Sihir, sözlükte gizli olan şeydir. Göz boyama ve hile yoluyla insanları yanıltma anlamlarına gelir. Türkçemizde “Büyü” ve “Efsun” diye adlandırılmaktadır. Sihrin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Sihirle uğraşan insanlar, tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar var olmuştur. İnsanları aldatmaya yönelik bu davranışların en büyük etkisi insan ruhu üzerinde olmaktadır.

Büyü, İslâm'dan önceki toplumlarda ve dinlerde de gelecekten haber verme, tılsımla tedavi etme, cincilik ve falcılık yapmak sûretiyle kehanette bulunma gibi davranışlar biçiminde bir çıkar vasıtası olarak kullanılmıştır.

Büyünün asıl amacı, insana ve olaylara etki ederek çok avlama, balık tutma, hayvan yetiştirme, düşmanı yenme, zarara uğratma veya öldürme, çocuk, ürün ve mal çoğaltma, hastalıktan kurtulma, kısaca kişilere etki ederek iyilik ya da kötülük etmek sûretiyle bir menfaat sağlamadır

Sihir yapmanın, bununla meşgul olmanın hükmü hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Nevevî der ki:

"Sihir yapmak haramdır, büyük günahlardan olduğunda alimler arasında ittifak vardır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sihir yapmayı yedi büyük günahtan biri saymıştır."

Ancak, sihrin öğrenilmesi de öğretilmesi de haramdır. Bazı âlimler iki sebebe binaen sihir öğrenmeye cevaz vermişlerdir:

1. İçerisinde küfür olan sihirle, küfür olmayan sihrin farkını görmek ve göstermek için.

2. Kendisine sihir yapılmış olan bir kimseden sihri kaldırmak için.

Birincisi, sadece itikad açısından sakıncalı olabilir. Sihre inanmadıkça, sadece onun hakkında bilgi edinme yasaklanamaz. Bu durum, tıpkı putperestlerin putlarına nasıl ibadet ettiklerini öğrenmek gibidir. Zîra, sihirbazın yaptığı şeyin keyfiyetini bilmek, bir fiilin veya bir kavlin hikaye edilip anlatılmasından ibarettir, ama ona girişip onu yapmak başka bir şeydir.

İkincisi ise, büyülenen kimsedeki büyüyü çözmek, onu sihirden kurtarmak için yapılan bu mukabil ameliyeye Nüşre denir. Buna da câiz değil diyen olmuşsa da ailmlerin çoğuan göre caizdir. Saîd İbnu'l-Müseyyeb'in: "Allah, zarar veren (sihr)i yasakladı, fayda vereni yasaklamadı." dediği rivâyet edilir. Katâde merhum da: "Kişi, kendisine yapılan sihri tedavi edecek kimseyi arar" der. İbnu'l-Cevzî, bu ruhsatı şöyle ifade eder: "Nüşre, büyülenmiş, kimsenin büyüsünü çözme meselesinde, Ahmed İbnu Hanbel'e sorulunca: "Bunda bir sakınca yoktur" cevabını verir. Gerçi Ebû Dâvud, el-Merâsil'de Hasan Basrî'nin bir mürseli olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'in: “Nüşre (büyü bozma) şeytan işidir" buyurduğunu rivayet etmiştir. Âlimler bu hadisi: "Resûlullah amelin aslına işaret etmiş olmalıdır, çünkü asıl itibariyle bu da sihirdir, hüküm kasda göre değişir, kim bununla hayır kastederse, bu hayırdır, kim de şer kastederse şerdir" diyerek yoruma kavuştururlar. İbnu Hacer şu hususa da dikkat çeker: Hasan Basrî'nin hasr ifade eden mürselinin zâhirine göre amel edilmemelidir. Çünkü, sihir bazan, (esas itibariyle meşru olan) rukye, dua ve ta'viz (muska) yoluyla da çözülebilmektedir. Öyle ise nüşre iki nev'e ayrılmış olmaktadır:

a) Sihirle yapılan nüşre ki hadisteki yasak buna bakar.

b) Meşru vasıtalarla yapılan nüşre ki, meşru olan nüşre ile de bunlar kastedilir.

İŞTE CEVAT AKŞİT HOCANIN KONU HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ

Büyüden nasıl korunuruz?

Bismillahirrahmanirrahim
İslam’da sihir vardır, büyü vardır. Büyüden korunmak için de Allah bizlere muhafaza silahları vermiştir. Bunlar, euzu besmele, İhlas Suresi, Felak ve Nas Sureleridir. Bu sureler, Peygamber Efendimize Yahudilerin yaptığı büyüleri bile bozmuş silahlardır. Zaten o sebeple inmiştirler. Biz de bunları akşam ve sabah okursak büyüler bize işlemez. Büyünün dışında ise bir de nazar vardır. Nazar İslam’da haktır. Peygamber Efendimiz bunu bize haber veriyor. Hadiste açıkça “Nazar haktır” buyuruluyor. Allah’a sığınmayan ana babanın çocuğuna da nazar değer. Çocuk nazardan dolayı hasta olabilir. Ana baba da hasta olabilir. Çok güzel ev, çok güzel bir araba, çok güzel çocuk veya herkesin gıpta ettiği bir mal sahibi olan kimse eğer Allah’a sığınmazsa nazar değer. Evi yıkılır, arabası kaza yapar. Bununla ilgili Arapların meşhur bir atasözü vardır; “Nazar deveyi kazana, insanı kabre sokar” derler. O yüzden Müslüman, çok hoşuna giden bir şeyi, takdir ettiği, ulaşamadığı bir şeyi gördüğü zaman Maşallah, Subhanallah demelidir. Bu, Allah ne güzel yaratmış demektir. O zaman nazarı değmez. Bu, Anadolu’da bilindiği için sürekli halkımız Maşallah, Subhanallah der. Ayrıca eve girerken ve çıkarken euzu besmele çekerek Allah’a sığınmak da musibetlere, nazarlara karşı bizleri muhafaza edecektir.

