Evinden dışarıya çıkarken ve yabancı erkeklere karşı örtünmek, Allah'ın Müslüman hanımlara farz kıldığı hükümlerdendir. Bu hükmün yerine gelmesinin bazı şartları vardır.

Örtünün Bütün Bedeni Örtmesi

Hanefi mezhebine göre, kadınların l, yüz ve ayakları dışında, sarkan saçları dahil bütün bedenleri namazda veya yabancı erkeklerin yanında örtülmesi gerekli olan yerlerdir. El ve yüzün ise bir fitne korkusu bulunmadıkça örtülmesi gerekmez. Fitne korkusu varsa el ve yüz de avret olur.

Şafi mezhebine göre kadının yabancı erkeğe karşı avreti, eller, ayaklar ve yüz de dahil bütün vücududur. Hanbelilerin görüşü de böyledir. Hatta İmam Ahmed bin Hanbel (r.aleyh) bu hususta, “Kadının bütün vücudu avret olduğu gibi tırnakları dahi avrettir.” (İbni Cevzi. Tefsir. C. 6. S. 31) demiştir.

El ve yüzün avret olmadığını söyleyen alimler, yüz ve ellerde hiçbir ziynet eşyasının olmamasını ve bunların açılmasının fitneye sebeb olmamasını şart koşmaktadırlar. Öyleyse yüzde (sürme, makyaj, hızma vb.) ve ellerde (kına, yüzük, bilezik vb.) süs eşyaları olması halinde bunların ya çıkarılması ya da örtünmesi gerekir.

Örtünün Altını Göstermemesi

Tesettür için giyilecek çarşaf, bürgü, pardesü, eşarp, şal ve benzeri örtülerin sık dokunmuş ve altını göstermeyen kalınlıkta olması gerekir. Cildin rengini gösterecek derecede ince olan giysi ile kadın örtülmüş sayılmaz.

Başörtüsü olarak kullanılan eşarp ve şalların, saç, boyun ve kulakları gösterecek şekilde ince olması caiz değildir. Bununla örtünme gerçekleşmez.

Bir seferinde Hz. Aişe radıyallahu anhanın huzuruna ince başörtülü bir gelin getirilmişti. O, şöyle dedi: "Nur Suresi`ne inanan bir kadın böyle örtünmez." (el-Kurtubi, 14:157.3)

Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh'ın kızı Esma'nın ince giysilerle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna çıkınca; Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam ondan yüz çevirmiştir.

Hz. Esma bu ikazdan sonra örtüsünün kalın olmasına son derece itina gösterirdi. Bir keresinde oğlu ona Mısırdan çok pahalı ve zarif bir elbise göndermişti. O ise ince diye kabul etmemişti. Oğlu “altını göstermiyor ki” dediği halde yine de giymemişti.

Hicaz bölgesinin ne kadar sıcak olduğu düşünülürse kalın örtülerle örtünmenin zorluğu da anlaşılır. Buna rağmen ince örtüyle örtünmeye cevaz verilmemiştir.

Örtünün Dar Olmaması

Giysinin geniş ve altını göstermeyen nitelikte olması gerektiğini bildiren çeşitli hadisler vardır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Dihye el-Kelbî 'ye Mısır'da dokunmuş keten bir kumaş vermiş, yarısından kendisine gömlek diktirmesini, diğer yarısından ise eşinin giysi yapmasını bildirmiştir. Ancak daha sonra şöyle buyurmuştur: "Eşine git, söyle altına bir gömlek giysin. Çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım." (el-Kurtubi)

Şu hadis-i şerif de giyimli, fakat çıplak kadınların dünya ve ahiretteki, sıkıcı hallerini belirtir.

"Ümmetimin son dönemlerinde giyimli fakat çıplak bir takım kadınlar olacak, bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Bunları lanetleyin, çünkü onlar lanetlenmişlerdir." Başka bir rivayette; "onlar cennete giremez ve cennetin kokusunu bile bulamazlar." ilavesi vardır. (Müslim, Ahmed bin Hanbel)

Sonuç olarak hanımların ve yetişkin kız çocuklarının dışarıda baş örtüleri ve altını göstermeyen bolca olan elbiserle örtünmeleri gerekir.

