İslâm alimleri arzu ve yönelmeyi kamçılayan iç sesleri iki kısımda incelerler. Bir kısmı, kötülüğe, şerre davet ederken, diğer bir kısmı iyiliğe, hayra davet eder. Bu seslerin, vicdan ve sağduyu diye de adlandırılan hayra davet edici türüne “ilham”, şerre davet eden türüne “vesvese” denir. İlham melek tarafından, vesvese ise şeytan tarafından telkin edilir.
her müslümanın imtihanı vesvese ve kurtulma yolları ile ilgili görsel sonucu
Büyük Hadis Alimimiz Tirmizî Hazretleri’nin rivayetine göre Hz. Peygamber (sas) Efendimiz buyurmuştur ki:

“Şeytan da melek de insanoğluna sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan uzaklaştırmaktır. Meleğin işi, hayra çağırmak ve hakkı doğrulamaktır.

Kim içinde hakka, hayra, iyiliğe çağıran bir ses duyarsa, bilsin ki bu Allah’tandır ve hemen Allah Tealâ’ya hamd etsin. Kim de içinde şer ve inkâra çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah’a sığınsın.”
Efendimiz s.a.v. böyle buyurduktan sonra şu ayet-i kerimeyi okumuştur: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur. Size kötülüğü emreder.” (Bakara, 268)

 

Sözlükte fısıldama, kötü telkinde bulunma, karışık sözler söyleme, kuşkulanma manalarına gelen vesvese şeytanın veya nefsin insana kötü ve zararlı telkinde bulunması, şeytandan yahut nefisten gelen ve insanı dine aykırı aşırı davranışlara yönelten telkindir. 

İbadet ve itikad gibi kulun Allah (cc) ile olan ilişkisine halel getirmek için şeytan tarafından kullara aktarılan vesvese geçmişten günümüz birçok Müslümanın müptela olduğu ve yenik düştüğü musibetlerden biridir. Öyle ki bu büyük musibete yenik düşen kimi Müslümanlar zamanla kâinatın yaratıcısıyla ilgili şüphelere girmiş, ona olan kulluk görevini ifa etmede kusurlu davranmıştır.

İki türlü vesvese vardır; biri ibadî diğer ise itikadîr. İtikadî olan, kişinin Allah (cc) veya sıfatlarından biriyle ilgili şüpheye düşmesidir. İbadî olan vesvese ise ibadetlerle ilgili bir hususun yerine getirilip getirilmediği veya gerektiği gibi yapılıp yapılmadığı hususunda yahut diğer sorumlulukları yerine getirmede aşırı derecede şüpheye kapılarak aynı uygulamayı defalarca tekrarlamadır. Akaidle ilgili olan vesvese direk imana taalluk ettiği için daha tehlikelidir… Vesvese her Müslümanın başına gelebilecek bir musibettir. Sadece imanı zayıf olanlar değil salih ve âbid kullarda da bulunabilir. Fakat itikatla ilgili olan vesvese çoğunlukla imanı zayıf olan kişilerde bulunurken ibadetlerle ilgili olan vesveseler ise genelde âbid ve salih kullarda bulunur.

Vesveseden sakınmak vaciptir. Özellikle kişiyi küfre götürme ihtimali bulunan itikadî vesveseyle ilgili her türlü önlemi almak Müslümanın başlıca sorumluluklarından olmalıdır. Şeytanın ve nefsin vesveselerinden korunmak için şunlara dikkat edilmesi gerekir;

1- Her şeyden önce kişi, vesvesenin hiçbir şekilde hayır getirmeyeceğine ve şerrin kapısı olduğuna kanaat getirmelidir. Bununla ilgili de vesveseli olan kişilerin içine düştüğü durum göz önüne getirilmeli ve bundan ibret alınmalıdır. Özellikle ibadetlerinde vesvese taşıyan salih ve âbid kullar, hassasiyet gösterdikleri abdest, namaz, hac ve diğer ibadetlerin vesvese musibetiyle geçersiz sayılabileceğini ve zamanla ibadetleri terk etme tehlikesinin bulunabileceğini idrak etmelidir.

