Peygamber Efendimiz, Bakara sûresinin, (Hayzdan temizleninceye kadar kadınlarınıza yaklaşmayın) mealindeki 222. âyeti ile, Vakıa sûresinin, (Kur’an-ı kerime temiz olanlardan başkası dokunamaz)mealindeki 79.âyet-i kerimesini açıklayarak buyuruyor ki: Kur'ana ancak hadesten [abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan] temiz olan el değdirebilir. [Nesai, Hakim, Beyheki, Taberani, Darekutni] Bütün fıkıh kitaplarında da Kur’an-ı kerime cünüp ve abdestsiz iken dokunulamayacağı, cünüpken de okunamayacağı bildiriliyor. Bu açık hükme rağmen, mezhepsizlerin sözüne kanarak, Allahü teâlânın emrine, Resulullah efendimizin ve Onun vârisi âlimlerin sözlerine aykırı olarak hayzlı ve nifaslı iken namaz kılan, Kur’ana cünüp dokunan veya cünüpken okuyanlar halen var. Bu konu M. Cevat Akşit Hoca'ya soruldu ve verdiği cevap:

cevat akşit ile söyleşi ile ilgili görsel sonucu

Kur’an’a abdestsiz dokunulabilir mi?

Peygamber efendimiz, Bekara sûresinin, (Hayzdan temizleninceye kadar kadınlarınıza yaklaşmayın) mealindeki 222. âyeti ile, Vakıa sûresinin, (Kur’an-ı kerime temiz olanlardan başkası dokunamaz)mealindeki 79.âyet-i kerimesini açıklayarak buyuruyor ki:

(Kur'ana ancak hadesten
[abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan] temiz olan el değdirebilir.) [Nesai, Hakim, Beyheki, Taberani, Darekutni]

Bütün fıkıh kitaplarında da Kur’an-ı kerime cünüp ve abdestsiz iken dokunulamayacağı, cünüpken de okunamayacağı bildiriliyor. Bu açık hükme rağmen, mezhepsizlerin sözüne kanarak, Allahü teâlânın emrine, Resulullah efendimizin ve Onun vârisi âlimlerin sözlerine aykırı olarak hayzlı ve nifaslı iken namaz kılan, Kur’ana cünüp dokunan veya cünüpken okuyanlar

-Kesinlikle abdestsiz Kur’an’a dokunulmaz. La yemessühu illel mutaharrun (Vakıa / 79) gayet açıktır. Kanun evvela açık ifadesine göre uygulanır. Çözemezseniz altını ararsınız. La yemessühu “ona dokunamazlar” kim dokunabilir? “illa mutahherun “ ancak abdestli olanlar.” Açık yahu, gizli bir kelime değil ki bu.

Bu konuda hadisler var; “Ben hayızlı kadına mescide girmeyi, Kur’an okumayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı helal kılmam

Hakim bin Hizam var, Peygamber onu Yemen valisi yapmış ve ona mektup yazmış “ böyle böyle davran” madde madde söylemiş. Orada var. Bu Kur’an’da var, hadiste var. Artık bunu zorlamaya gerek yok bence. Kur’an’ı abdestsiz tutup okuyamazsınız. Dinleyebilirsiz, ezbere okuyabilirsiniz ama cünüpken ezbere de okuyamazsınız, yalnız dinleyebilirsiniz. Hayızsanız ezbere okuyamazsınız, yalnız dinleme hakkınız var.

Kur’an-a ancak abdestli dokunulabilir. Ebû Dâvut, Beyhakî, Tabarânî, İbn Hibban, Hâkim’in Müstedrek’inde ve diğer hadis kitaplarında açık hadisler vardır. Bu konuda el-Mebsut, III/147; Kâsânî, I/33; Cassâs, III/415; Kurtubî, XIV/226 kitaplarına da bakılabilir.

Bir de diyorlar ki “Ona, ancak temiz olanlar dokunabilir.” Ayeti Levh-i Mahfuz’daki Kur’an içindir. Bu görüş de tutarsızdır. Çünkü Levh-i Mahfuz’a ulaşan insan var mı? Yok.. Allah (c.c.) olmayan şey için niye bir de yasak getirsin? Bu emrin biz, yeryüzünde yaşayanlar için olduğu gayet açıktır.

Yine Tartışmalı konulardan bir tanesi daha Kasko meselesi

-Kasko sigortası hakkında neler diyeceksiniz hocam?