Eğer giysi ince olur veya dar olup vücut hatlarını belli ederse, üstüne bolca bir dış giysi gibi bir örtü giymeleri tesettürü tamamlamak icap eder.

Örtünün Ciddi Ağır Başlı Olması, Süslü Olmaması

Tesettür ayetinin mutlak manada “ziynetleri örtmeyi emretmesi,” bu ayetten tek maksadın çıplaklığın giderilmesi olmadığını göstermektedir. Çünkü öyle olsaydı ziynetler denmez bedenler denirdi.

Bazen kişinin elbisesi kendi bedeninden daha caziptir. Hatta çoğu zaman böyledir. Cazip renklerde, parlak, zarif, işlemeli, süslü bir takım kıyafetler vardır ki bunlar kişiyi daha da cazip hale getirir. Eğer bir kişinin dış örtü diye üzerine aldığı pardesü, eşarp, ferace, çarşaf veya benzeri kıyafet bu şekilde parlak, zarif, süslü ve alımlı ise burada bir tenakuz vardır.

Tesettürde asıl maksat ciddi, saygı uyandıran bir kişilik kazanmaktır. Kadının saygınlığı ise “kalbinde hastalık olanların ümit bulamayacağı” ağır başlı bir tavır sergilemekte gizlidir.

Eğer kadının dış elbise diye giydiği kıyafet ağır başlı değil, süslü ve cezp edici ise bizzat kendisi örtülmesi gereken bir ziynet haline gelir.

İbni Mes'ud radıyallahu anha göre örtülmesi gereken ziynetler kapsamına, “Kadının giydiği güzel ve cazip elbiseler.” de girmektedir. Mücahid de aynı görüştedir: (Kurtubi. age, C. 12. S. 228)

Kadınların ancak ev içinde giyilebilecek elbiseleri tesettür diye dışarıda giymesi uygun değildir. Dışarı çıkarken tesettür şartlarına uyan bir dış giysileriyle örtünmeleri İslam'ın öngördüğü örtü şeklidir.

Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme radıyallahu anha demiştir ki:

"Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler' âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi."

Hz. Aişe'den rivayet edilmiştir ki; "Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu "Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle" âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah'ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi..." demiştir.

Bunlardan da anlaşılıyor ki tesettürde maksat, kimseye ümit ve cesaret vermeyen, ciddi ve vakarlı bir duruştur.

kadın örtüsünde bulunması gereken nitelikler ile ilgili görsel sonucu

Teberrüc Ne demektir?

Teberrüc “açığa vurmak” dikkat çekici bir surette sergilemek manasında anlaşılmaktadır.

Tesettürden maksat, teberrücten sakınmaktır. Bu sebeple tesettür için kullanılan kıyafetler “teberrüc” özelliği taşımamalıdır. Mesela bir kadının başörtüsü gereği gibi örtünmeyi sağlıyor ama topuzu dikkat çekiyor ise bu bir teberrüc örneğidir.

Bazı âlimler de teberrücü hal ve hareketlerin dikkat çekici olmasıyla açıklamıştır. Hayâlı bir hanıma yakışmayan hal ve tavırları tavsife lüzum yoktur, zaten ne kastedildiği malumdur.

Allah-u Teâlâ Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hanımlarını tesettür emrinden önce teberrücten nehyetmiştir.

“Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer sakınırsanız. Sözü çekici bir şekilde söylemeyin ki sonra kalbinde bir hastalık bulunan tamaha kapılır. Uygun (ve ağırbaşlı bir şekilde) söz söyleyin.

Evlerinizde vakarla oturun. Önceki cahiliyye kadınlarının teberruc'u gibi teberruc yapmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah'a ve Rasûlüne itaat edin.” (Ahzâb 32, 33)

Ayette Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hanımlarına hitap ediliyor olsa da o kılık kıyafetlerin, hal ve tavırların “eski cahiliyye teberrücü gibi” diye isimlendirilmesinden anlaşılıyor ki imandan sonra artık hiçbir mümine hanıma yakışmaz.

