HİCRİ TAKVİM NASIL ORTAYA ÇIKTI?


Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicret ettiği zamanı anlatmak üzere kullanılır.Hicri takvim Ay Takvimi olan 354 gün üzerinden hesaplanır.Günümüzde kullanılan ve Hz. İsa’nın doğumunu simgelediği için Miladi takvim 365 günden oluşur.Her iki takvim arasında 10 günlük bir fark vardır.Hicri takvim bu özelliği sayesinde 36 yılda bir aynı güne dek gelir.

Hicri Takvim Hz.Ömer’in halifeliği döneminde Hicretten 17 yıl sonra Hz. Ali’nin ra teklifiyle kabul edilmiştir.Hicretin gerçekleştiği yıl 1 kabul edilerek Hicri takvimin başlangıcı sayılmıştır.Hicret M.S. 662 yılına rastlar.

 



HİCRİ TAKVİM NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?


Hicri Takvimi Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Medine’de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler.
Mesela; Fil olayı, ficar savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi.

Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arzediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı. Yemen Valisi Ya’la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)’a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet Basra Valisi Ebu Musa el-Eşari’ye getirilir. Söz konusu senette geçen şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve sened ihtilafa sebeb oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı.
Sahabiler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerinibenimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince
Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (s.a.s), Rebiülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kameri yıl Muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicri takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tesbit edildi.

Miladi ve Rumi takvimler gibi on iki ay esasına dayanan Hicri yıl muharrem ayı ile başlar ve Zilhicce ile sona erer. Günümüzde kullanılan miladi takvim ise Hz.İsa’nın doğumunu esas aldığı belirtiliyor.Fakat bazı kaynaklarda Hz.İsa Milattan 1,5 asır önce doğduğu hatta bazı incillerin milattan önce yazıldığı şeklinde bir çok belge bulunuyor.En ünlü incil ise Barnabas İncili olup üzerine araştırma yapan ve ilgilenen herkes kısa zamanda öldürülüyor oluşu sizce de garip değil mi?Bu konu ve diğer detaylar için Biz Noel Kutlamıyoruz isimli makalemize okumanızı öneririm. Makelemize öyle yorumlar yapanlar oldu ki gözlerinize inanamayacaksınız!

 

Hicri Takvimde Yeni Dönem

HİCRİ TAKVİMDE YENİ DÖNEM BAŞLADI


Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından İstanbul’da toplanan, İslam ülkeleri ve bütün Dünya müslümanları için büyük önem arz eden Uluslararası Hicri Takvim Birliği Kongresi’nden tek takvim uygulansın kararı çıktı. Aralarında Türkiye, Suudi Arabistan, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri, ABD, Katar, Fas, Mısır ve Ürdün’ün de bulunduğu 50’ye yakın ülkeden ilim adamları, astronomlar ve karar merciinde bulunan yetkililerin katıldığı kongrede, üç gün boyunca takvim birliği konusu alanında uzman kişiler tarafından enine boyuna tartışıldı.

 

hicri aylar ile ilgili görsel sonucu

Hicri takvim, Muhammed (sav) Mekke den Medine’ye hicretini başlangıç olarak kabul eden ve bir yılı 354 ya da 355 gün olan on iki kameri aydan oluşan bir takvimdir. Hicri Takvim ayın dünya çevresinde dolaştığını esas alan bir takvim sistemidir.

Hicri takvim, Hz. Ömer’in ra halifelik döneminde Hicretten tam on yedi yıl sonra Miladi 639’da toplanan bir meclis tarafından Hz. Ali’nin ra önerisiyle Hicretin gerçekleştiği yıl birinci yıl olarak kabul edilerek oluşturulmuştur. Yani aslına bakarsanız hicretin miladi takvimle bir alakası yoktur. Hz. Muhammed Hicreti gerçekleştiği dönemde henüz miladi takvim oluşmamıştı. O dönemlerde yıl kavramı oluşmamıştı. O dönemlerde yıllar gerçekleşen büyük olaylara göre değerlendirilmekteydi. Yani mesela eğer o yıl büyük bir yağmur yağmış ve sel gelmişse o yılı anlatmak için sel yılı veya sel yılından önce gibi terimler kullanılmaktaydı.

