Muharrem'in 10.günü  evine alış veriş ile ilgili görsel sonucu

 

2018 YILI (BU YIL) AŞURE GÜNÜ NE ZAMAN?

Muharrem ayı 11 Eylül Salı 2018 günü başlıyor. Yani 11 Eylül Salı’yı çarşambaya bağlayan gece Hicri Yılbaşı oluyor ve Muharrem ayına girmiş oluyor. 

İşte 2018 Muharrem ayı ile ilgili tarihler:

1 Muharrem – 2018: 11 Eylül 201 Salı

10 Muharrem – 2018: 20 Eylül 2018 Perşembe

Hicri yılbaşı – 2018: 11 Eylül 201 Salı

Aşure günü – 2018: 20 Eylül 2018 Perşembe

Sual: Aşûre günü ve gecesinin önemi nedir?

CEVAP
Muharrem ayının onuncu günü Aşûre günüdür. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.) [Müslim]

 

Aşûre günü ve gecesi

Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşûre gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşûre günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem’in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh’un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus’un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim’in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris’in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub’un oğlu Hazret-i Yusuf’a kavuşması, Hazret-i Yusuf’un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb’ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa’nın Kızıldeniz’i geçmesi, Hazret-i İsa’nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşûre günü oldu.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aşûre günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişti. Allahü teâlâ denizi, beni İsrail için, aşûre günü yardı. Yine Aşûre günü Allahü teâlâ Adem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani]

Öteden beri Kureyş de, Resulullah da Aşûre günü oruç tutardı. Medine’ye gelince de yine o gün oruç tuttu ve tutulmasını emretti. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)

Medine’de aşûre günü oruç tutan Peygamber efendimiz, Yahudilerin de oruç tuttuklarını gördü. (Niye oruç tutuyorsunuz?) diye sordu. Onlar da, (Allah’ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bu günde oruç tuttuğu için) dediler. Resulullah efendimiz de, Müslümanların bugün oruç tutmalarının sebebini anlatmak için, (Ben Musa aleyhisselama sizden daha layıkım) buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Aşûre günü yapılması iyi olan işler:
1- Aşûre günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Aşûre günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizî, İ. Ahmed, Taberanî]
Tek başına Aşûre günü oruç tutmak mekruh olur. Çünkü Yahudilere benzenmiş olur. 9. ile 10. veya 10. ile 11. günü tutulursa mekruh olmaz.

(Aşûrenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehitler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a]

(Aşûre günü bir gün önce, bir gün sonra da tutarak, Yahudilere muhalefet edin!) [İ. Ahmed] [Yalnız Aşûre günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!]

Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki:
(Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşûre günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

Bugün oruç tutmak çok kıymetlidir. Peygamber efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullah’ın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşûre günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşûre günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullah’a hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.

2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani salih akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşûre günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

3- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

Aşûre tatlısı pişirmeyi sünnet sanarak pişirmek, bid’at olur, caiz olmaz. Ama sünnet demeden Aşûre veya başka herhangi bir tatlı pişirmekte mahzur yoktur. Bu inceliği iyi anlamalıdır. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hâkim)

4- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)

5- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyhekî)

6- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir’a) [Bu sevaplar, itikadı düzgün olan, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşûre günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmaz.]

7- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap, [mesela İslam Ahlakı veya Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye] okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir’a)

Hazret-i Hüseyin, 10 Muharremde şehit edildi. O yüce imamın şehit edilmesi, elbette bütün müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hamza’nın şehit edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamber efendimiz, Hazret-i Hamza’nın şehit edildiği günün yıldönümlerinde matem [yas] tutmadı. Matem tutmayı da emretmedi. Matem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber efendimizin ölümü için matem tutulurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Matem tutan, ölmeden tevbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]

(İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.) [Müslim]

Hicri yılbaşında okunan bu dua, Aşûre günü de okunabilir:
(Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü’l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es’elüke fîhe’l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihin-nefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.)

 

 

 

Arapçada “aşere” on"âşir" onuncu demektir. Halkımız onuncu gün mânasına gelen “âşir”i, aşure şeklinde telâffuz ederek Muharrem’in onuncu gününe aşure günü ismi vermiş, böylece tarihe de aşure günü olarak geçmiştir.

Aşure gününün içinde bulunduğu ayın adı Muharrem'dir. Bu ay hicri takvimin başı olmakla önem kazanmıştır. Bunun yanında, bazı tarihî olaylara mazhar olmakla da ayrı bir özellik kazanmıştır. Dört haram/muhtereme aylardan biri olarak da eskiden beri bir ayrıcalığa sahiptir. Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asv)'in Ramazan'dan sonra en çok oruç tuttuğu bir ay olarak da bilinir.

Müslim’in rivayetine göre Hz peygamber (a.s.m) 

“Ramazan ayından sonra oruç için en faziletli ay Muharrem ayıdır.”(Müslim, Sıyam, 202-203) diye buyurmuştur.

