaş intıbaı ve- rirdi. Vefa timsaliydi, hafızası çok kuvvetliydi. Her hali Hz. Peygamber(s.a.s.)’e benzerdi. Ele aldığı kimseyi yolda bırak- mazdı. Çok cömert olan Hocaefendi’nin kapısı herkese açıktı.

Hayatı insanları eğitmekle geçmiştir. İskender Paşa Camii’nde, Pazar günleri ikindiden sonraki Râmuz sohbetlerinde camii dolardı. Son zamanlarında bu dersleri damadı Esad Coşan Hocaefendi’ye yaptırıyordu. Sohbetlerinde neler yapılması gereği üzerinde dururdu. İslâm’ın hayata geçirilmesini basit formüllerle verir, haliyle örnek olurdu. (Esad Efendi’nin de Mehmed Efendi’den sonra çok çeşitli hizmetleri görülmüştür.) Mehmed Efendi’nin irşadında Nakşî ve Şâzelî izler görülür. Nakşîliğin ilk metodu sevgi ve sohbettir, ikincisi ise râbıtadır. Şâzelilik’te ilme önem veriliyordu. Hocaefendi de gençleri ilme ve öğrenmeye teşvik ederdi. Nakşîlik ve Şâzeliliğin ikinci bir ortak özelliği de Melâmetîliktir. Melâmetîlik, tüketici dervişlik yerine üretici derviş olmayı öğütleyen bir tarîkat anlayışıdır. Hocaefendi kimseye yük olmaya rıza göstermez- di. Hacca gidenlere “Cebinizi para ile doldurun, kimseye yük olmayın.” diyordu. Gümüşhanevî Dergâhı’nın devamı olan İskenderpaşa cema- ati ‘görünmeyen üniversite’ olmuş, oradan yakın dönemin pek çok ilim, fikir ve siyaset adamı yetişmiştir. 
Mehmed Efendi yabancı dili kendi memleketimizde öğrenmemizi isterdi. Mutlaka tahsillerin tamamlanmasını arzu ederdi. Hocaefendi şerîata bağlılığı tarîkattan önce tutmuştur. Ruhsat ile değil azîmet ile amel edilmesini tavsiye ederdi. Kur’ân ve sünnete uymayan tasavvufu kabul etmezdi. “Kur’ân’ı bil- mek ve anlamak her mü’minin vazifesidir.” derdi. Halk içinde Hakk’la beraber olmanın üzerinde dururdu. (El kârda, gönül yârda.) Bugün İskender Paşa camiasında Hakyol Vakfı, Mehmed Efendi’nin isteğiyle kurulmuştu. Eczahâne açacak bir gencin talebi üzerine vakıf çalışması başlatılmıştır.
GÜMÜŞ MOTOR FABRİKASINI N.ERBAKAN'LA BİRLİKTE KURDU

1956 yılında hutbede; “Evde elime toplu iğne kutusu aldım, baktım yabancı malı, daha bir iğne yapamayacak mıyız?” demesi üzerine bir araya gelen cemaat, Gümüş Motor Fabrikası’nı Necmettin Erbakan’la kurmuş, 1960’ın ilk aylarında ilk %95 yerli motor piyasaya çıkarılmıştı. Çeşitli sebeplerle el değiştiren kuruluş, bugün Pancar Motor adıyla devam etmektedir. Aynı şekilde Üsküdar Özbekler (Nakşî) Dergâhı Şeyhi Ethem Efendi de bir motor yapmış, bunu bir sandala takıp İstanbul Boğazı’nda dolaşmıştır.