Gazeteci yazar-Tarihçi Ekrem Şama, Cevat Akşit Hoca Efendiyle Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı konuştu.

cevat akşit ve necmeddin erbakan ile ilgili görsel sonucu

Cevat Akşit Hoca Erbakan Hoca'yı Anlatıyor:

Herkes odasına çekildi, mışıl mışıl uyudu, ama o sabaha kadar uyumadı. Aslında Erzurum’da da, Erzincan’da da beraber olduk, aynı şekilde geceleri hiç uyumadı. Erbakan Hoca tam bir dervişti canım!.. Yani o dayanıklılığı nasıl gösteriyordu bilemiyoruz! Uyumuyor, akşama kadar konuşuyor, sabaha kadar ibadet ediyor. Dayanılır gibi bir şey değil. O gecede ben fark ettim, sabaha kadar hiç uyumadı. Sabahleyin herkes etrafını aldığı zaman da gelenleri hemen orada üye kaydetti.

Muhterem Hocam, kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

İsmim Mustafa Cevat Akşit. 1938 yılında Denizli’de doğdum. İmam Hatip Okulu’nu İsparta ve 1956’dan itibaren de İstanbul’da okudum. Öğrenciliğim sırasında İstanbul Zeyrek’te Ümmü Gülsüm Camii’nde, yani Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin imam olduğu camide, önce müezzinlik, onun İskender Paşa Camii’ne tayin olmasından sonra da imamlık görevlerinde bulundum. Oradayken ben hem İmam Hatip’i, hem Yüksek İslam Enstitüsü’nü hem de Hukuk Fakültesi’ni bitirdim. Akşamları da Fransız konsolosluğuna gidiyordum, Fransız’ca kurlarına katılıyordum, hem de imamdım. Dört işi birlikte yürütüyordum yani.

Denizli’de hocalık yaptım. Adana’da İmam Hatip öğretmenliğim ve idareciliklerim oldu. Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü yaptım. Edirne’ye sürgün olarak gittim. 14 yıl orada üniversitede ders verdim.

Mehmet Zahid Kotku Hazretleri İle Sohbetler

Erbakan Hocamızla nasıl tanıştınız?

1956 yılında İstanbul İmam Hatip Okulu’na gelip Zeyrek’teki o camide müezzinlik yapmaya başlayınca, Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin sohbetlerine bir çok ilim ve fikir adamı katılıyordu. Necmettin Erbakan da bunların arasındaydı. O zamandan beri tanırım. Ben o zaman bıyığı yeni terlemeye başlayan bir delikanlı idim. Hatırladığım kadarıyla O sohbete katılanlar arasında, Erbakan Hoca, Osman Çataklı, Mustafa Köse, Yahya Oğuz, Korkut Özal, Recai Kutan gibi isimler katılırdı. Necmettin Erbakan Hoca aşağı yukarı her gün akşamları gelir sohbete katılırdı. Hep üniversite mezunu hakim komutan öyle adamlar gelirdi. Kendisi o zaman Teknik Üniversitesinde doçent olarak hocalık yapıyordu.
c05_erbakan_hoca_tam_bir_dervisti_1.jpg

Hocam, o günlere ait hatıralarınız var mı? Özellikle Erbakan Hocamız ile ilgili?

Evet, sohbetler Mehmet Efendi Hazretlerinin evinde yapılırdı. Hepsinden küçük olduğumuzdan sofrayı biz kurardık, çayı kahveyi biz ikram eder, onlara biz hizmet ederdik. Evin tabanında halı malı yok, tahtalarda zamanla kavrulup kıvrılmış, çukurlaşmış, çivilerin de basıla, basıla başları çıkmış yukarıya. Üstüne oturamazsınız. Şimdi benim hatırımda kalan Erbakan Hoca, hiç unutmuyorum, bazen ev dolu olur, tam kapının eşiğinde yer bulurdu. Tahta böyle çukur çiviler de başları çıkık ve yukarda olduğu halde, iki saat hiç kıpırdamadan oturduğunu, dizlerinin üzerinde o çivinin üzerinde hiç de ayak değiştirmeden oturduğunu hatırlıyorum. Nasıl sabır ve tahammül ederdi, hala hayret ederim. Pek söze karışmaz, edeple sohbeti dinler, birisi kendisine bir şey sorarsa kısa kısa cevaplar verirdi.

Bir de alman profesör vardı. Müslüman olmuş, Nurettin ismini almıştı. 70 küsur yaşında idi. Bir gün Erbakan onu da getirdi sohbete. Orada konuşuyoruz, biz bir sofradan yemek yiyoruz, pilav kocaman bir tabakta, 10 kişi var masada, herkes o tabaktan yiyor. Profesör Nurettin de bir kenarda, bacakları kıvrılmadığı için kanepede oturuyor. Bizim bu hareketlerimizden anlamlar çıkarmaya çalışıyordu. Sonra bir şeyler söyledi. Erbakan Hoca bize tercüme ediyor, bizim sorularımızı da ona almanca soruyordu.

Nurettin diyormuş ki, bu Müslümanlar birbirine ne kadar güveniyor, biz olsak mikrop bulaşır falan diye aynı tabaktan yemeyiz. Ne kadar samimi inanıyorlar, birbirlerine nasıl da bağlılar. Sonra dönüp Erbakan’a dedi ki: “Ne güzel Almanca konuşuyorsunuz. Bir Alman’dan daha güzel!”

Çok güzel Almanca konuşurdu Erbakan Hoca.

Babamı küçük yaşta kaybettiğimden Mehmet Zahid Hazretleri bana hem hocalık, hem babalık yapıyordu. Her akşam bir yerlere gidiliyordu, Erbakan Hoca bekar olduğu için, o da bizimle geliyordu. Bir skoda arabası vardı, o zaman araba herkeste yoktu. Onu Almanya’da doktora yaparken almış.

Gümüş motor fabrikası nasıl kuruldu?

Evlerde ne yapıyordunuz?

Yani sohbet ediliyor, yemeğe çağırıyorlar, hoca efendiyi. Bizim Gümüşhane tekkesinin o devamı biliyorsunuz. Hep kültürlü insanlar toplumda bu oraya mahsus bir özelliktir. Gene hatırımda kalan Erbakan Hoca çok süratli gider otomobille, araba süratli gittiği için çukura girer, pat küt hiç aldırmaz ona.

Mehmet Zahid Efendi diyordu ki, “Ya siz profesörsünüz, niye gavurcuklara para veriyoruz? Niye kamyonumuzu otomobilimizi yapmıyoruz?” Bunun üzerine Erbakan Hoca o yıllarda Gümüş Motor’u kurdu. Bu kuruluş sırasında benim de babamdan kalma tarlalarımı sattım, ortak oldum. 2500 liraya tarlalarımı sattım, sonra o para gitti tabi. O zaman hatırlıyorum, herkes bu kuruluş sırasında heyecandan ağlarlardı, hem de hıçkırıklarla. Çünkü yerli sanayie öyle hasret kalınmış…

Ama aynı adamlar sonradan Erbakan Hoca’ya neler yaptılar, neler? İşin içine para girince maalesef bunlar oluyor.

Gümüş Motor neden battı Hocam?

Şundan, o zaman ithalatçı ihracatçılar hep Yahudilerdi. İstedikleri fiyata motorlarını satıyorlar, milleti kasıp kavuruyorladı. Gümüş Motor kurulup üretime geçince, onların fiyatlarının yarısına motor satmaya başladı. Öyle olunca bu defa tersine döndü. Yahudiler bu defa mesela bizim 10’a sattığımız motora 5 dediler. 5’e mal oluyor zaten. Zor mal oluyor. Yerli üretimi öldürmek için yapıyorlar tabi bu noktada.

Ve böylece gümüş motor iflas etti.

Peki Hocam o dönemin hükümeti destek olmadı mı bu yerli motor imali işine?

Menderes rahmetli gelmiş, ben yoktum ben tabi okula gidiyorum, bu tesislerin kıymetini anlamış. Milli motor yapıldığını görünce sevinçten ağlamış. “Allah, Allah demiş, demek böyle yerli motor imal edebilen insanımız ve tesislerimiz de varmış diye, duygulanmış. Sonra iflas ettirdiler, Menderes de bir şey yapamadı. Erbakan Hoca maneviyatı güçlü, süper zeki bir adam son derece edepli biri idi. Saatlerce oturur, sohbeti dinler, hiç konuşmaz, ayağını da değiştirmez, hiç kıpırdamazdı. O kadar edepli adam. Allah rahmet eylesin Abdülaziz Efendi de onu takdir edermiş. Ona çok önem verirmiş, ondaki zekayı keşfetmiş. Mehmet Zahid Efendi de aynı şekilde. Öyle efendi adamdı, çok kibar adamdı.

Siper oldu da bizi müşkül durumdan kurtardı...

Evlerde ne yapıyordunuz? Muhterem Hocam! Erbakan Hocamız ile siyasi hayatı sırasında görüşmeleriniz oldu mu?

Evet bir çok defa görüştük. Denizli’de biz oradayken Erbakan geldi, biz de karşıladık. Erbakan Hoca o zaman Milli Nizam partisini kurdu, sonra Selamet oldu falan. Erbakan eski abimiz yani. İmam Hatip’te hocayız ama geldi oraya, ağırladık. Hatta Başbakan Yardımcısı olduğunda da geldi oraya. Ben de o zaman profesör olmuştum. Tabi Hoca’ya hoş geldin dedik, bizi ön sıraya oturttu. Profesörüz üniversitede. Biliyorsun Hoca konuşuyor, konuşuyor yemin ettiriyor. Şimdi ben ayağa kalkmasam olmaz, kalksam olmaz, televizyonlar çekiyor. Allah razı olsun arkadan bir arkadaş hemen geldi, önümde durdu, siper oldu da bizi müşkül durumdan kurtardı .

Çok önemli bulduğum bir hatıram var, bu Denizli görüşmemizde. Erbakan Hoca’ya dedim ki, “köyde evim var müsait, seni ağırlayabilirim” dedim. Pamukkale’de lüks otelde yer ayırtmışlar teşkilat mensupları. Buna rağmen “memnun olurum” dedi. O zaman Yatağan’da bir belediyelik var, benim evim de yamaçta bir yerde. Şöyle ona üst katta bir yer verdim. Artık tepelere korumalar falan kondu. Herkes odasına çekildi, mışıl mışıl uyudu, ama o sabaha kadar uyumadı. Aslında Erzurum’da da, Erzincan’da da beraber olduk, aynı şekilde geceleri hiç uyumadı. Erbakan Hoca tam bir dervişti canım!.. Yani o dayanıklılığı nasıl gösteriyordu bilemiyoruz! Uyumuyor, akşama kadar konuşuyor, sabaha kadar ibadet ediyor. Dayanılır gibi bir şey değil. O gecede ben fark ettim, sabaha kadar hiç uyumadı. Sabahleyin herkes etrafını aldığı zaman da gelenleri hemen orada üye kaydetti. Erbakan hiçbir fırsatı kaçırmazdı. Ama Belediye Başkanı, bir fırsatını bulup kaçmış.

Çok zeki ve ileri görüşlü bir insandı...

Hocam, siz Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü yaptınız. O görevdeyken Erbakan Hocamızla hiç karşılaştınız mı?

Evet, Ahmet Mutlu Bey vardı, kombine müdürü, Malatyalı, çok samimi konuşuyoruz. Bir gün oturuyorum, “ müdür bey sana geleceğim evinden ayrılma”’dedi. Meğer Erbakan Hoca gelmiş Erzurum’a, seçim yakın 73 seçimi galiba. Anlaşmışlar ben hep siyaset yok diyorum ya, beni kaçar diye tezgâh kurmuşlar. Ben de o telefon edince herhalde özel bir işi var diye bekledim. Hemen 5-6 kişi geldi, bizi karga tulumba götürdüler Erbakan Hoca’nın yanına. Erbakan Hoca da bizi yanına oturttu. “Mustafa!” dedi. “Buyur ağabeyi” dedim. Şimdi benimle beraber gideceksin dedi. “Ama abi” falan dedim, “itiraz yok!” dedi. Böylece beni yanına aldı, okul mokul müdürlük kaldı, izin yok bir şey yok, Erzincan’a kadar gittik. Ben güya sert müdürüm ya, kalabalıkta bizim çocuklar var, beni görünce hemen kaçıyorlar. Ben gülümsedim, “kaçmayın” dedim “biz de geldik buraya” dedim. Erbakan Hoca, “sen dibime otur Mustafa, ben ne konuşuyorsam ona dikkat et” dedi. Ben siyasetten anlamıyorum tabii.

Biz gezdik akşama kadar çalışma yaptık, Erzincan’a geldik otele. Tabii Erbakan Hoca gene uyumadı, ben yakından biliyorum. Biz attık kafayı horul, horul öyle yorulmuşuz ki, Erbakan Hoca gene uyumadı sabaha kadar. Başka beraberliklerimiz de oldu tabi. Allah rahmet eylesin, biz Erbakan Hoca ile ilgimizi hiç kesmedik…

Süper zeki adamdı, ileri görüşlü bir adamdı, o kadar ki, mesela ben doktora tezimi pekiyi derece ile kazandım, Erzurum’da. Amerika’ya çağırdılar beni, o kadar orijinal bulundu. O doktora tezimi hediye etmiştim Erbakan Hoca’ya. Çok zaman sonra Ankara’ya bir gidişimde hocaya uğradım ben. Ankara’da kalabalık heyetin içinde doktora tezimi a dan z ye, virgül atlamadan anlattı. Oradaki insanlara anlattı. Bana “sen anlat” dese anlatamam, o kadar zeki adam yani.

Konusu neydi Hocam?

İslam ceza hukukunda cezai esaslar. Yani el kesmek insanidir, kısas insanidir, ispat ettim ben. Hem de sarhoş bir hocadan geçirmiştim o tezimi. Erbakan Hoca süper zekiydi, senin hareketinden, davranışından, kafandan geçeni okuyordu.

Koalisyon...

Muhterem Hocam, Erbakan Hocamız size hiç özel şeylerden bahseder miydi?

Evet Ecevit’le koalisyonunu ve diğer koalisyonları da anlattı bana. Derdi ki; “Biz Ecevit‘le çok iyi çalıştık Mustafa! Adam bir şey bilmiyor, ben çok rahat iş gördüm onunla. Ama Demirel adım attırmadı bana, hem biliyor hem de önlüyor.” Erbakan Hoca işte Ecevit ve Demirel’i bana böyle anlattı.

Erzurum’da kendini nurcu diye öne çıkaran, ama benim kanaatime göre gerçek nurculukla alakası olmayan bir takım hocalar vardı. Mesela Mehmet Kırkıncı Hoca bunlardan biriydi. Bunlar hep beni “Bu adam Atatürk düşmanıdır, Cumhuriyet düşmanıdır, şeriatçıdır” falan diye Genel Kurmay Başkanı’na, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e ve valiliğe dilekçe gönderiyorlardı. Hem de her hafta. Allah’ın yardımı, Mehmet Zahid Hazretlerinin kerameti ile biz o iftiraların hepsinin cevaplarını verirdik.

Demirel Başbakan iken bana bir iki defa yazı yazdı. Yüksek İslam Enstitüsü öğrencilerinin yüzde 80 i nurcudur. Hepsini temizleyeceksiniz, diye. Bu yazıları zata mahsus, çok gizli ve üç kırmızı a ile yazılmıştı. Yazının devamında, Atatürkçü gençler yetiştireceksin, okulun bahçesinde heykel yok, heykel dikeceksin, gereğini rica ederim, Süleyman Demirel imzalı özel. Laik Devlet’in Başbakanı bunu söyler, problem yok. Ama aynı Demirel geldi Erzurum’a, Başbakan iken gitti Mehmet Kırkıncı efendiye. Biz de protokole dahiliz, gittik. Demirel Mehmet Kırkıncı’nın elini öptü, takkesini giydi, iki saat diz çöktü önünde. Bana böyle yazı yazan Demirel, nurcuların kökünü kazıyacaksın diyen Demirel, Mehmet Kırkıncı’nın elini öptü, iki saat oturdu yanında. Ben o zaman nefret ettim. Ecevit ondan karakterlidir. Ben solcuyum dedi çıktı herif, saklamıyor. Bu adam namaz kılıyor, böyle yapıyor, bana da o yazıları yazıyor.

Sonra aynı Demirel Ankara’ya gitti, İskenderpaşa’ya bir baskın yaptırdı. Mehmet Efendi dâhil 64 kişiyi içeriye aldırdı. 15 er yıl hapsini istiyor. Savcı ağır ceza reisi Ziya Sesen, tanışıyoruz sarhoş ama mü’min bir adam. Suçları 163. maddeye muhalefet. Laikliğe aykırı toplantı yapmaktan.

Yılını hatırlıyor musunuz Hocam?

1971-74 arası bir yıl idi. Ziya Bey tuttu beni bilirkişi yaptı. Ben kendi kendime “Allah’ım bunlar Müslüman, bunların bombası yok, bıçağı yok, kılıcı yok, tabancası yok!” yani neyle devleti yıkacak, suç unsurları oluşmamıştır dedim, beraatlarını istedim. Hepsini ben kurtardım. Dosyaya bakabilirsiniz.

Sonra aynı nurcular beni tekrar şikayet ettiler. Edirne’ye sürdürdüler.

Edirne de üniversitede Mimarlık Mühendislik’te iş hukuku, imar hukuku okuttum. Hukukçuluğum var ya orada kaldım.

Erbakan Hocamızla bu AKP’nin ayrılışından sonra hiç özel görüştünüz mü hocam? İntibalarını aldınız mı?

Yok, hiç görüşmedik.

Peki Hocam, hiç siyasete girmediniz mi?

Bir ara Recai Bey beni müsteşar yapmak istedi. Erbakan Hoca Temsan’a murakıp yaptı, beni yetiştirecek de siyasete sokacak, beni orada tecrübe kazansın diye. Ben biliyorum ama, Recai Bey böyle dedi. Orhan Batu Rahmetli istedi, Arsa Ofisi genel müdürü yapacaklar. Bir ara orası da rüşvetlerin gırla gittiği yerdi. Durun dedim ya, Mehmet Zahid Efendi’ye sormadan olmaz. Gittim sordum, “sabah konuşalım Mustafa” dedi. Sabahleyin işraktan sonra, mübarek nur gibi böyle “Mustafa bu makamlar gelip geçicidir, sen ilim irfan adamısın, ne işin var orada?” dedi. Ben de bu teklifleri reddettim. Demirel bakanlık teklif etti, reddettim.

Milletvekili adaylığınız var sanırım?

Adaylık konusunda bir ara, Denizli’liler gelmişti. Hayır, hayır diyoruz biz. Mehmet Efendi’yi ziyaret edelim dediler beni tuzağa düşüreceklermiş, ne bileyim ben. Gittik evine bu meseleyi açtılar, “Cevat Hoca ben ilim irfan adamıyım siyasete hayır diyor, halbuki işte sülalesi tanınmış, üç milletvekili var, ne dersiniz efendim?” diye sordular. Mehmet Zahid Efendi döndü bana dedi ki, “sen hocasın, Din’i ihya edeceğim diyen bir adama yardım etmezsen yarın ne cavap vereceksin?” dedi. Tamam efendim dedim. Halbuki daha önceden “siyasete girme” diyordu. Biz o gün sözümüzü verdik, 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi Denizli milletvekili adayı olduk.

MSP’den Milletvekili Adaylığını Kabul Ettim

Erbakan Hocanın siyaset sürecinde çok başarılı olduğunu, kendisinin ise uzun süre siyasetten uzak durduğunu ifade eden Prof. Dr. Cevat Akşit, “MNP sonrasında kurulan MSP’den milletvekilliği adaylığını kabul ettim. Hocaefendi’nin, ‘Dini ihya edeceğim diyen birisine yardım etmezsen, yarın Allah’ın huzurunda ne cevap vereceksin’ telkini ve cevazıyla siyasete girmiş oldum. Denizli’den girdiğim bu dönemdeki seçimlerde kazanamadım. Ama, seçimler dolayısıyla Denizli’de gitmediğim yer, gitmediğim ilçe, köy kalmadı. Allah bize bunu nasip etti

Erzurum’daki görevinizden istifa gerekmiyor muydu?

Yok, istifa gerekmiyor izinli sayılıyordu. Demirel ve senatör olan amcam Baha Akşit, çeşitli tertiplerle bizim seçilmemizi önlediler. Reylerimizi çalmışlar. Mehmet Zahid Efendi, “Emrimizi tuttun, aday oldun, bizi memnun ettin” diyerek bana iltifat etti.

Hocam Allah razı olsun. Kalan ömrünüzün bereketli geçmesini dilerim.

“Biz Necmi’yi feda ettik”

Hocam, Erbakan Hocamızı siyaset için görevlendiren Mehmet Zahid Efendi Hazretleri miydi?

Bizim Hocamızdan duyduğumuz, şudur, “Biz Necmi’yi feda ettik.” Yani Mehmet Zahid Efendi, o görevlendirdi. Yalnız sonradan eleştirdi. “Hep ahlâktan maneviyattan bahsediyor, rey almak için birazda mideden bahsetsin” dedi.

Ama o da ekonomik yönden çok şeyler söylüyordu...

Bir ara hep önce “ahlak ve maneviyat” meselesi var ya, o bunlardan da bahsetsin dedi. Yani onu siyasete atan Hoca Efendi’dir. Üç tane şeyhin dizi dibinde yetişti Erbakan Hoca. Çok severdi sayardı hoca efendiyi, o da sever sayardı yani. Zaten bu iş ilgiyi keserseniz olmaz, o saygılıydı. Abdülaziz Bekkine Hazretleri Erbakan Hoca’ya çok önem vermiş. Abdülaziz Efendi zamanında başlamış, evliyaların dizinin dibinde oturmuş bir insan Erbakan Hoca. Beni de ilim adamlığına atan Mehmet Efendi’dir. Çünkü ben onun yanında gece gündüz birebir eğitim görüyordum. Evladı gibi yetiştim. Hep söylediği “siyasete girme” diye idi.

cevat akşit ve necmettin erbakan ile ilgili görsel sonucu

Erbakan Hocamızın ideallerinin kıyamete dek süreceğini, çünkü onun hak dava ve sırat-ı müstakim üzerine bir çizgiyi temsil etti.Hocam, çok zor zamanlarda siyaset yaptı. 1950’li, 1960’lı yıllarda çektiğimiz acıların bugün belli bir aşamaya ulaştığını görüyoruz. Bu ülkenin Erbakan’a minnet borcu var.Hocamızın kıymeti, ortaya koyduğu idealleri ve insanımızı severek yaptığı işleri, zaman içinde çok daha iyi anlayabileceğiz. Hocamız, sadece Türkiye için değil, İslam dünyasının birlik, beraberliği için de ümmet şuurunu yerleştirme amacıyla çok işler yaptı.

Bu ülkenin Erbakan’a minnet borcu var

Vefatı sene-i devriyesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle andığını, Allah’ın (C.C.) ülkemiz ve dünya adına böylesine önemli işlere imza atmış Hocamıza rahmetiyle muamele etmesini dileyen Prof. Dr. Cevat Akşit, “Hocam, çok zor zamanlarda siyaset yaptı. 1950’li, 1960’lı yıllarda çektiğimiz acıların bugün belli bir aşamaya ulaştığını görüyoruz. Bu ülkenin Erbakan’a minnet borcu var” diye konuştu.

Milli Gazete