Aşure gününün orucu, kendisinden önceki bir yılın günahlarına kefaret olacağına dair rivayetler de vardır.

Aşure ile ilgili bir ayet yoktur. Ancak Tevbe Suresi'nin 36. ayetinde, ayrıcalıklı olarak söz konusu edilen haram/muhterem dört aylardan biri de Muharrem ayıdır.

Şu anda takvimlerimizde iki tarih vardır. İkisi de peygamberlerle alâkalıdır. Biri İsa Aleyhisselâm’ın doğumunu temel kabûl eder, biri de Muhammed Aleyhisselâm’ın hicretini...

İsâ Aleyhisselâm’ın doğumundan başlayan tarihe, “Milâdî Tarih” adı verilmiştir. Âhir zaman Nebîsi (asv)’in hicretini temel kabûl eden tarihe de “Hicrî Tarih” adı verilmiştir. Demek her iki takvim de peygambere dayanmaktadır.

Milâdî takvimde sene, nasıl Ocak ayı ile başlarsa, hicrî takvimde de Muharrem ayı ile başlar; ilk hicret kafilesinin yola çıktığı bu ay, hicrî senenin ilk ayı olarak bilinir.

Muharrem ayının, senenin ilk ayı oluşuna sadece hicret kafilesinin bu ayda harekete geçmesi sebep olmamıştır. Bu ay, ayrıca tarih boyunca fevkalâde hâdiselere menşe’ ve mebde’ olmuştur. Bu hâdiselerle de Muharrem ayı hicrî takvimin birinci ayı olmaya lâyık görülmüştür.

Hele bu ayda bir de aşure günü vardır ki, geçmiş bütün peygamberlerce farklı bir gün olarak kabûl edilmiş, birçok hayırlı ve hattâ hüzünlü hâdiseler bu Muharrem ayının onuncu günü içinde kaderin çizgisine aksetmiştir.

Kaynaklarda geçtiğine göre ise bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunduğu içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah Hz. Musa'ya (a.s.) aşura gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağı'nın üzerine aşure gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından aşure günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesi aşura günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf (as) kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan aşura günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud'un (a.s) tövbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (as) doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.) oğlu Hz.Yusuf (as)'ın hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (bk. Diyarbekri, Tarihu'l-hamis, 1/360; Sahih-i Müslim Şerhi 6/140)

Bu yüzdendir ki, hemen bütün İslâm ülkelerinde 10 Muharrem’de çeşitli tahılların bir araya getirilerek yapıldığı aşure tatlısı yapılır, bu tarihî hâdiselerin hatırlanması mânasında sevinçli ve neşeli günler yaşanır, eş dosta aşure yedirme âdeti devam eder.

Aslında böyle bir tatlı İslâmî bakımdan ne emredilir, ne de nehiy... Yâni, ne yapana yapma denir, ne yapmayana yap... Anlayış ve âdet mes’elesi...

Nûh Aleyhisselâm’ın gemisinden karaya çıktığı günü, geride kalan çeşitli tahılları bir araya getirip de pişirdiği şükür tatlısının hatırlanması mânasında yapılan aşureler, herhalde gönüllerde bir canlanma, çoraklaşan maddî hayatımızda bir tebessüme imkân vermektedir. Kendi gibi, mânası da tatlıdır.

Hz. Peygamber (asv) Medîne`ye geldiği zaman Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu; cevap olarak şöyle dediler:

"Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğulları`nı Firavun`un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah`a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız." dediler. Hz. Peygamber; "Biz Musa`nın sünnetine sizden daha yakınız." dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarih, VI/308, 309)

Hz. Âişe`den nakledilen şu hadiste, Allah Resulu (asv)`ın Mekke döneminde de aşûre orucu tuttuğu anlaşılır.

"Cahiliye devrinde Kureyş, aşûre gününde oruç tutardı. Hicretten önce Hz. Peygamber (asv) de aşûre orucu tutardı. Medine`ye hicret ettikten sonra bu oruca devam etti; ashabına da tutmalarını emretti. Ertesi yıl, Ramazan orucu farz kılınınca, aşûre günü orucunu bıraktı, isteyen bu orucu tuttu, dileyen de bıraktı." (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarîh, VI/307, 308).

İslâm bilginleri aşûre orucunun vacip değil, sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Yalnız İslâm`ın başlangıcındaki hükmü konusunda, Ebû Hanîfe vacip derken, İmam Şâfiî müekked bir sünnet olduğunu söylemiştir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra, bu oruç müstehap olmuştur. Ayrıca Yahudilere benzememek için Muharrem`in 9 ve 10 veya 10 ve 11`nci günlerinde oruç tutmak güzel görülmüştür.

Bu günde, oruçtan başka hayır hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa Peygamberimiz (asv) mü'minin aile efradına aşura gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadiste şöyle buyurular:

"Her kim aşura gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2/116)

Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimiz (asv)'in bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay, Hazret-i Hüseyin (ra)'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış, en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kaderin verdiği hükme boyun eğen her mü'min, bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları, yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar, ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehlisünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

 

 

 

ÂŞÛRÂ GÜNÜ, İMKAN DAHİLİNDE ŞU 25 BEŞ HASLET İŞLENİR

 

 

l) Tevbe istiğfarda bulunmak.

