Türkiye hapishanelerinde 200.000’e (iki yüz bin) yakın hükümlü ve tutuklu varmış.
Yeni açılan yüz kadar üniversitenin tüm öğrenci sayısından fazla.
Önce şu bilinsin: İslam dininde şu suçun cezası şu kadar gün, ay veya sene hapistir diye bir suç ve cezayı bildiren bir madde yoktur.
Birinin çektiği cezayı, ailenin diğer fertlerine de çektirmek yoktur İslam’da.
Teklifim:
HAPİSHANELER EĞİTİM YUVASI OLSUN
Böylece Yusuf aleyhisselamın bir iftira ile atıldığı hapishaneyi medreseye çevirme sünneti de yeniden diriltilmiş olur.
Diyanet ve Milli Eğitim’in personelinden yararlanarak hemen bir eğitim programı hazırlanıp faaliyete geçirilmeli.
Kur’an, hadis, siret ve ilmihal bilgilerinden aldıkları eğitim sonunda belirlenen kriterlere uygun olarak not alanlar için, hapis günlerinden indirim yapılarak teşvik edilebilir.
Bu konuda gerekli kanuni düzenleme yapılmalı ve hemen derslere başlanmalı.
12 Mart 1971 muhtırasında Karaman hapishanesinde açtığım kütüphane ve mahkûmlara yaptığım konuşmalardan çok iyi sonuçlar aldığımı daha önceki yazlarımda yeri geldikçe anlatmıştım.
24.11.2016 tarihli Milli Gazete’de yayınlanan bir haberde, Konya Kapalı E Tipi Cezaevi’ndeki mahkûmlara yönelik Kur’an-ı Kerim’i Ezberleme ve Meal Yarışması düzenlendiği birinci, ikinci ve üçüncülerin seçildiği haberi verilmişti.
Görevlileri tebrik ederim, daha başarılı programlarla örnekliklerini geliştirmelerini dilerim.
Ama devletin çok ciddi olarak ele alıp bu eğitim programını hazırlayıp hemen başlatmalı.
Hapishanelerde yatmakta olan eğitimli insanlardan da yararlanmalı.
Eğitimli insanlara bu eğitim verme karşılığında ücret olarak sayılı gönlerinden düşürülmeli.
Hem eğitenler, hem eğitilenler, hapishaneden daha çabuk çıkabilmek için din eğitimine daha bir iştahla sarılacak ve hem de dinimi öğreniyorum diyerek yürekten derslere çalışacak.
12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Mut ilçesinde vaizdim.
Şehrin sağcı ve solcuları hapse tıkıldılar.
Yüzbaşıdan izin alınarak hapishanede de vaazlar vermeye başladım.
İki gurubu bir araya getirmek sakıncalı olacağından ben iki ayrı konuşma yapıyordum.
Solcu diye tutuklananlar bölümündeki konuşmalarım daha çok tartışmalı geçiyordu.
Koğuşun ağası, Mut ilçesinden değildi.
Parası ve bileği güçlü olduğundan onun sözü geçerdi.
İmanın altı şartını anlatmaya başladım, itirazlar, cevaplar sonunda iknalar ile devam ederken bir gün sıra, “Ahirete iman” konusuna gelince koğuş ağası, “Hocam, bu konuyu geç, bizi ikna edemezsin” dedi.
Neden ikna edemeyeyim
“Bak hoca, bir adam denize düşse, balina adamı yutsa, balinayı balıkçılar tutsa, bin parça yapsalar, bin parçayı binlerce insan yese, balinayı yiyenlerden biri Türkiye’de ölse, öbürü Japonya’da ölse, biri yangında yanıp duman olsa, bu denize düşen adamı Allah nereden bulacak” dedi.
Bende ona, “Sen adamı dağıttın. Ben de senin toplanışını, 75 kiloya nasıl ulaştığını anlatayım. Otuz beş sene önce yoktun. Dünyaya geldiğinde üç-beş kiloluk bir çocuktun. Önce süt emdin, sonra Adana’nın domatesi, Karaman’ın bulguru, Rize’nin çayı, Trakya’nın ay çiçek yağı, Ayvalık’ın zeytinyağı, gökyüzünün güneşi, havası, yeryüzünün birçok yiyeceği sende toplandı. Sen dağılışı anlattın bende toplanışı anlattım. Seni toplayan, dağıtınca yine toplar.
Buradan çıkınca, anne ve babanın okuduğu Kur’an-ı Kerim’i aç ve Yasin Suresi’nin 78 ve 79’uncu ayetlerini oku. Kâfirin biri, mezarlıktan aldığı çürümüş kemiği, Sevgili Peygamberimizin önünde ezerek havada tozların akışı seyrederken, ‘Bunları kim diriltecek’ demiş. Ve bunun üzerine Rabbimiz ayetini göndererek, ‘Kemik yokken onu kim diriltti ise çürüdükten sonra da onu O diriltecek’ anlamında:
78-Yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi. ‘Bu çürümüş kemikleri kim diril-tecek’ dedi.
79-‘Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O bütün yaratıkları bilir’ de ayetlerini indirmiş” dediğimde;
yyy “Evet, toplar hocam” demişti.

Hapishaneler eğitim yuvası haline dönüştürülebilir