-Ben üniversitede 4-5 sene sigorta hukuku okuttum. Sigorta hukuku zahiren güzel gözüküyor; “kara gün dostu” “Bir insanın başına felaket gelmiş, onu kurtaracağız” Ama işin arka planına bakarsanız çok sinsice bir kurumdur. Yalnız Türkiye’de değil genel konuşuyorum. Ama trafik sigortası mecburen olduğu için mübah olur. İradeye dayalı, mecburi olmayan sigortalar kesinlikle caiz değil.

Muhterem Hocam, son günlerde bir yazar “abdestte ayakları mesh etmek yeterli, yıkamaya gerek yoktur” fikrini ileri sürmekte. Bu konuda neler diyeceksiniz?

-Ben o yazarın kim olduğunu bilmiyorum da, öyle diyenler var tabii... Abdestte ayakları yıkamak Kur’an’da emredilmekte: “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın” (Maide;6)

Ayetdeki, “ercüleküm’’ kelimesinin bazı kıraatlerde esre okunması sebebiyle, ayakların yıkanmasının değil, meshedilmesinin farz olduğunu ileri sürenler bulunmaktadır. İranlılar meshediyor ve buna dayanıyorlar.

Hayır öyle değil.. Kur’an-ı Kerim’de ayetler var. “Sana zikri indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın...”(Nahl 44) buyruluyor.

Şimdi, hukukta biliyorsunuz, kararı vereceğiniz zaman aynı konuyla ilgili ne kadar madde yazıyorsa getirirsiniz, onların bileşkesi karar olur.

Kur’an-ı Kerim’de Resulullah’a uymamız (Maide 92 ) ve O’nun (SAV) Kur’an’ı açıklayabileceği (Nahl 44) beyan edildiğine göre sünnetine gitmek zorundayız.

Bir anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onda Allah ve resulüne başvurun” (Nisa 59) var. Başvurun ne demek? Sağlığında ona sorun, vefatından sonra sünnetine yapışın demek. Bu açık artık..

Resul-i Ekrem’in (SAV) açıklaması sözlü, fiili, takriri biliyorsunuz. Resul-i Ekrem’in (SAV) hiç çıplak ayağa mesh ettiği yok. Müslümanların toptan uygulamaları fiili tevatür olur. Fiili tevarüs tevatürdür. Tevatür de kesin bilgidir.Öyle ise ayakları yıkayacağız. Hatta ayakları yıkamanın ölçüsü var.

Evet, bu tür oturmuş meselelerle uğraşmak bizce yanlış. Rayına oturmuş, rayına oturduktan sonra tekrar kurcalamanın ne anlamı var? Bu, batının istediği duruma girmek demek. Onların ekmeğine yağ sürmek demek. Oturmuş yahu. Müslümanlar bir istikrara kavuşmuşken neden kurcalıyorsunuz?

“Efendim biz bilgi çağındayız. Düğmeye basıyoruz, bütün dünya kitapları gözümüzün önüne geliyor. Üç dört dil biliyoruz” diyorlar. Ben de diyorum ki, kırk tane çürük yumurtayı yan yana getirirsen bir sağlam yumurta oluşmaz. Biz çürük yumurtayız. Neden çürük yumurtayız? Çünkü biz İslam’ı yaşamıyoruz.

Bugün ilim adamı İslam’ı yaşayamıyor. Yaşamak istiyor, yaşayamıyor. Mesela, gıdamızı %100 kontrol edebiliyor muyuz? Bizim aldığımız maaş %100 saf mı? Mesela İmam-ı Azam hazretleri zamanında Bağdat’ta bir koyun çalınmış. İmam bunu duymuş “Bir koyun kaç sene yaşar” demiş. “şu kadar” o kadar sene koyun eti yememiş.

Şimdi bunu hangimiz yapabiliriz? Aldığımız maaşın içinde genelev vergisi var, kumarhaneler vergisi var. Hepsi var. “Ama caiz” Tamam biz de caiz diyoruz. Ama onların gösterdiği hassasiyeti gösteremiyoruz diyoruz.

Ben bir misal veriyorum; Bilgisayar virüsleri oluyor. Bazen bir virüs bulaşıyor, her şeyini alt üst ediyor. Benim iki bilgisayarım öyle gitti, oğlum da mühendis ama kurtaramadık.

Bu haram lokmalar da bence öyle bir virüs. Sokağa çıkıyoruz, yanlış şeyler görüyoruz bunlar virüs. Yanlış şeyler duyuyoruz bir virüs. Mesela, ben 14 sene otobüsle Edirne’ye gittim, geldim. Otobüste şarkı çalınıyor “kaderime isyan ediyorum” ağlıyor, adam. Herkes dinliyor, memnun oluyor. Kadere itiraz küfürdür. Bu söz iyi değil ki, yanlış bir söz. Bu bir virüstür. Bunlar kalbimize, beynimize giriyor. Bazen bilgisayardaki virüsü antivirüs programıyla tedavi ediyorsun. Bazen de kurtaramıyorsun.