2- Vesvese musibetinin en kuvvetli ilacı daima Allah'a sığınmaktır. Allah (cc) şöyle buyuruyor: Şüphe yok ki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah'ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar. (A'raf 201) Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) dua ederken şeytanın vesveselerinden Allah'a sığınırdı. Özellikle imanî konularda kalbinde herhangi bir vesvese hisseden kimse “euzu billahi mineşşeytanir racim” demelidir. Aynı şekilde Fatiha, Ayetul Kursî ve muavvizeteyn sureleri olan Felak ve Nass'ın okunması da kişiyi şeytanın ve nefsin vesveselerinden koruyan ayetlerdendir.

3- Kalp daima hayırlı ve mubah şeylerle meşgul olmalıdır. Vesvese hastalığı bulunanların en büyük düşmanı tek kalmaları ve farklı şeylerle meşgul olmamalarıdır. Aynı durum diğer kişiler için de geçerlidir. Zira kalp helal ve mubah fiillerle meşgul olmazsa şeytan kendisine haramları telakki eder. İmtihan gereği kalp iyi ve kötüyü almaya uyumlu bir şekilde yaratılmıştır. Eğer iyiliklerle meşgul olunmazsa kötülükler ve vesveseler insanı çepeçevre kuşatır.

4- Şeytanın ve nefsin en azılı düşman olduğuna ve buna karşı alınması gereken tüm tedbirleri almak gerekir. Allah (cc) şöyle buyuruyor: Hakîkaten şeytan (öteden beri) size düşmandır. Siz de onu düşman edinin! Çünkü o, avanesini cehennemlik olmaya çağırır. (Fâtır 6) Bir başka ayette Allah (cc) 'Şeytana itâat etmeyin. O size açık bir düşmandır' diye size öğüt vermedim mi ey Ademoğulları? (Yasin 60) diye kullarına şeytanın hilelerine karşı dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor.

5- Şeytan hileleriyle insanları yoldan çıkarmaya çalışır. Haramlarla yoldan uzaklaştıramayacağı kişileri bazen ibadetler hususunda kendisine vesvese vererek kandırabilir. Bu bakımdan kişi vesvesenin şeytanın bir hilesi olduğunu açık bir şekilde anlamalıdır.

vesvese ve kurtulma yolları ile ilgili görsel sonucu

Vesveseden korunmak için uyanık olmak gerekir. 

Kalbe gelen düşünceleri dinî ölçülerle karşılaştırıp ona göre hareket etmek doğru ve kolay bir yoldur. Yoksa, kalbe gelen şeyleri hemen kabullenip dinî hükmünü öğrenmeden hareket etmek yanlıştır.

Bu arada kalbe gelen vesvesenin üzerinde durmak, onu gözde büyütmek de anlamsızdır. Vesveseden korunmanın en etkili yolu ise Allah Tealâ’yı anmak, zikretmektir. Şeytanın giriş yolu kalp olduğuna göre, kalbin güçlenerek heva ve hevesi üzerinden atması şeytanın yolunu kapatacaktır. Zaten tasavvuftaki eğitimin gayelerinden biri de işte bu şekilde kalbi şeytanın cirit attığı bir meydan olmaktan çıkarıp Allah Tealâ’ya ait kılmaktır.

Allah anıldığı zaman şeytan susar. O nedenle kul, Kerim olan Rabbini her fırsatta anmalı, şeytanın vesvesesini savması için O’na sığınmalıdır. A’raf suresi 200. ayette şöyle buyurulur: “Eğer şeytandan bir fit (bir vesvese) gelip seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.”
“De ki: Rabbim, şeytanların kışkırtmasından sana sığınırım. Rabbim, onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Mü’minûn, 97-98)