Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, “Her şeyi Allah’tan beklemem, ümit etmem bana yeter” buyuruyor. Her şeyi Allah’tan beklemek, umudunu Allah’a bağlamak, insanı hayırlı olan bütün vasıflara sevk eder.

Allah’a bağlı yaşamak ve her şeyin ondan geldiğini bilmek imanın özüdür, insanı derecelerin en üstüne yüceltir. Kul, ‘iman tohumu’nu kalbine ektikten sonra, Allah’ın emirlerine uygun şekilde, taat ile hareket ederek imanını sularsa, kalbini kötü ahlaktan temizlerse, Cenab-ı Hakk onu ölüme iman-ı kamil ile ahirete göçmeyi nasip eder.

Her şeyi Allah’tan beklemek övgüye layık olan güzel bir Müslüman’ın işidir. AllahûTeâla Hazretleri’nin her gücün üstünde güç sahibi olduğunu, bütün varlığı yaratanı olduğunu bilmek imanın gereğidir. Evet, bu hadis-i şerifte Efendimiz; “Allah, sizin velinizdir, sizi koruyan ve kollayandır.

Sizi yoktan var eden odur. Ona inandıysanız, ondan başkasına el açmayın, önünde eğilmeyin. Başkasından umut beklemeyin, Allah’tan umut bekleyin, o sizin her şeyinizdir. Benim dinim de dünyaya bedeldir, bana yeter” diyor.

Çünkü mal gelip geçicidir. Akıllı adam kalıcı olana yönelir. Dünya ahiretin ekinliğidir. Dünyada ne ekersen ebedi âlemde onu biçersin. Allah’tan umudumuzu kesmeyeceğiz, onun ipine sarılacağız, ona yalvarıp yalnız ona el açacağız.

ALLAH KULUNA KÂFİDİR
Şeddad bin Evs (ra)’tan nakledilen başka bir hadis-i şerifte Efendimiz, “Hasbinallah ve nimel vekil demek her korkulu şeyden güven içerisinde olmak demektir” buyuruyor. Bu sözü inanarak, kalben tasdik ederek söylerseniz Cenab-ı Hak size yeter. Allahû Teâlâ Zumer Sûresi’nde şöyle buyuruyor:

“Allah kuluna kâfi değil mi? Kim Allah’a dayanıp güvenirse, her şeyi ondan beklerse Allah ona kâfidir.” Evet, her şeyi yaratan ancak Allahû Teâlâ’dır. Bunu yaşayışımızda gösterip sadece O’ndan medet bekler, O’na el açarsak, bu inanç bize yeter. Ebedi âleme güzel bir şekilde hazırlanmasına sebep olur. Korkusu, umudu, dayandığı yalnız Allah olursa, Allah ona kâfidir, onu korur.

Hz. İbrahim (a.s.)’ı hatırlamamak mümkün değil. Hz. İbrahim, hiçbir zaman tapınmadığı putları parçalamış, kendini ilah edinen zalim Nemrut ve putperest halkını Allah’ın dinine davet etmişti. Hz. İbrahim’e inanmayan Nemrut onu zindana attırmıştı. Nemrut, Hz. İbrahim’i yakarak öldürmek için putperest halkına bir hafta boyunca odun taşıtmış. Meydana yığılan odunlar ateşe verilmiş, Hz. İbrahim (a.s.) da mancınığın üstünde. Onu ateşe atıp öldürecekler.

Hz. İbrahim, ateşe atıldı. Atıldı ama Allah peygamberini yalnız bırakır mı hiç? Cebrail (a.s.) Hz. İbrahim’in yanına gelmiş. Bütün gücümle senin yanındayım demiş Hz. İbrahim’e. Halil İbrahim (a.s.), ‘Allah benim halimi bilmiyor mu?’ demiş.

Cebrail (a.s.) ‘Evet biliyor’ deyince Hz. İbrahim (a.s.), ‘HasbinAllahu ve nimel vekil’ mealen ‘Allah ne güzel vekildir. O bana yeter’ demiş. Hz. İbrahim böyle deyince Allahû Teâlâ ateşi güllük gülistanlık eylemiş.

Bir insan Allah’a güvenip yalnız O’ndan beklerse Allah onu yalnız bırakmaz, onu kurtarır. Bu hadis-i şerif, Hz. Ebu Sabit ve Hz. Muhammed bin Abdullah’tan nakledilmiş, Allah onlardan razı olsun.

ALLAH’A GÜVENİN, O SİZİ KORUR
Mekke’nin fethinden sonra Güzel Peygamberimiz, Mekke’nin güvenliği için İslam ordusunu kurarak Taif’e doğru yol almıştı. Huneyn vadisine yaklaşıldığı zaman düşman ile karşılaşmışlardır. Huneyn Savaşı olarak anılan muharebede İslam ordusu çetin bir mücadeleden sonra galip gelmiştir. Peygamber Efendimiz savaş boyunca ordunun en önünde yer almış. Bazı sahabeler geriye çekilmeye başlayınca Hz. Abbas gür sesiyle onları çekilmemeleri için uyarmıştı. Sahabelerin neden geri çekildiğini aklım almıyordu. Huneyn vadisine gidince bunu gördüm.

Tepenin üstünden İslam ordusunun üzerine sürekli akın olmuş. Savaş bitince Huneyn vadisinde düşman ordusunun malı mülkü meydanda kalmış. Peygamber Efendimiz savaş öncesinde orduyu donatmak için Mekkeli Saffan adında zenginden borç para almış. Dinde zorlama yok, Saffan henüz Müslüman olmamış, hâlâ müşrik. Saffan savaş meydanındaki malı mülkü görünce gözleri kamaşmış. Efendimiz, Saffan’a ‘Hepsi senin olsun’ demiş. Efendimiz’in bu cömertliğini gören Saffan, bu cömertliği ancak peygamberler yapar diyerek Müslüman olmuştur.