Ben durumumuzu buna benzetiyorum. Onun için “biz haddimizi bilelim” diyorum. Evet, bilgisayar çağındayız ama onların(selefin) zihinleri saf. Onlar feraset sahibi, kirlenmemiş akl-ı selim sahipleri.

Bizde bu şey hiç yok diyemeyiz de, muhal denmez de, ama çok zor olduğu da yüzde yüz. Neden? Karışık..Kokladığımız hava karışık, yediğimiz yemek karışık.

Tabii, ilim adamı hiç durmadan araştıracak, karıştıracak ama onların da hakkını vereceğiz. Saygılı olacağız. Bizim arkadaşlarda bu saygı kısmı yok. “Biz” diyorlar “iki tane üç tane dil biliyoruz, bilgi çağındayız. Onlar ortaçağ adamı. Biz onlardan üstünüz.” Ve yanlışlık oradan başlıyor sanki..

Şimdi birçok arkadaşımız 1000 sene evvel çözülen konuyu tekrar kaşıyor. Okuyun yahu, çözmüş adam. Siz niye vakit öldürüyorsunuz? Onun çözemediği boşluk bıraktığı bir şey varsa sen onu doldur.

Biz Ehl-i sünnet inancındayız. Yetişmemiz itibarıyla,sülalemiz itibarıyla, kafa yapımız itibarıyla, kültürümüz itibarıyla, bilgimiz itibarıyla. Ehl-i sünnet inancına çok bağlıyız ve onu yaşatmak azmindeyiz. Bu vakfı(Gaye Vakfı) onun için kurduk. Arkadaşlarımızın bu durumlarını gördüm, ben de yapabildiğim kadarıyla kaç kişi yetiştirebilirsem dedim.

Burada şimdi doktora yapan arkadaşlarımız, mastır yapan arkadaşlarımız var, öğrenci arkadaşlarımız var. Biz onlara Ehl-i sünnet kitaplarını okutuyoruz, karınca kararınca..

Ayakların meshi meselesine dönecek olursak, bu konuda sünnete başvuracağız. Sünnette çıplak ayakları mesh ettiğine dair bir şey yok. Aksine deliller var. Mesela “veylün lil a’kabi minen nar” Ayakları yıkayın, topukları da unutmayın. Topukları unutursanız ateşte yanacak” diyor, böyle bir tehdit var. Rahmet peygamberi işi sıkı yutuyor, bugünleri görmüş sanki..

-Finans kurumları hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Benim param olsa finans bankalarına yatırmam. Çünkü onlar Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına tâbidir. Bunlar anonim şirket statüsündedirler. Kurumumuz Türk sigorta kanununa tâbidir” diye bir maddesi vardır. Orada da riba vardır. Adamların niyeti şu olabilir, bu olabilir yani. Ehven-i şer filan olabilir ama ben param olsa yatırmam.

-Peki para nasıl muhafaza edilir o zaman?

-İslam’da para muhafaza edilmez ki, çalıştırılır. Her sene kırkta bir alırız, bu bir nevi cezadır. Otomatikman çalıştırılıyor, kabul ediyor. Elindeki parayı çalıştıracaksın ki piyasa para görecek ve ekonomi düzelecek. Fransa’da parayla hiçbir şey alıp satamıyorsunuz. Otobüse bile binemiyorsunuz. Biletle..Bileti nereden alacaksın? Bankadan alacaksın. Paranı oraya yatıracaksın. Yastığın altında para kullanılmadığı için adam mecburen parayı bankaya yatırıyor. Hep işi böyle karta, senede, sepete bağlamış. Halkın ne kadar para gücü var bunu bilmek için. Kanun yapacak,tedbir alacak.. Türkiye’de bu yok. Onun için kanunları isabetli yapamıyorlar. Yastık altındaki parayı bilemedikleri için isabetli karar alamıyor, kanun çıkaramıyorlar.

İslam’da da parayı çalıştırmak esas. “Arkadaş” deriz “parayı bekletirsen, zekatını alırız. İster çalıştır, ister çalıştırma. Çalıştırmasan kırkta bir, kırkta bir tüketirim seni.” İşte Fransa’nın yaptığı da budur. İslam’ın 1400 sene önce söylediğini şimdi ancak yakalayabildiler. Başka yol yoktur.

Mumsema.org