RESULÛLLAH’IN OKUDUĞU NAZAR DUASI

Peygamber Efendimizin nazara karşı okuduğu çok güzel bir dua vardır. Resulûllah, nazardan sığınmak için “Eûzübi-kelimâtillâhi’t-tâmmâtiküllihâmin şerri mâhalak” duasını okumuştur. Bu dua ile Allah-u Teâlâ’ya “yarattığın her şeyin şerrinden sana sığınırım ya Rabbi” deriz. Bu dua, besmelenin bir başka şeklidir. Eğer bu duayı söyleyemiyorsanız, besmeleyi dilinizden düşürmeyin. Çarşıya pazara girerken, evden çıkarken, iş yerine girerken her yerde Allah’a inanarak samimi şeklide besmele çektiğinizde, kendinizi de ailenizi de korumaya alırsınız.

ALLAH’A SIĞINMAYAN BELASINI BULUR

Bazıları nazarın iman ve küfür ile ne ilgisi var diyorlar. Şunu iyi bileceğiz; Allah izin vermediği, müsaade etmediği müddetçe hiçbir şey kimseye etki edemez, zarar veremez. Allah kendisine sığınmayanlara karşı kötülüğü serbest bırakıyor. Sığınmadığı için cezalandırmaktır bu… İnsan Allah’ı hatırlamayınca, Allah da onu kendi haline bırakıyor. O da bir gün belasını buluyor. Sonra sihir, büyü, nazar etki ediyor. Onun için Allah’a sığınmayı ihmal etmeyeceğiz. Tesiri Allah’tan bilmek de imanın gereğidir. Allah’a nasıl sığınılacağını anlattık. Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği dua ve ayetler zaten herkesin bildiği ayetler. Para verip bir sürü tüccara gitmeye gerek yok. Allah’a inanacaksın ve sığınacaksın bu kadar.

HARAM NEDİR?

İmanı yok eden hususlardan birisi de haramı helal, helali haram kabul etmektir. Allah, Kur’an-ı Kerim’de haram nedir bize bildirmiş. Malumunuz içki içmek, falcılık, ölü eti yemek, yalan rüşvet, kumar gibi şeyler haram edilmiştir. Allah’ın kesin olarak yasakladığı şeylere haram diyoruz. Bunlar işlendiği zaman ise günah oluyor. Allah’ın haram dediğine, “Bu da haram mı olurmuş” diyen adam mümin olamaz. Mesela şarabın haram olduğu ayet ile sabit ama ayyaş bir adam bunu inkâr ediyor. “Şarap haram değildir” diyorsa iman dairesinde kalamaz ve kâfir olur. Eğer inkâr etmeden içerse günahkâr olur. Ama haram değil derse kâfir olur. Fakat “Ben haram olduğunu biliyorum ama vazgeçemiyorum” derse günahkâr mümin olur. Burada mesele günahkârın haramı işlese bile inkâr etmemesidir. İmanı yok edecek şeylerden birisi de Allah’ın helal kıldığına haram demektir. Bu da tehlikelidir. Kim ne hakla Allah’ın helal kıldığını haram ilan edebilir… Böyle aşırılıklara gitmek imanı götürür.

SÜNNETİ RET ETMEK KÜFÜRDÜR

Kur’an-ı Kerim’de sayısız ayette, Peygamberin yaptığını yapın emri vardır. Muhammed Mustafa (S.A.V) bizim örneğimiz olarak gösterilmiş, ona uymamız emredilmiştir. O ne yaparsa yapın, neyi yasaklarsa yapmayın emri vardır Allah‘ın. Peygamber Efendimizin yaptıklarına, beğendiklerine dair, sözlerine dair bizlere ulaşan haberlere “hadis” deniyor. Buna rağmen sünnet neymiş, hadis neymiş bunlar önemli değil. Kur’an varken hadisin ne önemi var demek küfürdür. Çünkü sünnetin aslını ret etmek aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’i ret etmektir. Ama “filan hadisin filan ravisi hakkında böyle bir ifade var” dersen o başka bir iştir. Onu oturup ehliyle konuşursun. Ama sünneti tamamen inkâr adamın imanını alır. Allah’ın emirleri ile alay edilmez. Müslüman, bu konularda son derece hassas ve dikkatli davranmalı ve konuşmalıdır. Allah bizleri haddi aşanlardan eylemesin. Âmin.

Kaynak: Milli Gazete