Firavun’un, Hz. Musa’yı (as) yakalamak için Kızıldeniz’de boğulmak üzereyken, “Ben Musa’nın Rabbine inandım” diyeceği esnada Cebrail (A.S.) gelerek onun ağzına çamur doldurmuş ve iş işten geçtikten sonra imanın bir anlamı olmadığını göstermiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah (C.C.) şöyle buyuruyor: “Biz sabah akşam Firavun’u ateşe atarız.” Bu ayet de kabir azabına başka bir delildir. Bu ayet bize Firavun’un şuanda kabir azabı çektiğini gösteriyor.

Peki, cennet ve cehennem şuanda yok mudur da kabir azabı vardır. Elbette şuanda cennet ve cehennem vardır. Peygamber Efendimiz de miraca çıktığı zaman cenneti ve cehennemi görmüştür. Ancak şuanda kimse cehennemde ya da cennette değildir. Bu nedenle kişi öldükten sonra ruhu çıkartılır ve kabre konulur. Münker ve Nekir adlı iki melek gelerek ona, “Rabbin kim, peygamberin kim, kitabın ne” gibi sorular sorar ve daha sonra ona ahirette mekânının neresi olacağı gösterilir. Cennet ise cennet, cehennem ise cehennem gösterilir. Cennete gidecek olanın kabri genişler ve rahat içerisinde olur, cehenneme gidecek olan ise azap çeker. Peygamber Efendimizden nakledilen bir hadise ise şöyledir: Peygamber Efendimiz bir kişinin cenazesinin gömüleceği esnasında Allah’a, “Yarabbi adamın feryadını duyurma” şeklinde dua ettiğini sahabelere bildirdi. Sahabeler, “Niye böyle dua ettiniz ya Resulûllah” diye sorunca Peygamber Efendimiz, “Yoksa onu gömmezdiniz” diyerek onu azap içerisinde bırakamayacaklarını anlatmaya çalışıyor.

Kabir azabı sadece ruh ile olmaz, hem ruh hem de beden ile olur. Bunu, Peygamber Efendimizin, “Kabir kaburga kemiklerini sıkar” hadisinden anlıyoruz.

DECCAL’İN FİTNESİNDEN ALLAH’A SIĞININ

İmtihanların en zoru ve fitnelerin en muazzamı Deccal fitnesidir. Tüm peygamberler gönderildikleri toplumu Deccal’in fitnesinden Allah’a sığınmaları için uyarmıştır. Deccal “karıştıran” demektir. İnsanları kandıracaktır. Yanlışı doğru, doğruyu yanlış gösterecektir. Adam öldürüp diriltecektir. İnsanlar ona hayran olacaktır. Alnındaki “kâfir” yazısını göremeyecekler. İşte bu yüzden Deccal’den Allah’a sığınmak gerekir.
Ehlisünnet itikadına göre, Mehdi (A.S.) gelecek Deccal ile savaşacak, yalnız onu öldüremeyecek, Hz. İsa (A.S.) gelip onu öldürecek. Sonra yecüc ile mecüc gelecek çok kalabalık olduğu için onlara karşı galip olamayacak. Tur Dağı’na çıkacak ve dua ettikten sonra yecüc ve mecüc yok olacak. 40 yıl boyunca dünyada kâfir kalmayacak ve mutlu bir hayat olacak. Hz. İsa (A.S.) evlenecek, çocukları olacak. Sonra her insan gibi o da ölecektir.

HER DURUMDA ALLAH’I ANIP ONA SIĞINMAMIZ GEREKİR

Bir Müslüman bir işin başında “Bismillahirrahmanirrahim”, işin sonunda da “Elhamdülillah” der. Ancak şimdilerde görüyorum ki bir kişinin işi rast gittiğinde, istediği olduğunda naralar atmaya başlıyor, “Oley, kazandım” gibi. Hâlbuki sen Müslümansın, “Çok şükür, Elhamdülillah” demen gerekmez mi? Her durumda Allah’ı anıp ona sığınmamız gerekir.

Can vermek kolay değildir. O yüzden her zaman, “Allah’ım bize sekeratı kolaylaştır ve kabir azabı verme” diye dua etmemiz lazımdır. Sekerat çok dehşetlidir. Sekerat esnasında yanında birisi sürekli Kur’an-ı Kerim okuması, birisinin de hafifçe duyacağı şekilde “La ilahe illallah” demesi gerekir. Ancak, “Sen de söyle” dememiz gerekir. Yoksa “Şimdi sırası mı? Can veriyoruz burada” derse o zaman iş kötü olur. İşte ölmeden önce, “La ilahe illallah” diyerek can verebilmemiz için dilimizi daha önceden alıştırmamız gerekir. Sevinçliyken, hüzünlüyken ve hatta üzgünken sürekli, “La ilahe illallah” dememiz gerekiyor ki ölmeden önce de söyleyip ebediyen cennette olmaya hak kazanalım.