Bu günlerde restorasyonu sona eren, 5yıldır tamiratta olan, bu günlerde ziyarete açılan Erzurum Çifte Minareli Medrese'nin minareleri hakkında önemli bir ayrıntı hikaye olarak günümüze kadar gelmiştir.

Erzurum’un Çifte Minareleri'ne şöyle geriden bir bakacak olsanız, ikisinin birbirine benzemediğini, ayrı biçimlerde olduğunu ve işlendiğini görürsünüz.

Çifte Minareleri, usta ile çırağı yapmaya başlamışlar. Usta bir minareye başlamış, çırağı ötekine. Günler geçtikçe minareler de yükselirmiş. Ne var ki, çırağın yaptığı minare, ustanın yaptığından daha güzel, daha göz alıcı olmuş. Usta bunun farkına varmış ama, ağzını açıp tek kelime söylemeyi de gururuna yedirememiş. Çırak ise, ustasını geçtiğine inanmış. O da anlayamadığı bir gurura, bir büyüklüğe kapılmış.

Sıcak bir yaz günü. Usta- çırak, harıl harıl minarelerini örüyorlarmış. Bir ara çırak dayanamamış, alnındaki terleri silerek, öteki minarede çalışan ustasına seslenmiş:

- Usta, bana bir su getir!

Bunu duyan ustanın elinden malası düşüvermiş. Gururu incinmiş, gönül kâsesi çatlamış, gözleri bulanmış:

Usta idim oldum çırak,
At kendini aşağı bırak!
Diyerek, kendisini aşağı bırakıvermiş.

Bu durumu gören çırak, işlediği kusuru o zaman anlamış, üzülmüş. Elinden malasını atmış:

Çırak iken oldum üstad,
Ne durursun kendini at!
Diyerek, o da kendini aşağı bırakıvermiş.

Her ikisi de oracıkta can vermişler.

Gel gör ki, minareler yarım kalmış. O günden bugüne tamamlanmamıştır.