Hac ve umre sebebiyle kesilen kurbanlar ile Kurban Bayramı nedeniyle kesilen kurbanlar arasında mahiyetleri, kesme yerleri ve kesecek kişilerin sorumlulukları açısından farklar vardır. 

Hac ve umre sebebiyle kesilen kurbanlara “Hedy” denir. Kurban Bayramı dolayısıyla kesilen kurbanlara ise “Udhiye” denir. Bu iki kurban türü, kişinin sorumlu olması açısından birbirinden farklıdır. 

Hedy Kurbanı ile Udhiye Kurbanı Arasında Şu Farklar Vardır:

1. Hedy kurbanları harem bölgesinde kesilir. Udhiye kurbanları ise istenen yerde kesilebilir.

2. Kurban Bayramına ulaşan her mükellef zenginin Udhiye kurbanını kesmesi vaciptir. Hedy kurbanını ise, temettü’ ve kıran haccı yapanlar ile haccın bazı kurallarına uymayanlar keserler; ifrad haccı yapanların kesmesi vacip değildir.

3. Hedy kurbanının kesilmesi gerektiği ayetle sabittir. (2/Bakara–196) bu sebeple Hedy kurbanını farz görenler de olmuştur.
Hedy kurbanını kesemeyen aynı ayetin bildirmesine uygun olarak; üç gününü hacda iken, yedi gününü de hacdan sonra olmak üzere on gün oruç tutar.

Hacıların Kurbanlarını Vekâlet Yoluyla Memleketlerinde Kestirmeleri Mümkün müdür?

Bir önceki sorunun cevabından da anlaşıldığı gibi, kurban kesmesi gereken hacılar, harem bölgesinde keserler. Hedy kurbanını kesmek vacip olduğu gibi, bu kurbanı harem bölgesinde kesmek de vaciptir.

Kurban bayramı vesilesiyle kesilen kurbanı vekâlet vererek bulunduğu yerin dışında hatta bir başka ülkede kestirmek mümkündür. Hac vesilesiyle kesilen kurban için de vekâlet vermek mümkündür; ancak bu vekâletin harem bölgesinde kesilmek üzere verilmesi gerekir. Uygulama da bu şekildedir.

İslam’da israf ve boşa verme yasak olduğuna göre harem bölgesinde kesilen birçok kurbana ait et, deri ve değerlendirilebilecek diğer organların muhafaza edilip ihtiyaç sahiplerine verilmesi gerekir. Bu konuda gerekli tedbirleri almak Müslümanlar için bir sorumluluktur. Kurbanı hem bu bölgede kesmek hem de bozulmasına meydan vermeden gerekli önlemleri almak mümkündür. Son yıllarda söz konusu tedbirlerin alındığı görülmektedir.

Konu bağlamında şu soru da akla gelebilir: 

Hangi İbadetler Vekâlet ile Yaptırılabilir? 

Öncelikle vekâlet vererek yaptırılamayacak ibadetleri bilmekte fayda vardır. Namaz ve oruç gibi bedenî ibadetler vekâletle yapılamaz. Çünkü böyle bir yola başvuran, bu ibadetlerin, nefis eğitimi yönünden yararlanamaz, ayrıca bedensel olarak hiçbir zorluğa katlanmış olmaz.
Malî ibadetler vekâletle yerine getirilebilir. Mesela vekâletle zekât vermek ve kurban kestirmek mümkündür.

Hem bedenî hem de malî bir ibadet olan haccın vekâletle yaptırılması ise bazı şartlara bağlıdır. Hac yapması gereken kişinin hac yapamayacak kadar hasta olması veya tutuklu bulunması bu şartların en önemlilerindendir.

Görüldüğü gibi ibadetlerde asıl olan sorumlu (mükellef) olan kişinin, sorumluluğunu yerine getirmesidir. Vekâlet için tanınan kolaylıklar, sorumlu kişiyi ibadetin mali ve bedeni yönünden uzaklaştıracak mahiyette değildir.