Nitekim Ebu Hureyre’nin Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemden rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, henüz onları görmedim. (Biri) sığır kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğeri de, giyinik, fakat çıplak olan, salınarak veya kibirlenerek yürüyen, öteki kadınlara da kendileri gibi olmayı telkin eden ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile alamayacaklar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar mesafeden hissedilir.” (Müslim: Cennet, 52)

Demek ki mümine hanım evinden ancak bir ihtiyaç için çıkar, çarşı pazarda kendisini göstermek için değil. Çıktığı zaman da ciddiyet ve ağır başlılıkla işini görür, evine döner. Lüzumsuz yere çarşı pazarlarda erkeklerin arasında dolaşmaz.

Kadının evinden çıktığı zaman yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mü'minin vakarı ile bağdaşmaz. Ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur:

"Kadınlar gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler." (Nur; 31)

O zamanlar kadınlar ayak bileklerine halhal geçirirlerdi. Bunlar şıngırdasın da erkekler onlara baksın diye ayaklarını yere vururlardı.
kadın örtüsünde bulunması gereken nitelikler ile ilgili görsel sonucu
Erkeklerin Giysisine Benzememesi

Tesettür için giyilen kıyafet, kadınlar tarafından giyilen bir kıyafet olmalıdır. Velev ki örtünmenin şartlarına uygun olsa bile erkek kılığına girmek giyinme adabına uygun değildir.

Allah-u Zülcelâl erkek ve kadını ayrı ruh ve beden özellikleri ile yaratmıştır. Allah’ın kulları için koyduğu fıtrat kanunlarından birisi de erkeğin, Allah’ın onun için yarattığı erkekliğini koruması, kadının da Allah’ın onun için yarattığı kadınlığını korumasıdır.

Erkeklerin kadınlara benzemesi ve kadınların erkeklere benzemesi fıtrata aykırıdır. Bu davranış şer’an haram kılınmıştır.

Abdullah ibni Abbas radiyallahu anhuma şöyle rivayet etti:

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem erkeklerden kadınlara benzeyenlere ve kadınlardan erkeklere benzeyenlere lanet etti.” (Buhari Fethu’l-Bari 10/332)

Kılık kıyafet bakımından taklit etmek de benzemeye çalışmanın bir işaretidir. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Kadın giyinişiyle giyinen erkeğe ve erkek giyinişiyle giyinen kadına Allah lanet etsin.”(Ebu Davud 4/355)

Şer’i bir nasta bir işi yapan hakkında lanet zikrediliyorsa bu o işin haram kılındığına ve büyük günahlardan olduğuna delalet eder.

Kadınların erkeklere özenmesine lüzum yoktur. Allah-u Teala kadınlara farklı hususiyetler vermiştir, erkeklere farklı hususiyetler vermiştir. Her birine “kazandıklarına karşılık bir nasip” vaad etmiştir.

“Bir de Allah'ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nisa: 32)

Kadın olmak ve erkek olmak Allah'ın takdiri iledir. Her bir kulun, Allah-u Teala’nın takdirine uygun bir şekilde vazifesi neyse ona bakması gerekir.

Günümüzde kadınların, erkekler tarafından giyilmesi adet olmuş pantolonlar ceketler giyinmesi, erkeklerin kadın gibi saçını uzatması, dar gömlekler giymesi, altın ziynetler takınması sıkça görülür hale gelmiştir. Öyle ki sokakta yürüyen bir kişinin arkadan bakınca kadın mı erkek mi olduğu bilinemez olmuştur. Bu hal Rabbimizin gazabını cezp etmektedir.

Bilhassa kadınlar arasında erkekleşme merakı yaygınlaşmaktadır. Abdullah bin Ömer, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Üç kimse vardır ki, cennete giremez ve kıyamet günü Allah onlara rahmet bakışı ile bakmaz. Ana-babasını dinlemeyen kimse, erkeklere benzemeye çalışan kadın ve deyyus (mahremini kıskanmayan, iffetsizliğe aldırış etmeyen adam)." (Ahmed bin Hanbel)

Sonuç olarak örfen, iklim ve çevre şartları bakımından erkeğe ait olan giysilere ve erkeğin niteliği ile bağdaşan davranışlara mü'min hanım ve kızlar rağbet etmemelidir.

Seyda Muhammed Konyevi Hazretlerinin Tesettür Risalesinden hazırlanmıştır.

İslami Hayat