İslam öncesinde Arap toplumunda iç savaşlar çok fazlaydı. Bu nedenle insanların savaşını engel olmak için haram aylar kabul edilmekteydi. Bu aylar Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep aylarıdır. İslamiyet öncesinden gelen bu adlar İslamiyet sonrasında da aynı adlarla kabul etmişlerdir. Bu aylardan muharrem, zilkade, zilhicce peş peşe devam eden aylardır. Sadece recep farklı bir aydır. Eğer ki savaşın haram kabul edildiği bu aylarda savaş çıkarsa bu savaşlara "Ficâr savaşları “denmektedir.

Haram aylarda savaş yapılmadığı için panayırlar kurulur ve tüccarlar gelip mallarını satar ve bu dönem şiir yarışmaları yapılmaktaydı.

Hicri takvimden önce ayları sabitlemek için üç yılda bir ay eklenerek ay yerleri sabitlenirdi. Bu nedenle aylar şimdiki gibi dolanmaz aylar arasında en fazla bir aylık bir oynama olurdu. Bu duruma nesi denirdi. Kuran nesi uygulamasını hile olarak kabul etmiştir. Hicri takvime geçişin bir diğer nedeni de budur. Çünkü ay değişimi olmaması yüzünden bazı insanlar sürekli uzun dönemde bazı insanlar ise kısa dönemde ibadetlerini gerçekleştirmektedirler. Bu nedenle insanlar arasında haksızlık olduğuna inanılmaktaydı. Hicri takvimde her yıl on bir gün önce gelerek ayın her mevsime gelmesi sağlanmıştır.

Hicri takvimde de tıpkı miladi takvimde olduğu gibi on iki ay bulunmaktır. Ayın takvimine göre ayarlandığından güneş takvimine göre ayarlanmış olan miladi takvimden on gün daha kısadır. Bu nedenle hicri takvimde aylar farklı mevsimlere denk gelmektedir.

Hicri takvim, Hicri Şemsi takvim ve Hicri Kameri takvim olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Hicri şemsi takvim dünyanın güneş etrafında dolanımını esas alan takvimdir. Osmanlıda bu takvim Rumi takvim olarak adlandırılmıştır. Hicri kameri takvim ise Ayın dünya etrafında dolanımını kabul eder. Yani asıl hicri takvim olarak bu takvim kast edilmektedir.

 

Hicrî takvimin ilk ayı olan ve Peygamber Efendimiz'in "Allah'ın ayı Muharrem" şeklinde tabir ettiği Muharrem ayı yarın başlıyor. Muharrem ayının ilk günü olan yarın, Hicrî yılbaşı olarak kabul ediliyor.

"Bu mubârek gecelerden başka, Receb ayının her gecesi, Fıtr Bayramı'nın diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on geceleri, Muharremin ilk on geceleri, her Cum’a ve Pazartesi gecesi de mubârek gecelerdir." hadisi, Muharrem ayına ilişkin önemli bir dini referans olarak kabul ediliyor.

İslam tarihine göre; Muharrem ayının ilk günü Hz. Ömer'in ra halifeliği döneminde Hz. Ali'nin ra teklifiyle Hicrî yılbaşı olarak kabul edilmiş.

Aşure günü ise Muharrem ayının 10. gününe tekabul ediyor. İslam dininde Aşure gününün de özel bir önemi bulunuyor. Hadis kitaplarına göre; bu güne "Aşure" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününde Cenâb-ı Hakk'ın on peygamberine on değişik ihsanda bulunmasıyla ilgili. Bu 10 ihsan;

 

 

 

  1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
  2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
  3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
  4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
  5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
  6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
  7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
  8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
  9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
  10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

 

AŞÜRE GÜNÜ NE ZAMAN ? 