Kurban bayramı, umre ve hac nedeniyle kesilen kurbanlar hem sorumlu kişilerin yükümlülüklerini yerine getirmelerine hem de fakirlerin korunmalarına vesile olur.

Kurban Kesme Yerine Sadaka Verilebilir mi?
                                                               
Bir ibadetin sorumluluğundan, bir başka ibadet yapmak suretiyle kurtulmak mümkün değildir. Mesela namaz yerine oruç tutmak, hac yerine zekât vermek kesinlikle doğru olmaz. 

Kendi kararımızla bir ibadetin yerine başka bir ibadet yapma yetkimizin olmayışı, dinde bir takım kolaylıklar bulunmadığı anlamına gelmez. Konunun açıklığa kavuşması için dini sorumlulukları yerine getirmede tanınan kolaylıklara bazı örnekler verelim:

1-Düşkünlük derecesine varan yaşlılık ve iyileşmeyecek hastalık nedeniyle, fidye ödeyerek Ramazan orucunun borcundan kurtulmak için bir düzenleme yapılmıştır. 

2-Hacda Hedy kurbanını kesemeyenler için de, üç günü hacda iken yedi günü de memlekete döndükten sonra toplam on gün oruç tutma şartı vardır. 

3-Hata ile bir mü’mini öldüren kişiye, diyet vermenin dışında, bir köle azat etmek, gücü yetmezse peş peşe iki ay oruç tutmak şarttır. 

4-Karısını, annesine benzettiği için zıhar kefareti ödemesi gereken kişi için de gücünün yetip yetmemesi durumuna göre sırayla şu üç cezadan birini ödemesi gerekir: Ya bir köle azat eder, ya altmış gün peş peşe oruç tutar veya altmış fakiri bir gün doyurur. 

5-Yaptığı yemine riayet etmeyen kişi ise sırası ile gücünün yetmesine göre şu üç işten birini ceza olarak yerine getirir: Ya bir köle azat eder, ya on yoksulu bir gün doyurur veya üç gün peş peşe oruç tutar.   

 Bütün bu kolaylıklara rağmen insanın kendi kendine karar verip bir ibadetin yerine başka bir ibadet yapması ve böylece sorumlu olduğu bir işten kurtulması mümkün değildir. 

Kurban kesmek bir ibadet olduğu gibi, sadaka vermek de başka bir ibadettir. Her ikisinden dolayı sevap kazanırız; her birini kendi yerine yaparız. Güzel bir iş yaparak onun yerine; zamanı, şekli ve kapsamı dinimizce belirlenmiş olan bir ibadeti ilga edemeyiz.

Kurban kesmek yerine kasaptan bol miktarda et alıp fakirlere dağıtmak veya kurbanın değerinden daha çok parayı tasadduk etmek suretiyle kurban kesmiş gibi olamayız. İbadetlerin bazı hikmet ve faydalarına bakarak: “Bu faydaları şu işle de gerçekleştirebiliriz” demek, son derece yanlıştır. Her ibadetin bizim bilmediğimiz daha nice faydaları vardır. Esasen ibadetleri, Kur’an’ın bildirdiği ve Hz. Peygamber’in öğrettiği şekilde yapmalıyız. Hiç kimsenin dinde birtakım değişiklikler yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur.

Kurban kesme yerine parasal yardım yapmayı önerenlerden bir kısmı, hayvan haklarından ve hayvan sevgisinden yola çıkarak bu teklifi gündeme getirmektedir. Oysa İnsanlar arasındaki et tüketimi süreklidir. Kasaplar daima çalışmakta, mezbahaneler hiç kapanmamaktadır. Evlerde, lokantalarda her gün etli yemekler pişmekte, piknik alanlarında mangal dumanları hiç eksik olmamaktadır.
“Bütün bunlar olmasın” anlamında yazmıyorum; şunu söylemek istiyorum: 

Bazı hayvanların eti helal bazılarınınki haram kılınmıştır. Et yemek bir ihtiyaçtır. Savurganlık ise her alanda yasaktır.
Kurban bayramının ilk üç gününde çok sayıda hayvanın kurban edilmesi neticesinde, gerekli tedbirler alınmayarak, israfa yol açılmamalıdır. Şurası unutulmamalıdır ki, bu konuda gerekli tedbirlerin alınması, ilgili ve yetkili bütün Müslümanlar için önemli bir görevdir.

Adak Kurbanı İle Şükür Kurbanı Arasında Ne Fark Vardır?

Adak Kurbanı Nedir?
Adak kurbanı, bir şarta bağlı olarak adanan kurbandır. Mesela bir insan, “Oğlum üniversite sınavını kazanırsa, bir koyun kurban edeceğim.” derse, oğlu üniversite imtihanını kazandığında bir koyun kurban etmesi üstüne vacip olur. 

Adak Kurbanının Etini Kimler Yiyemez?
Adak kurbanın etini adakta bulunan kişinin kendisi, eşi, çocukları, torunları, ebeveyni ve dedesi ile ninesi yiyemez. Adak kurbanının eti fakirlere verilmelidir.

Adak kurbanı konusunda toplumda yaygın olduğu görülen şöyle bir uygulama bulunmaktadır: 
Adak sahibi, ailesini, akrabalarını ve yakın arkadaşlarını yanına alarak bir türbe civarındaki piknik alanına topluca gidilmekte ve kurban eti hep birlikte yenmektedir. 

Bu durumda adak kurbanının eti, onu yiyemeyecek kimseler tarafından tüketilmiş olmaktadır; bu, günahtır, sevap kazanma ümidi ile günah işlenmektedir. Ayrıca adağın Allah için eğil de bir türbe için adanıp kesilmesi de büyük bir günahtır.

Şükür Kurbanı Nedir ve Hangi Durumlarda Kesilir?

Şükür kurbanı, daha önce bir şarta bağlı olarak adanmadığı halde, olumlu bir gelişme olduktan sonra, kişinin Allah’a şükretmek amacıyla bir kurban kesmeye karar verip bu kararını uygulamasıdır.

Şükür Kurbanının Etini Kimler Yiyebilir? 
Şükür kurbanının eti, tüketilme itibarıyla, kurban bayramı kurbanı gibidir. Bir kısmı fakirlere verilir; geriye kalanı kişinin kendisi, ailesi, misafirleri ve komşuları tarafından yenebilir.

Şu hususa da dikkat çekelim:

İsteyen adak kurbanı adar, isteyen ise mutlu gelişmeler karşısında şükür kurbanı keser. Şükür kurbanı, adak kurbanına göre daha risksiz görülmektedir.

Kurban İle İlgili Çeşitli Sorular ve Cevapları

Bu yazıda kurban bayramı kurbanı ile ilgili olarak sıkça sorulan altı soruya kısaca cevap vermek istiyorum:

Yolcuların Kurban Kesmeleri Gerekir mi?

Hanefi mezhebine göre yolcuya kurban kesmek vacip değildir.
Şafii, Hanbelî ve Maliki mezheplerine göre, kesilmesi sünnet olan kurban sorumluluğu, yolculuk nedeniyle sakıt olmaz(düşmez).
              
Kurban İçin Niyet Şart mıdır?

Kurban için niyet şarttır. Hatta eğer büyükbaş bir hayvan yedi kişi tarafından kurban edilecekse, bu şahıslardan her birinin kurbana niyet etmiş olmaları gerekir; eğer biri kurban için değil de etine ortak olmak için niyet ederse, hayvanın kurban olarak kesilmesi caiz olmaz.              
Kurban Hangi Günlerde Kesilir?
Kurban kesme vakti, kurban bayramının ilk üç günüdür. Birinci gün kesilmesi daha sevaptır.
İmam Şafii’ye göre, bayramın dördüncü günü de kurban kesilebilir.

Hangi Hayvanlar Kurban Edilebilir?

Şu hayvanlar kurban edilebilir:
*Bir yaşını bitirmiş olan koyun ve keçi ile yedi sekiz aylık olduğu halde bir yaşındaymış gibi görünen koyun.
*İki yaşını doldurmuş sığır ve manda.
*Beş yaşını doldurmuş deve.
Koyun ile keçi birer kişi tarafından; sığır, manda ve deve ise birden yediye kadar ortak tarafından kurban edilebilir.

Fakir Kimse de Kurban Kesebilir mi?

Fakir kimse de kurban kesebilir. Ancak onun kestiği kurban, vacip niteliğinde olmayıp nafiledir.
Fakir kimsenin kestiği kurbanın nafile sayılması nedeniyle fıkıh kitaplarında şu enteresan bilgiler yer almıştır: 
Zengin adamın aldığı kurbanlık kaybolduğu için yerine başkasını alıp kestikten sonra eskisi bulunsa, onu da kesmesi gerekmez; çünkü üzerine vacip olan görevini yerine getirmiştir. Fakir kimsenin aldığı kurbanlık kaybolduğu için yerine başkasını alıp kestikten sonra eskisi bulunsa, onu da kesmesi gerekir. Çünkü fakire kurban kesmek, başlangıçta vacip olmadığı için, aldığı ilk hayvan adak sayılır, adak olduğu için de, bulunduğunda kesmek vacip olur.      
       
Kurbanın Eti ve Derisi Ne Yapılır?

Müstehap olan, kurbanın etini üçe bölerek şu şekilde dağıtmaktır:
*Üçte birini kurban sahibi alır.
*Üçte biri, kurban sahibi tarafından misafirlerine ve dostlarına ikram edilir.
*Üçte biri fakirlere dağıtılır.
Geçimi orta halli olan kimseler, kurban etinin tamamını veya tamamına yakınını kendi aileleri için saklayabilirler.
Kurban derisi satılıp parası harcanmaz; kesim ücreti olarak kasaba verilmez. 
Kurban derisi işlenerek evde seccade ve benzeri bir ev eşyası olarak kullanılabilir.
Kurban derisi, satılması halinde parası tasadduk edilmelidir. Kurban derisi, tasadduk edilecekse, dinen sadaka verilmesi caiz olan bir kişiye veya hayır işlerine bakan bir kuruma verilmelidir. 


Dini Açıdan Zengin Sayılmanın Ölçüsü, Zekât Verecekler ile Fitre Ödeyip Kurban Kesecekler İçin Farklı mıdır? 

Zekât vermek için, artıcı nitelikteki ihtiyaç fazlası nisap miktarı mala, bir kameri yıl boyunca, sahip olmak gerekir.
Fitre vermek ve kurban kesmek için de ihtiyaç fazlası nisap miktarı mala sahip olmak gerekir; ancak bu malın artıcı nitelik taşıması ve kişinin anılan mala bir yıl boyunca sahip olması gerekmez.

Bu durumdaki bir mala sahip olan kişiler zengin sayılacaklarından kendilerine zekât da verilmez. Konuyu şöyle bir örnekle açılayabiliriz: 

Bir kişinin oturduğu evi dışında kiraya verdiği bir evi olduğunu düşünelim. Bu ev, kendisi için asli ihtiyaç değildir. Ancak evin kira gelirleri aydan aya harcanmakta ve kişinin sahip olduğu para nisap miktarına ulaşmamaktadır. Bu şahsın zekâta tabi başka bir malı da yoksa zekât ödemesi gerekmez. Fakat zaruri ihtiyaçları dışında kalan bu ev, artıcı nitelikte olmamakla birlikte, değer olarak nisap miktarını geçtiğinden, kişi -zekât vermekle mükellef olmadığı halde- zengin sayılır. Bu sebeple söz konusu kişinin fitre ödemesi ve kurban kesmesi gerekir; ayrıca kendisine zekât da verilmez.