Evet, İslam ordusu galibiyet kazanınca yaralıların tedavisi yapılmış, ölüler de gömülmeye başlanmış. Güzel Efendimiz de dinlenmek için oturuyormuş. Ölü numarası yapan düşman askerlerinden birisi Efendimiz’in kılıcını alarak başına dikilmiş. Söyle kim kurtaracak şimdi seni, demiş Efendimiz’e. Biz olsak korkudan ölürüz herhalde.

Güzel Peygamberimiz hiç telaşlanmadan, “HasbinAllahu ve nimel vekil” demiş. Allah bana yeter, o beni korur, demiş. Bu söz üzerine adam korkmuş ve titremiş. Elinden kılıç düşmüştür. Evet, her zor durumda sıkışık durumda yaratılana değil, yaratana el açıp yalvardınız mı, Allah sizi korur.

DAVETE İCABET ETMEK
Peygamber Efendimiz, “Ezan okunurken hiçbir mazereti yokken icabet etmeyen mümine, günah olarak yeter” buyuruyor. Müezzin ezan okuduğu zaman davete icabet etmemek, Müslüman’ın hakkından gelir. Allah ve Resulü’ne olan sırf bu muhalefet, zina yapmaktan, içki içmekten daha vahimdir.

Ezanlar dinin temeli ve özüdür. Kelime-i Şehadet ezanın içerisinde var. Ezan okunurken sigara içiyorsun, kahvehanede oyun oynuyorsun, kahkahalarla sohbet ediyorsun.

Ezan, dinin imanın temelidir. Neden ‘hazır ol’a geçmiyorsunuz? Bunu ben demiyorum. Hadis-i şerifte Efendimiz böyle söylüyor. Ezanı duyduğu halde, müezzinin çağrısını duyduğu halde namaza gitmeyene bu davranışı günah olarak yeter de artar. Başka günah aramaya gerek yoktur.

Ezanı duyan mümin, işini, ticaretini bırakıp gelince devam ederiz diyerek namaza gidecek. Bunu demeliyiz ey müminler! Böyle yapmazsak bu günah bizlere yeter. Bu konuda çok hadis var.

CEMAATLE NAMAZ KILMAK FARZDIR

Peygamber Efendimiz başka bir hadiste, “Bilal’e emredeyim, benim yerime imam olsun. Mazereti yokken namaza gelmeyenlerin gidip evlerini başlarına yıkayım ve yakayım’ diye düşündüm” diyor. Hâlbuki Efendimiz çok halim ve selimdir, son derece merhametlidir. Müminlerin ayağına diken batmasını dahi istemez. O KADAR seviyor müminleri. Ama ezanı duyup da namaza gelmeyenlerin evlerini başlarına yıkmayı düşünmüş. Cemaat ile namaz bu kadar önemli. Bu hadis-i şeriften dolayı İbnü’l-Hümam, ‘Özür yokken cemaat ile namaz kılmak farzdır’ diyor.

Bunu sadece o değil, Ahmet bin Hanbel, Ebû Sevr, Abdullah İbnMesud de söylüyor. Bu hadis EbûMûsel-Eş’arî (ra)’tan naklediliyor. İmam Ahmed el-Kuduri de diyor ki; “Zaman zaman ailesini toplayıp evinde cemaatle namaz kılsa, cemaat sevabı almaz. Bu yaptığı da bidattir. Mekruhtur.

Özürsüz iseler camiye gitmesi farzdır” diyor. İmam Kuduri özürleri ise şöyle sıralıyor; ağır hastaysa, abdest alacak durumda değil ise, bedensel özürü var ise, dışarı çıktığında öldürülme korkusu varsa, borcunu ödeyemeyecek durumda ise, hava şartları imkân vermiyor ise camiye gitmeyebilirsin.

Peygamber Efendimiz, “Ezanı işiten mümin, bahanesi yokken namaza gitmediyse onun namazı yoktur” diyor. Cami neden yapıldı? Müminler namaz kılsın, doldursun diye yapıldı. Evde kılayım, orda kılayım olmaz.

Camiye gitmek lazım. Müminler camiyi doldurduğu zaman oraya bereket yağar, rahmet yağar. Düşmanın hileleri, desiseleri def olur. Müminlerin imanı kemale erer. Ahirete imanla göç ederler. Efendimiz bizleri böyle müjdeliyor.

İMKÂN VARSA CEMAATTEN GERİ KALMAYIN

Farz diyen âlimler olduğu gibi vaciptir diyenler de var. Bedâiu’s-Sanâi, ‘Zahmetsiz, güçlük olmadan cemaate gitmeye kadir, hür olan kimseler için ezan okununca camiye gitmek vaciptir’ diyor. Kendi camisinde cemaati kaçırırsa başka camiye gitmeye mecbur değildir. Yani üstüne vacip değildir.

Ama giderse de güzel olur, diyor Bedâiu’s-Sanâi. İmam-ı Azam Hazretleri de hadisler mütevatir hadis olsa o da farz diyecek ama sünnetle bilindiği için Sünnet-İ Müekkede’dir yani vaciptir diyor. Ama İmam-ı Azam hiçbir zaman cemaatten de geri kalmamıştır. İmam Malik, İmam-ı Ahmed bin Hanbel ve Ebu Davud farzdır diyor.

Kaynak:Milli Gazete