Aşûre günü oruç tutmanın faziletine ilişkin sahih hadisler bulunmasına karşılık, o günde hububat karşımı aş (aşûre) pişirmek, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih habere rastlanmamaktadır. Bununla birlikte, Müslüman Türklerin dînî halk geleneğinde önemli bir yer tutan aşûre, aynı zamanda Muharremin onuncu günü (20 Eylül Perşembe günü) başlamak üzere, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılan tatlıya isim olmuş ve sosyal dayanışmaya önemli katkılarda bulunmuştur. Çok eskiden beri devam eden aşûre aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, “aşûre testisi” adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır. 

 

 

AŞURE NASIL YAPILIR?

Pirinç ve dövme ayıklanıp yıkanır.

Tencereye konup, üzerini üç-dört parmak aşacak kadar su ilave edilir.

Tencerenin kapağını kapatmadan ateşe koyulur ve karıştırılır. Beş dakika pişirilip ateşten indirilir. Üzeri kapatılıp bir gece bekletilir.

Nohut ve fasulyeler de yumuşayıncaya dek haşlanır.

Bekleyip kabarmış olan pirinç ve dövme biraz sıcak su ilavesi ile ateşe koyulup kapaksız olarak kaynatılır. Dibinin tutmamasına özen gösterilir.

Sürekli bir kaşıkla karıştırılır. Bir süre sonra altını biraz kısıp, kabukları soyulmuş nohut ve fasulye ilave edilir. Ağır ateşte pişirmeye devam ederken 1kg şeker ilave edilir.

Ateşten almaya yakın limonlar rendelenip aşureye katılır ve bir iki taşım daha kaynatılır. Soğumadan kâselere koyulur.

Fındık ve fıstık biraz kavrulup kuş üzümü ile birlikte servis yapılırken üzerine serpilir.

 

20 Eylül Perşembe

Aşure Günü 2018 (Türkiye)

Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurdu ki:

Allah Teâlâ, Tevbe sûresi, otuz altıncı âyetinde, “Allah Teâlâ gökleri ve yeri yaratılandan beri Levh-i Mahfuz yahut hükmü katında ayların sayısı on iki olup, dördü haram aylardır” buyuruyor. Muharrem ayı da haram aylardandır. Allah Teâlâ’nın, Kendisine ibâdet, itaat ve taat edene büyük sevaplar vereceği Aşûra günü Muharrem ayındadır.
 
Ebû Nasr’ın isnadı ile babasından, onun da Mücâhid’den, onun da İbn-i Abbâs’dan naklen verdiği haberinde Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Muharrem ayında bir gün oruç tutana bu gününe karşılık otuz gün oruç sevabı yazılır.”
 
Meymûn bin Mihrân’ın İbn-i Abbâs’dan (r.a.) bildirdiği hadis-i şerifte, “Aşûra günü oruç tutana, on bin melek sevabı verilir. Muharrem’in Aşûra gününü oruç tutana on bin şehid, on bin hac ve umre sevabı verilir. Muharrem’in onuncu günü olan Aşûra gününde bir yetimin başını okşayana Allah Teâlâ o yetimin başındaki kıllar kadar Cennette derece verir. Aşûra gecesi bir mü’mine iftar verene, Allah Teâlâ katında bütün ümmet-i Muhammed’e iftar vermiş ve karınlarını doyurmuş gibi sevap yazılır” buyuruldu.

MUHARREM AYI İBADETLERİ

* Muharrem ayı ve Aşûre günü oruç tutmak sünnettir.

* Sıla-i rahim yapmalı. Yani salih akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı.

 

* Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

 

* Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

 

* Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyhekî)

 

* Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir’a) [Bu sevaplar, itikadı düzgün olan, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmaz.]

 

* İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap, okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir’a)

 

* Muharrem ayının ilk gecesi şu şekilde niyet ederek bir Tesbih Namazı
kılınır:
“Yâ Rabbî, bu yeni senede beni mağfiret-! ilâhîne, rızâ-i ilâhîne ve hidâyet-i ilâhîne mazhar eyle. Yeni açılan amel defterimi rızâ-i ilâhîne muvâfık amel ile doldurmayı bana nasip eyle. Beni gadab-ı ilâhîne dûçâr edecek amellerden
muhâfaza buyur.”

 

Tesbih namazında şunlar okunur: