Borçsuz olun.

ÇÜNKÜ Hem Maddi Hem de Manevi Anlamda Huzurlu Olursunuz!

Borcun var, derdin var!

Çünkü İhtiyaçlarınızı Gerektiği Gibi Karşılayabilirsiniz!

Çünkü Hala Gençken Emekli Olmanın Keyfini Yaşayabilirsiniz!

Çünkü İstediğiniz Kadar Çalışma Özgürlüğüne Sahip Olursunuz!

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sanki bugünü görmüş gibi asırlar öncesinden bize borçluluk zilletinden sakınmayı tavsiye ederek, şöyle buyuruyor: ““Borç geceleri keder, gündüzleri zillet sebebidir,” (Tecrid-i Sarih Tercümesi; c. 5; s. 229)

 Dünya hayatı elimize ancak bir sefer geçecek çok kıymetli bir sermayedir. Bizler isteklerimize kavuşmakta acele ederek bu sermayeyi bize acıması olmayan bankalara rehin vermeyelim. Gerekirse ayağımızı yorganımıza göre uzatalım, borçtan sakınalım.

Elbette borçlanmak zorunda kalmış yakınlarımıza ve dostlarımıza da el uzatalım. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, "Mi'raca götürüldüğüm gece cennetin kapısında şunların yazılı olduğunu gördüm: 'Sadaka verene on misli sevap yazılır. Borç verene ise on sekiz misli sevap yazılır.' Bunun üzerine ben, 'Ey Cebrail, borç vermek sadaka vermekten niye daha üstün oluyor?' diye sordum. Cebrail şöyle cevap verdi: Çünkü sadaka isteyen dilenci malı bulunduğu halde sadaka isteyebilir. Borç isteyen ise malı bulunmadığı için borç ister." (İbn Mâce, Karz, 59.) buyuruyor.

Gün geçmiyor ki, medyada bankalara olan borcu yüzünden felakete sürüklenen bir kişinin ve çilekeş ailesinin dramını okumayalım. İslam toplumunda asla olmaması gereken bu manzaralara duyarsızlaşıyor ve çözüm bulmak için pek bir şey yapmıyoruz. Halbuki borçlanmanın bu derece kitleselleşmesi toplumu fazilet toplumu olmaktan uzaklaştırıyor, her türlü kötülüğün ve yıkımın adeta pimini çekiyor.

Orta yaşlarda bir hanım, uzun yıllar devamlı olduğu sohbeti bırakmıştı. Halini sormak için kendisini aradığımda, “Çalışıyorum. Bir şirkette yemek ve temizlik işleri yapmaya başladım, o yüzden gelemiyorum.” Dedi. Oğlunun başına gelen felaket yüzünden çalışmaya mecbur kaldığını anlattı.

Yeni evli olan oğlu, hanımının ziynetlerini peşinat olarak verip üç yıl vadeli borçlanarak araba almış. Daha borcunun yarısına bile gelmemiş ki, bir arkadaşı arabayı ödünç almış ve feci bir kaza yapmış. Araba hurdaya dönmüş, kendisi ağır yaralı hastaneye kaldırılmış. Arkadaşının ailesi de, “Neden arabayı verdin? Vermeseydin bunlar olmayacaktı,” diye hanımın oğlunu suçluyorlarmış. Arabası elden gittiği gibi bir de üstüne suçlu olmuş. “Olur mu öyle şey,” demeyin, oluyor.

Günümüz pazarlama stratejileri de insanlardaki acelecilik duygusunu sömürüyor. Bilhassa bankaların tüketici kredileri ve kredi kartları, taksitli alışverişi teşvik ederek yığınla insanın geleceğini rehin alıyor.

Hâlbuki Allah-u Zülcelâl bazen kuluna bir imkânı vermemekle onu musibetlerden koruyor. Ne yazık ki kul ısrarla, acele ediyor, “İlla hemen olsun, istediklerimi hemen elde edeyim” diyor. Ne yazık ki sonuç pişmanlık oluyor.

Bugün ülkemizde 3 milyondan fazla kişi kredi ve kredi kartı borcunun ödemelerini sürdüremediği için yasal takibe düşmüş. Üstelik bunlara asgari limiti ödeyerek borcunun vadesini uzatanlar dâhil değil. Yahut kredi yapılandırma talebinde bulunan yahut başka bankadan kredi çekerek borç transferi yoluna gidenler. Bunlar da çözüm değildir aslında, sadece vadeyi uzatmış, faiz yükünü kat kat artırmış oluyor.

Hâlbuki tüketmek için acele etmenin hiçbir mantıklı sebebi yok. Biraz düşünecek olursak sabit gelirli bir insanın kredi kartıyla ve tüketici kredileri için borçlanması büyük risktir. Çünkü insanların gelirleri sabit olsa da giderleri sabit değildir. Hemen herkesin başına gelebilecek beklenmedik hadiseler, hesapta olmayan harcamalar gerektirebilir. Hatta bizzat satın alınan o yeni araba, internet bağlantılı cep telefonu veya bilgisayar başlı başına bir masraf kapısı olacaktır. Arabaya hiç binmeseniz bile yıllık muayene ve zorunlu trafik sigortası gibi masrafları vardır.

Bunun yanında insanın gelirinin de sabit olması garanti değildir. Beklenmedik bir şekilde işsiz kalmak, maaş indirimi, ihtiyaçların pahalanması gibi istenmeyen durumlar herkesin başına gelebilir.

İnsanın bu durumları borçsuzken yaşaması bile sıkıntı kaynağıdır, hele bir de borçlu olması zincirleme felaket getirebilir.

Borçlanmak Çözüm mü?

Borçtan kaçınmak için birçok mantıklı sebep vardır. Çünkü borç yarını şimdiden tüketmek demektir. Bugünün ekmeği sana yetmiyorsa, yarının ekmeğinden de bölüp eksilttiğin takdirde, yarın o eksik gelirle nasıl geçineceksin? Bu yarınlarını acımasız insanların eline rehin vermek demektir.

Günümüzde banka reklamları borçlanmayı bir çözüm yolu gibi göstererek tuzağa düşürmektedir. Biraz düşünürsek, pek çok durumda borçlanmak meselelerin çözümü değildir. Mesela bir esnaf düşünelim, dükkânının kazancı yeterli gelmiyor diye borçlanarak mal alıyor. Bu çözüm olacak mı? Hayır. Aksine ödeme zamanı geldiğinde ödeyemeyince icra takibini ve iflası beraberinde getirecek.

O kişinin dürüstçe düşünmesi lazım, “Acaba neden kazancım yetmiyor? Belki dükkânımın yeri bu iş için uygun değil. Yahut harcamalarım kazancıma uygun değil.” Sorun neyse tespit edilip sağlıklı bir çözüm bulunmalı. Borçlanmak hiçbir zaman kolay çözüm yolu değildir; en iyi çözüm yolu gerçeklerle yüzleşmektir.

Bazı aileleri duyuyoruz, hanımın istediği eşyaları almak için borçlanmışlar. Sonra borcu ödemek için kemer sıkmaya da razı olmamışlar. Borçların vadesi uzadıkça yük ağırlaşmış ve sonuç felaket olmuş. Eve icra gelince kadın da boşanmak için mahkemenin yolunu tutmuş. Bu kocaya, “Neden borçlandın?” diye sorsan, “Karımın dırdırından kurtulmak için,” diyecek. Peki kurtulmuş mu?

Hâlbuki baştan çizgiyi çekip, “Beğenirsen böyle, ” deseydi karısı da sadece söylenir dururdu. Hatta kocası kendini saydırmayı bilse onu da yapamazdı.

Oğullarımızı yetiştirirken para kazanmayı öğrettiğimiz kadar saygı kazanmayı da öğretmemiz gerekli. Yoksa sonu çok acı bitebilir. Bazen haberlerde duyuyoruz, “Genç iş adamı arabasının içinde ölü bulundu. Borçlarını ödeyemeyince tabancasını şakağına dayadı ve hayata veda etti!”

