“Bizim her şeyimiz Allah için ve onun maksadının ve amacının gerçekleşmesine yönelik olmalıdır. Dolayısıyla geriye kalan Devlet, cemaat, mezhep, meşrep, tarikat vs. hepsi ARAÇTIR...

İslam'ın temel akidesi olan "tevhid"in yerini "tefrika" almıştır. Bu faklı kimlik, zamanla karşıt bir mensubiyet şuuruna, hatta neredeyse "örgütlenmiş asabiyete" dönüştürülmüştür. Bu gün en büyük yanlış budur. Müslümanalr cemaatleşeilirler bunun birçok faydaları vardır. Ancak bu yapı ayrışmaya,ötekileştirmeye,içine kapanıp dışarıyla irtibatı kesmeye dönüşmemesi gerekir.

Yaşadığımız bu süreçte, hiç şüphesiz en fazla zararı, genelde algı düzeyinde oluşan İslam, özelde de İslami Cemaatler gördü. Her ne kadar Darbe girişimi, toplumdan her kesimi bir araya getirse de, aynı toplumun bazı kesimlerini yine çatışmaya sevk etmiştir. Ki bu kesimler, Ehli Sünnet ve diğerleri gibi ayrıştırmalara da gitmektedir.

Paralel yapı nezdinde yaşadığımız bu olumsuz sürece rağmen, halen cemaatlerin devlet içerisinde etkin olma arzusunda oldukları gözlemlenmektedir. Bu yönde her kesim birbirini suçlamaktadır. Sizce, özelde Müslümanlar, genelde tüm cemaatler, kirletilen CEMAAT kavramına iade-i itibarını gerçekleştirebilecekler midir? Bunun yolu nedir? İDEAL CEMAAT nasıl olmalıdır? Öncelikle şunu netleştirmemiz lazım: CEMAAT=DİN; DEĞİLDİR... Bu çok önemli... Buradan şu ayeti hatırlatarak devam edebiliriz:  De ki: "Muhakkak ki salâtım (yönelişim - namazım),  nüsukum (Allâh`a yaklaştırıcı işlevi olan çalışmalarım), hayatım ve ölümümle yaşayacaklarım; Rabb-ül âlemîn olan Allâh içindir (Allâh Esmâ`sına ait özelliklerin açığa çıkması içindir)." En'am Suresi Yani bizim her şeyimiz Allah için ve onun maksadının ve amacının gerçekleşmesine yönelik olmalıdır. Dolayısıyla geriye kalan Devlet, cemaat, mezhep, meşrep, tarikat vs. hepsi ARAÇTIR... Bütün bunlar araç olmalıdır ve GAYE ile VASITA asla yer değiştirmemelidir. En büyük cemaat İslam cemaatidir.

Zannedersem bizim insanlarımız bu meseleyi birbirine karıştırıyor ve bütün çatışma da buradan zuhur ediyor. Bunun haricinde ikinci bir şey daha vardır ki; cemaat gibi yapılar geçmişte de vardı, şimdi de varlar ve gelecekte de olacaklar; bu kaçınılmaz bir durumdur. Lakin bu cemaatler birbirleriyle HAYIRLARDA YARIŞMALIDIRLAR... Allah Kur'an'da da bunu emrediyor zaten bizlere.  Birileri ötekine, en doğru benim ki diye din dayatmaya kalkmasın ve en doğru olarak kendilerini addetmesinler ki bu durum konuşmayı ve anlaşmayı ortadan kaldırır, akabinde ise kavgayı meydana getirir. Bunu direkt bu şekil söylemeseler bile, yaptıkları icraatlar bize onu gösteriyor. Yani 'en doğru benim görüşüm' demeseler bile, en doğru biziz rahatlığı ve eminliği ile yaşıyorlar ve öyle hareket ediyorlar. Sadece yaşamakla da kalmıyorlar bir de etraftakilerle çatışıyorlar. O sebeple ne dediklerinden daha çok ne yaptıkları önemlidir ki, acı olan ise yaptıklarının asabiyete yönelik olmasıdır. 

Bir kere şunu kabul edelim, hiçbir cemaat ya da gurup hiçbir zaman dini tam anlamıyla yerine getiremez ve uygulayamaz; mutlaka eksik yanları kalır. İşte o eksik yanları da diğer guruplar tamamlar ve tamamlaması da gerekir. Dolayısıyla bu güzel davranıştan öyle bir sinerji oluşabilmeli ki, sonucunda da buradan bir RAHMET doğabilsin.  Belki Hz. Peygamberin o meşhur "ÜMMETİMİN İHTİLAFINDA RAHMET VARDIR ya da daha doğru okuma ile ÜMMETİMİN İHTİLAFINDAN RAHMET ZUHUR EDEBİLİR" sözü buna işaret ediyor olabilir. Bir konunun anlaşılamayan ve eksik kalan yönleri için bu cemaatlerin bir araya gelip, ellerinden geldiğince müspet yönde çabalayarak çözüm bulmaya yeltenirlerse, o takdirde işte ancak Rabbimiz o birlikteliğe RAHMETİNİ bahşedecektir. Yani anlaşmazlıklar konusunda çatışma yerine çözüm maksatlı bir araya gelen ümmetin ihtilafları, Allah'ın bahşedeceği RAHMETİ sayesinde neticeye ulaşabilecektir.  

Bütün bunların öncesinde şunu da belirtmek isterim ki; her şeyden önce bu gurupların, ekiplerin ya da cemaatlerin birbirleriyle din konularını tartışmaktan ziyade, doğal insani ilişkiler eşliğinde dostluklar oluşturmaları gerekmektedir. Ben zaman zaman öneriyorum, bu gurupların bira araya gelerek piknikler yapmaları gerektiği konusunu. Lakin buralarda bir araya gelen guruplar ciddi hiçbir şey konuşmamalılar. Din konularından ihtilafa düştükleri meseleleri hiç açmamalılar. Sadece muhabbet etmeliler ve günlük sıradan insanlar gibi iletişime geçmeliler. Birbirleriyle şakalaşmalılar ve sıradan insani özelliklerini ön plana çıkarmalılar.  Bunu özelliklede o gurupların hocaları, hoca efendileri, şeyhleri, imamları yapsın ki, bir tabu yıkılmış olsun. Tıpkı Kâbe'deki gibi apoletsiz, unvansız sıradan bir insan olarak toplumun içine karışsınlar; kendilerini kasmaktan vazgeçsinler. Emin olsunlar çok rahatlayacaklardır. Sıradan bir insanın yaşamış olduğu rahatlığa kavuşacaklardır. Bu sayede bütün streslerini de atacaklardır. Etrafındaki insanlarla şakalaşsınlar, espri yapsınlar, ama en önemlisi de alınmasınlar. Bu o kadar önemlidir ki, tanışıp dost ve arkadaş olan, birbirlerine ölçülü espri yapıp alınmayan insanlar, daha sonra en zor şeyleri dahi konuşabilecek düzeye gelebilecekleri gibi bundan sonra tartılaşacak hiçbir konudan dolayı da rahatsızlık duymayacaklardır.

Ben bizzat kendi tecrübemden biliyorum.  Arkadaş olunmadan, ahbap olunmadan, dostluk kurulmadan hiçbir ihtilafa çözüm bulamayız. Eğer bunu gerçekleştirebilirsek, yanlışımızı bile anlayışla karşılar, konuştuğumuz zaman alınganlık göstermeyiz.  Eğer bütün bunları yapmazsak, yani olduğumuzdan farklı gözükmeye çalışırsak o zaman birbirimize politika yapmış oluruz. Birbirimize çelme takmaya yelteniriz. Neden? Çünkü, kırk takla attığımız ve kendimizi kastığımız gibi, bunu zaafla malul insani yönlerimizin ön plana çıkmaması için yaparız. Hâlbuki insan zaafla maluldür. İnsan eksiklikleriyle insandır. Aksi durumda melek olurdu zaten. Allah bizden insan olmamızı istiyor; melek değil. Bizim şeyhlerimiz ve hoca efendilerimiz ise tam tersi çaba içerisinde maalesef ve bütün çatışma da bundan kaynaklanıyor.  Tabii maalesef bu öncü insanları bu hale getirenlerde, onların peşinden körü körüne giden taraftarlarıdır. Onların gösterdikleri aşırı rağbet, saygı ve ilgi, ister istemez önderlerini de o ruh haline sokuyor. O şeyh veya hoca efendi de bir zaman sonra rol yapmaya başlıyor ve bu rol zamanla karakteri haline geliyor. Cemaatini bir arada tutmak için büyük adam rolü oynuyor. Çevresindeki insanlar da bu durumu normalmiş gibi algılıyor ve böylece yaşayıp gidiyorlar; ta ki hakikati anlayana dek.

Dolayısıyla vebalin büyüğü bu önderlerin takipçilerindedir. Bu hem önderlerin hem de takipçilerinin kendilerine yaptıkları en büyük kötülüktür.  Bu durum bize Kur'an'da da açık açık anlatılmaktadır. "Yine derler ki: "Ey Rabbimiz!  Biz beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler." AHZÂB Suresi **** "Hepsi Allah için, her yönleriyle, topluca ortadadırlar!  Zayıflar, büyüklük taslayanlara: "Gerçekten biz, size tâbi olanlar idik...  (Şimdi) Allah`ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?"...  (Büyüklenenler) dediler ki: "Eğer Allah bize hidâyet etseydi, elbette biz de size hidâyet ederdik...  (Şimdi) sızlanıp feryat etsek de yahut sabretsek de bize eşittir...   (Zira) bizim kaçış yerimiz yoktur." İBRAHİM Suresi **** Aslında farkında değiller ama içerisinde bulundukları ruh hali, o önderler açısından da bir zaaf göstergesidir. Yani bu durum aynı zamandan kendi içerisinde bir paradoks barındırıyor. Takipçileri tarafından aşırı iltifat, ilgi ve alaka gören şeyh, hoca efendi veya mürşidin, yaşamış olduğu halet-i ruhiye de, bir insani zaaf göstergesidir aynı zamanda. Meseleyi tersinden okuduğumuzda bunun böyle olduğu görülecektir.  Bu cemaatlerin içerisinde en Tevhidi olarak addettiğimiz guruplar da dahi bu olumsuzluklar yaşanmaktadır. Her ne kadar kendileri öyle olmadığını söyleseler de, bu bir kendini kandırmaktan ibarettir.  Hoca efendisi, Şeyh'i ve ulaşılamaz liderleri bulunan her yapı bu tür olumsuzluklarla her daim karşı karşıyadır.  Yukarıda sûimisal olarak verdiğimiz yaşam biçimlerinin birçoğu, Hz. Peygamberin döneminde yaşanmış değildir. Hz. Peygamberin hayatına hakiki manada vâkıf olanlar, onun ne kadar doğal yaşam süren bir insan olduğunu göreceklerdir. Tabii ki o bir Peygamberdi ve bunun sonucu olarak özel bir ilgi ve alaka görmekteydi. Bu çok doğal ve tabiidir. Lakin bu durum hiçbir zaman aşırılıklara kapı açmamıştır ki, Kur'an'da anlatılan tüm Peygamberler kıssalarına dikkat çekerek bizzat Hz. Muhammed engel olmuştur.

Bunun sayısız örneklerini Siyer-i Nebi'de de bulabilirsiniz. Bugün İslam Dünyasında çok büyük facialar yaşanıyor. Peki, bu Âlim, Şeyh, Hocaefendi denilen insanlar protokol dışında kaç defa bir araya gelip bu sorunların çözümü konusunda çabaladılar?  Resmi bir araya gelmeleri kastedemiyorum; orada bir bildirge yayınlıyorlar ve bitiyor; daha ötesi yok.  Atlattığımız bu son darbe girişiminden sonra bir süreç yaşıyoruz. Buna mukabil hangi Âlim, Şeyh, Hocaefendi, bütün rezervlerinden sıyrılarak bir araya gelecek ve bu işe kafa patlatacak? Bu cemaatler, aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak, özelde Müslüman coğrafyanın, genelde tüm insanlığın özgün sorunlarına çözümler üretebilecekler midir? Mümkün müdür bu? Hayır! Ne mümkün!

Malumunuz daha şimdiden en akıllısından en delisine kadar birbirlerini yemeye başladılar. Şu unutulmamalıdır ki, bu her kim olursa olsun, hangi cemaat, hizip ya da vakıf hiç fark etmez, bu aralarındaki DİDİŞME devam ettiği sürece, bu çekişme birbirlerini TÜKETMEKTEN başka bir işe yaramayacaktır. Üstelik bu tükenme durumunda haklı veya haksıza da bakılmayacaktır. Keza, Allah'ın koymuş olduğu yasa böyledir.  "Rabbim... Eğer dileseydin (hakikati örtme suçundan dolayı) onları da beni de daha önce helâk ederdin! Aramızdaki anlayışı kıtların yaptığı yüzünden bizi helâk mi edeceksin? O ancak, senin bir fitnendir;  kimi dilersen onunla saptırır ve kimi dilersen hidâyet edersin... A'râf Suresi Meseleye bir yönüyle şöyle de bakabiliriz:

Türkiye'de yirmi milyon genç var. Bugün biri dese ki alın size yirmi milyon genç; hadi ilgilenin. Kim, hangi cemaat veya vakıf tek başına bu görevi sırtlayacak kapasitede? Tabi ki hiç birisi... O halde neyi paylaşamıyoruz ve neyin kavgasını veriyoruz? O sebepledir ki ihtilaflardan arınmış, geniş bir birliktelik elzemdir.  Şu yaşadığımız olağanüstü süreçte, meydanlara çıkan bu insanların ki, içlerinde her türlü görüşe sahip olanlar var; haksızlığa ve darbeye karşı çıkan bütün bu insanlara öncülük ve rehberlik yapacak, kanaat belirtecek, adalet sahibi önder, âlimler nerede?  Bunlar önemli şeyledir ve işte bütün bunların olabilmesi için de, DİN=CEMAAT değildir ilkesini beynimize kazıyıp, Allah'ın maksadı doğrultusunda akletmeliyiz ve o yönde projeler geliştirmeliyiz.

Bu gün gelinen noktada ayrışmaları,ötekileştirmeleri bir kenara bırakıp ortak bazı faaliyetler yapılabilmeli. İslamın cihanşumul özelliği bir gruba hasredilerek diğer gruplar dışlanmamalıdır.