Gelişemiyor, gelişmek istemiyor, gelişmek isteyenleri engelliyoruz...

Bunun en açık ve net örneği bilime, eğitime verilen önem...

Her geçen yıl daha da geriye giden; tutucu, gelişmeye kapalı bir anlayışın esiriyiz...

Sosyal bilimler alanında atıf alan çalışmamız neredeyse yok...

Böyle bir tabloda beyin göçü kaçınılmaz oluyor...

ODTÜ’den mezun olur olmaz akademik hayatını yurt dışında çeşitli üniversitelerde gerçekleştiren Dr. Sinan Küfeoğlu, en son Cambridge Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalışmaya başladı.Memleketi Bayburt’a kardeşinin düğünü için gitmiş olan akademisyen, buradaki yerel medyaya uzun uzadıya yaşadıklarını 

Bugünkü köşemi Bayburt'tan çıkıp ODTÜ'yü kazanan, daha sonrasında akademik anlamda önü kesilen bir akademisyene ayıracağız...

Dr. Sinan Küfeoğlu... İngiltere Cambridge Üniversitesi'nde Elektrik Güç Sistemleri Şebeke Arz Güvenliği konusunda akademisyen olarak görev yapıyor...BayburtMedya.com isimli yerel yayın yapan internet sitesinin gerçekleştirdiği röportajı, Türkiye'de bilime verilen önemin görülmesi açısında tarihi bir kesit, adeta bir tokat niteliğinde...

"Akademik olarak elektrik arz güvenliğinde çalışmamın yanı sıra enerji politikaları ve enerji konularında çalışıyorum. Aynı zamanda Avrupa enerji birliğiyle yakından ilgiliyim. Hem Brüksel'de enerji birliği toplantılarına hem de elektrikle enerjiyle ilgili konferans ve sempozyumlara katılıyorum. İlk konferansım 2013 yılında Stockholm'deydi. Oraya yaklaşık 3000 civarında katılan listeye baktığımda, hemen (T) harfine bakarak Türkiye'den kimse var mı diye baktığımda maalesef Türkiye listede yoktu. İran ve Mısırlılar vardı ama Türk yoktu. İkinci konferansta yine aynı manzarayla karşılaştım.

Daha sonra Brüksel'deki toplantılara gitmeye başladım. Burada Avrupa'nın geleceği tartışılıyor. Bununla birlikte yatırım fonları projeleri tartışılıyor. 100 milyarlarca Euro'nun havalarda uçuştuğu bir ortamdan bahsediyoruz. Yüzlerce sektör katılıyor, devlet kurumlarından özel sektörlerden ve üniversitelerden katılımlar vardı. Baktım Türk var mı yine yoktu. Bu toplantıların ana amacı insanların tanışarak ülkeler arasında ağ bilgilerini sağlayarak proje yapmaları ve konsorsiyum kurabilmeleridir. Türklerin bu ilgisizliğini görünce üzüldüm



Enerji konusuna geldiğimiz zaman Türkiye'nin bugün bir numaralı konusu cari açıktır. Cari açığın en önemli sebebi ise enerji ithalatıdır. Bizde enerji ithalatı yapan bir ülke olduğumuz için cari açık sorunu yaşıyoruz.

...Durumu detaylı bir şekilde izah eden bir mektubu Başbakan'a yazdım cevap gelmedi. Enerji Bakanlığı'na yazdım beni davet ettiler ama enerji işlerindeki uzmanlarla toplantı yapacakmışım. Türkiye'de malum, kararlar tepeden alınıp aşağı doğru indirildiği için benim için hiçbir şey kabul etmeyeceğinden Bakan Beyle görüşürüm ya da gelmem diyerek gitmedim. Daha sonra Bakan Bey'in özel kaleminden arayarak iletişim bilgilerimi istediler. Bilgileri vermeme rağmen aradan geçen bir yıl içerisinde hiçbir ses çıkmadı.

Daha sonra Maliye Bakanımız Naci Bey'e hem mektup yazdım hem de Finlandiya'dan kendisiyle sadece bu konuyu görüşebilmek için buraya geldim. Kendisiyle sadece ayak üstü görüşebildik. Ne yazık ki Naci Bey de zaman bulup ilgilenemedi. Sadece 'Biz yeteri kadar yurt dışında temsil ediliyoruz' dedi.

Bir müddet sonra beni İngiltere'den 'gel çalışalım' diye çağırdılar. Enerji hayatın temeli . Şu anda bizim amacımız tüm Avrupa enerji piyasalarını bir araya getirip entegre etmek. Benim de oradaki temel fonksiyonum Türkiye'yi ittirmeye çalışıyorum. Ama ben Finlandiya temsilcisi olduğum için Türkiye'yi temsil etmiyorum. Hatta bazı tepkilerle de karşılaştım. Fransız bir temsilciyle tartıştık. 'Sen Finlandiya'dan maaş alıyorsun ne diye Türkiye'nin çıkarlarını savunuyorsun. Bu hiç profesyonelce değil' dedi. Ben de profesyonel değil Türküm dedim. Yani bu gibi eleştiriler aldım.

Milliyetçi-muhafazakar olarak yetiştik biz. Bizi böyle yetiştirdiler. Hakikaten üzülüyoruz. Türkiye hiçbir yerde yok, haritalardan bile siliyorlar bizi...Para yok, ödenek yok. 30 bin kişilik parası-pulu olmayan Avrupa'daki herhangi bir şehir üniversitesi bile Türkiye'deki okulların önünde. İlk 500'e bir üniversitemiz girdi mi mutlu oluyoruz. O da zaten 500.sırada oluyor.

Türkiye'ye dönme gibi bir düşüncem yok. Tek beklentim gittiğim bir toplantıda 30-40 tane Türk görebilmek. 4 yılda katıldığı 30'dan fazla bilimsel toplantıda bir tek Türk göremedim."

İşte, Türkiye'de torpili olmadığı için kendine yer bulamayan ve Avrupa'da değer gören bir gencimizin anlattıkları...

Gençlerimiz, değerlerimiz heba olurken; bizler ise İstanbul'u kaybettikleri sırada meleklerin cinsiyetini tartışan Bizans papazlarının farklı versiyonlarıyla meşgulüz

Batuhan Çolak'ın Yeniçağ'daki yazısı