İslam dünyası 100 yıldır işgali ve baskınları yaşıyor. İslam ülkelerinde bunlara karşı sürekli mitingler yapılarak tepki österiliyor ancak bu mitinler derde çare olmuyor bunlarla ancak toplumsal bilinç canlı tutuluyor o kadar. Çünkü zalimler laftan değil güçten anlıyor

DERDE ÇARE LAF DEĞİL İCRAAT

İslam dünyasında İslami faaliyetler yaygın. Ancak bu cemaatler iktidar değil. İktidarlar genelde batıya bağımlı. Bundan dolayı İslam birliğine yönelik çalışma yapmıyorlar.

Ancak yapılmayan bir şey daha var oda silaha karşı silanla karşı durmak. İslam ülkeleri batıdan aldığı trilyon dolarlık silahlarla batıya karşı koyamıyorlar çünkü bu silahalrın çoğu çipli. Eski Başbakanlardan Merhum Necmeddin Erbakan Hoca "Müslümanların ortak barış gücü kurulması gerekir" yine  "Kendi milli sanayimizi kurmamız gerekir" derken şimdi ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Batı ve ABD BM'yi ABD'yi kurarak askeri ve ticari ittifaklarını kurmuş 100 yıldır İslam dünyasını bu teşkilatlarla sömürüyorlar. İslam Dünyası bu sömürüden ve işgallerden ancak ittifaklar ve bunun       sonucunda ortak bir ordu kurarak kurtulabilir. Bunu da ancak Türkiye başarabilir.

Birinci Paylaşım Savaşı’nın yenilgisiyle Osmanlı’nın Ortadoğu’dan siyasi olarak çekilmesinden en fazla Filistin etkilendi. Filistinli yazar Reşid Halidi Palestinian Identity (Filistinli Kimliği) kitabında Filistin için “Bugünden geriye dönüp bakıldığında Osmanlı’nın son dönemi tüm hatalarına rağmen Filistin’in altın çağı gibi görünüyor...” diye yazıyor.

Tarihsel bir ironi olsa gerek; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın küresel ve bölgesel eşitlik çağrıları hep “Osmanlı devri bitti” diye karşılanıyor. Bu tepkinin kendisi bile aslında geçmediğini gösteriyor.

Filistin meselesinde tarihsel başarımız veya karşı tarafın tedirginliği yeterli cephane değil maalesef. İsrail’in teröristliğine, küresel çetelerin varlığına rağmen yapılacak çok şey var. 

Filistin Davası’ında neler yapılabilir, eksiğimiz nelerdir, mevcut durumumuz nedir? Bütün bunları gazeteci yazar Taha Kılınç'la konuştuk.

FİLİSTİN'DEN ÖNCE YAPACAĞIMIZ ÇOK ŞEY VAR

Batı medyası İsrail'in BM kararlarını dinlemeksizin Siyonist yayılmasını haklılaştıran bir dil kullandı. İslam'ı İslam dışı öğelerle birleştiriyor. Filistin için diplomasimizi güçlendirecek bir medya desteğimiz var mı? Körfez krizinde El Cezire’nin kapatılması talebini bu bağlamda nasıl yorumluyorsunuz

Medyayı eğer, “silah kullanmadan kitleleri bir fikre ikna edip inandırma gücü”olarak tanımlarsak, medyaya ne kadar ihtiyacımız olduğu anlaşılır. Bunu yaparken, mantıklı ve düzeyli bir şekilde yaparsanız, kitleleri peşinizden sürüklersiniz.

Davanızın hak ya da batıl olması, fark etmez. Bugün -bütün eleştirilerimize rağmen- CNN, BBC, New York Times vb. yayın organlarının yayımladıklarına kulak kesiliyorsak, ciddi habercilik yaptıkları için. İdeolojik duruşlarını haberlerin içine ustaca yediriyorlar ve kitleler de ciddi haberlerin içinde bu duruşlara ikna oluyor.

İslâm dünyasında medya organları ya iktidarların borazanlığını yapıyor, ya da körü körüne ideolojik kavga verip partizanlığa soyunuyor. İnsanlara ‘kaliteli haber’ verip, hissettirmeden ve fark ettirmeden kitleleri kendi fikrine ikna edebilecek derecede güçlü medyamız maalesef yok. Olanlar da henüz emekleme aşamasında. 

ŞU AŞAMADAN SONRA TEK SESLİLİK İMKÂNSIZ

İşte bütün bu kargaşanın ortasında, El Cezire bir umut adası olarak ışıldıyor. Kurulduğu 1996 yılından bu yana habercilik diliyle ve kalitesiyle, El Cezire’nin yayınları ilk önce diktatörleri ardından da bölgedeki statüko yanlısı bütün kesimleri rahatsız etti.