Dünyada her sıkıntıya bir şekilde katlanılır, asıl büyük felaket ahiret felaketi… Hesapsızca borçlanan kişilerin bir kısmı kendine kıyarken kimisi de borçlarını ödemek için ahlaksız tekliflere evet der, rüşvete, yolsuzluğa, haksız kazanç yöntemlerine bulaşır. Haramdan kazanmaya bir kez alışan artık helal hassasiyetini yitirir. Sonunda kalbi katılaşır ve Allah korusun, imanı elden gider.

Peygamber efendimizin borçlu olarak vefat eden sahabesi hakkında, "Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın namazını siz kılın!" buyurduğunu ancak o borcu yüklenen bir kişi ortaya çıkınca onun namazını kıldırdığını okuyoruz. (Tirmizi, Cenâiz 69; Nesâi, Cenâiz 67)

Yine Peygamber efendimiz, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesini “Büyük günahlardan sonra, en büyük günahlardan biri,” (Ebû Davud, Büyü 9) olarak vasıflandırıyor.

Elbette efendimizin borçtan şiddetle sakındırmasının pek çok hikmeti var. Başka hiçbir tehlikesi ve zararı olmasa bile insanı dünya ile daha fazla meşgul etmesi, ahiret hazırlığımızın önüne geçmesi zarar olarak yeter.

Esasen ödeyebilecek olsa bile Rabbimizin haram kıldığı faizi ödemek zorunda kalmak hem günah hem de zulümdür. Faizle borçlanmak çoğu zaman ödeme gücü zayıf kişilerin ayaklarına geçirilmiş prangadır. Bugün yığınlar halinde insanımız boynuna borç ilmeği geçirilmiş, bankalar için köle gibi çalışmaktadır.

Çünkü İhtiyaçlarınızı Gerektiği Gibi Karşılayabilirsiniz!

Borçlanmadan Önce Araştır

Bugün bankalar, sabit gelirlileri “Nasıl olsa maaşlarına haciz koymak kolay olur” mantığıyla borca sürüklemek istiyorlar. Devlet memurlarının birçoğunun telefonuna kredi ve kredi kartı pazarlayan bankacıların araması bundandır.

Bir banka müdürü, memurlara kredi pazarlamakla görevli olan call center çalışanlarına şöyle diyor: “Eğer müşteriler, ‘Ödeyemezsek ne olur?’ gibi sorular sorarlarsa dürüstçe cevap vermeye kalkışmayın. Unutmayın ki siz onların hukuk danışmanı değilsiniz.

Sizin maaşınızı banka ödüyor ve bunun için de bankanın para kazanması lazım!”

İnsanların pek çoğu kredi kartı borçlarının çok yaygın olmasına bakarak bunu normal gibi görüyor. Hatta bu yazı için internette araştırma yaptığımda bir hukuk danışmanının şöyle şikâyette bulunduğunu gördüm: “Birçok kişi kredi kullanmadan önce sorması gereken soruları, borç gırtlağa dayandıktan sonra soruyor.”

Yine aynı sitede “Kulaktan dolma bilgilerle kredi kartı borcunun zaman aşımıyla silineceğini zannedenler var. Faiziyle beraber tamamen ödemeden hiçbir borç silinmez. Ödemelerinizi aksattığınız zaman adınız bankaların kara listesine girer. Buna kredi sicili denir. Kredi sicili bozuk kişinin kredi notu düşer, yani bankalar size borç vermez. İşte bu kredi siciliniz ancak tüm borçlarınızı ödeyip temizledikten beş yıl sonra silinir, yani size tekrar borç verirler. Yani silinen sadece kara listeye alınmış olan adınızdır. Ne yazık ki gençler bunu yanlış anlıyor.”

Yine pek bilinmeyen bir başka gerçek, “Eğer bankalara borcunuzu taahhüd ettiğiniz şekilde ödemezseniz hapse girebilirsiniz.”

Borçluluk sadece borcu olan kişiyi ilgilendiren bir sorun değildir. Eğer bir toplumun fertlerini faizle borçlanmaktan koruyan tedbirleri kalmamışsa bu, o toplumun borç kanserine yakalandığını gösterir.

Evet, borçluluk adeta bir kanser gibidir. Nasıl ki kanserli hücreler sağlıklı dokulara ve organlara zarar verirse, borç batağına saplanan kişilerin de ailelerine ve çevrelerine zararı dokunur.

Faiz, Düşük de Olsa Haramdır

Elbette insanlar hayatın bazı dönemlerinde borç almaya muhtaç kalabilirler. Müslümanların kendi aralarında yardımlaşmaları, faizsiz ve geniş vadeyle borç vermeleri, böylece birbirlerini faizle borçlanmaktan korumaları gerekir.

Esasen ödeyememe riski olmasa bile faizle borçlanma Allah katında haram bir muamele olması bakımından büyük bir günahtır. Velev ki, en az faizi ödese de günah işlenmiş olur. Çünkü dinimizde faiz almak da, ödemek de, Allah'ın ayetlerle kesin olarak yasakladığı bir günahtır.

Bunun yanında faizle borçlanmak çoğu insan için büyük bir zulüm, hatta “ekonomik terör”dür. Nasıl ki terör masum insanlara da zarar verir, sosyal yaralar açarsa faiz de öyle toplumu felakete sürükler.

Çünkü İstediğiniz Kadar Çalışma Özgürlüğüne Sahip Olursunuz!

Azıcık Aşım Ağrısız Başım

Borçlanmamanın çaresi eskilerin, “Azıcık aşım, ağrısız başım,” felsefesini kendimize rehber edinmektir. Bu dünya hayatı her türlü yaşanır, geçer. Varlığa da alışılır, yokluğa da. İnsan kendisini ve ailesini yüksek hayat kalitesine alıştırmamalı. Sonra bunu sürdürmek uğruna gücü yetmeyecek borçlara girebilir.

Hatta tedbirli bir ev hanımı, “Ak akçe kara gün içindir,” diye düşünmeli, mutfak masrafından tasarruf edip bir kenara ayırmalı. Eski kadınlar böyle yapar, kocasının sıkıntılı günlerinde veya evlatlarının eğitimi, evlenmesi gibi zamanlarında birikimleriyle onların imdadına yetişirdi. Büyüklerimiz her eline geçeni yemeyi bile ayıplardı.

Bir diğeri de, fazla kazanç için, işimi büyüteceğim diye aşırı hırsa kapılmamalı. Allah insana fazla rızık takdir ettiyse onu bir vesile ile verir. Tanıdığımız bir esnaf vardı, “Ben faiz şüphesinden sakınmak için sadece peşin alıp satacağım. Ne vadeyle mal alırım, ne de taksitle mal satarım” demişti. Komşuları, “Yapamazsın, iş hacmin düşer, yürümez,” dese de kararından vazgeçmedi.

Birkaç yıl sonra o piyasada durumu en düzgün kişiydi. Çünkü peşin aldığı için çok avantajlı fiyatla ve istediği yerden mal alabiliyor, böylece uygun fiyata kaliteli mal satabiliyordu. Ciddi ve dürüst alıcılar ondan peşin parayla, avantajlı alışveriş yapıyordu.

Hem başı rahattı, ne alacak tahsiliyle ne de borç ödemekle uğraşmıyordu. O da ailesine yetecek kadar kazandı, çocuklarını helal rızıkla yetiştirdi. Hem kaliteli, hem de huzurlu bir hayat yaşamış oldu.

Allah'a tevekkül edip, eline geçen nasibe razı olan insan iki dünyada da rahat eder. Dünyayı kendine dert edinen ise bu onmaz dertten bir türlü kurtulamaz.

Allah-u Zülcelâl hepimizi iki dünyada yüzkarası olan borç yükünden korusun. Allah'a ve kullara borçsuz bir şekilde can borcumuzu ödemeyi nasip etsin.

Hatice Kübra Ergin/İslami hayat