Eksikleri elbette var, ama El Cezire’nin varlığı, Müslümanların medya alanındaki serüvenlerinin geleceği açısından gerçekten ümit verici. Oradan yetişen kaliteli gazeteciler, olayların mantıklı bir çerçevede dünyaya duyurulması adına çok kalıcı işlere imza attılar.

Mescid-i Aksa’daki son olaylarda da El Cezire büyük bir hizmeti yerine getirdi. Dünya, El Cezire’nin canlı yayınından izledi Kudüs’te yaşananları.

Tüm bunları düşününce, El Cezire’nin yok edilmesi için çalışan Arap ülkelerinin varlığı sürpriz değil. Kendi kontrollerindeki medyanın kendi istedikleri şeyleri söylemesine çalışıyorlar. Ama artık cin şişeden çıktı. Şu aşamadan sonra tek seslilik imkânsız.

İSLAM DÜNYASININ CAYDIRICI BİR GÜCÜ YOK

İsrail’in Siyonist politikaları hem İsrail içinden hem de dünyanın dört bir yanından eleştiriliyor. Filistin meselesine duyarlı çevrelerin buluşturulması, ortak bir ses vermesi mümkün mü?

İşgaller ve silah kullanılarak oluşturulan baskılar, ancak yine kuvvetle ve silahla yok edilir. Silahlı bir güç, yine aynı şekilde silahlı bir güçten korkar. İsrail’in bugün bu kadar pervasızca hareket edebilmesinin sebebi, İslâm dünyasında caydırıcı bir gücün bulunmaması.

Müslümanlar hem kendi içlerinde birbirlerine karşı savaşıyor, hem de her Müslüman ülkenin yanı başında kendisine düşman bir komşusu var. Bu denklemden, İsrail’e karşı ortak bir mücadelenin verileceği bir zeminin çıkması çok zor.

Geriye, özellikle İsrail içindeki ayrışma ve çatlakların kullanılması suretiyle oluşturulacak bir “vicdan cephesi”nin kurulması kalıyor. Sayıları henüz çok az olsa da, İsrail içinde işgal karşıtı Yahudilerin oluşturduğu gruplar var.

İşgale karşı kendi asker ve polisleriyle çatışan Yahudiler var. İsrail mahkemelerinde Filistinlileri savunan İsrailli avukat ve hukukçular var. Bunlarla temasa geçilebilir, birlikte hareket edilebilir.

Kanaatimce, bunlarla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapılıp bunların kamuoyuna duyurulması bile, Müslüman dünyanın İsrail denilen işgal organizasyonuna bakışını daha sağlıklı hale getirecek, boş sloganlardan kurtaracaktır.

Siz sık sık Kudüs'ü ziyaret ediyorsunuz. Seyyahlığı, dünyayı tanımayı ve tanıtmayı önemsiyorsunuz. Cumhurbaşkanı da “imkânı olanlar gitsin” dedi. Kafamızda bir Filistin var ama somut değil. Filistin'de sosyal yaşam nasıl şu anda?

Her yerde olduğu gibi, Filistin’de de hayat devam ediyor. İşgale rağmen insanlar evleniyor, düğün yapıyor, mutluluklarını ve mutsuzluklarını kendi içinde yaşıyor. Orada da hayatın güzel ve kötü yanları, işgale rağmen ve işgalden bağımsız şekilde devam ediyor.

Kudüs’ü ziyaretin ilk faydası şu: Oraları gözünüzle gördükten ve yaşanan hayata muttali olduktan sonra, artık manzara zihninizde netleşiyor. Hamasetten ve gerçek dışı hayallerden kurtuluyorsunuz.

Ben de imkânı olan herkesi Kudüs’ü görmesini çok önemsiyorum. O ünlü sözde ifade edildiği gibi, “seyahat, taassubu kırar”. Her yönden ve herkese karşı.

FİLİSTİN TARİHİN VE COĞRAFYANIN KALBİDİR

Ortadoğu’nun mevcut durumunu da düşündüğümüzde Filistin meselesinin geleceği için neler söyleyebilirsiniz?

Filistin, tarihin ve coğrafyanın kalbidir. Tarih boyunca, buraları elinde tutanlar dünyanın da hâkimi olmuşlardır. Bunun tersi de doğrudur: Dünyanın hâkimleri, mutlaka Filistin ve çevresini ellerinde tutmuşlardır.

Ve Filistin öyle bir coğrafyadır ki, orayı ele geçirmenizden önce ciddi bir güce kavuşmanız gerekir. Fetihler Filistin’le başlamaz hiçbir zaman, çünkü oradan önce halletmeniz gereken başka şeyler vardır Filistin’e erişmek için.

Tarih boyunca böyle olmuştur. Yine öyle olacaktır. İslâm dünyasının, “Filistin’in özgürleştirilmesi”nden önce yapacak çok işi, yürüyecek çok mesafesi var. Allah, şu halimizle bize oraları nasip etmez.

Haber10 Röportaj
Ergün Munduz / Furkan Düzenli