Nitekim Hz.Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasû lüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:

“O (muharrem ayı)nda öyle bir gün vardır ki Allâh-u Te alâ o (Âşûrâ) gün(ün)de (Âdem (Aleyhisselâm)ın tevbesini kabul ettiği gibi Yûnus ve Mûsâ (Aleyhimes- selâm)ın ümmeti gibi) bir kavmin tevbesini (de) kabul etmiştir ve yine o (Âşûrâ) gün(ün)de(ümmet i Muhammed’den o günün kıymetini bilip amellerini ifâ eden) başka toplulukların da tevbesini kabul ede (çekti) r.”

(Tirmizî, Savm-AO, no:741, 3/117; Ahmed ibniHanbel, el-Müsned, no: 1335, 2/448)

 

Bununla âmil olmak için en azından 25 veya 27 kere şu istiğfârı okumakta çok fayda vardır. Nitekim Şeyh Ali ibni Ebî Bekr es-Sekkâf (Rahimehullâh) “Me‘âricü’l-hidâye”isimli eserinde şöyle demiştir:

“Meşhur olan istiğfâr çeşitlerinden biri de, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den rivayet edilen:

 

“Her kim sabahtan ve ikindiden sonra yirmi beş kere, diğer bir rivayette yirmi yedi kere:

‘Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, O Rahmân ve Rahim, O Hayy-ü Kayyûm olan, O hiç ölmeyecek Allah’tan mağfiret talep ediyorum ve O’na tevbe ediyorum. Ey Rabbim! Beni affet’ derse, ne canında, ne ailesinde, ne evinde, ne de bulunduğu şehirde istemediği bir şey görmez.”

(Habîb Zeyn, en-Nücûmü’z-zâhira, sh:144; Seyyid Muhammed Alevî el-Mâlikî, Ebvâbul-ferac, sh:221; Muhhu’l-‘ibâde sh:724; Şerciel-Fevâid, Ali ibni Hasen el-Attâs, el-Kırtâs, 2/248) hadîs-i şerifinde geçen istiğfardır.

 

O halde sabah-akşam bu istiğfâra devam etmek lazımdır. Meşâyıhtan bir cemaat, aralarında bu istiğfârı vasiyetleşirler ve bunda gördükleri büyük fayda, üstün bereket ve kıymetli muhâfazadan dolayı bunu tale­belerine, çocuklarına ve arkadaşlarına tavsiye ederlerdi.

 

2) (Farz namazlar dışında nâfile) namaz (kılmak). (O gün kılınacak bazı namazların tarifleri geride zikredildi.)

3) Oruç tutmak. (Bu husustaki faziletler geride zikredildi.)

4) Sıla-i rahim (akrabayı arayıp sormak). Bu hususta Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyur­duğu rivayet olunmuştur:

“Her kim akrabasıyla ilişkini kesmiş (bir durumda) olur da, Âşûrâ günü o akrabalık ilişkisini ye­niden kur(mak için kişiyi arayıp sor)arsa, Allâh-u Te alâ onun için Zekeriya oğlu Yahyâ ve îsâ (Aleyhi- messelâm)ın sevabından nasip ayırır ve bu kişi o peygamberle cennette şu ikisi gibi (birbirlerine yakın) olurlar.”

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu hadîs-i şerifin sonunda baş parmağı ile orta parmağını birbirine birleştirmiş (ve Âşûrâ gününde ilişkisini kestiği akrabasıyla barışan kişinin cennette zikri geçen peygamber­lerle o kadar yakın olacağını ifade etmiş)tir.

(Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şirati’l-İslâm, sh:217)

 

5) Sadaka vermek. Kütüb-ü semâviyyede şöyle yazıldığı rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde sadaka verirse, sanki (sadaka) isteyen hiç kimseyi (geride) bırakmamış da hepsine sadaka vermiş gibidir. Her kim o günde bir fakire ikram ederse, Allâh-u Te alâ da kabre koyulduğu günde ona yardım eder.”

(Safûrî, Nüzhetul-mecâlis, 1/157)

 

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in bu konuda şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

“Her kim Âşûrâ gününde zerre miktarınca sadaka verirse, Allâh-u Te alâ ona Uhud Dağı miktarınca sevap verir ve bu sevap kıyamet gününde o kişinin mizanında bulunur.”

(Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şirati’l-Îslâm, sh:217)

 

Selef-i sâlihinden bazıları şöyle demiştir: “Her kim Âşûrâ gününde sadaka verirse, bütün sene boyunca (vermeyip de sevabını) kaçırmış olduğu sadakaları vermiş gibi olur.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89)

 

Âşûrâ günü sadaka vermeyen bir âlimin mahrumiyeti hakkında şöyle bir kıssa zikredilmektedir; bir Âşûrâ günü fakirin biri Reyy (şimdiki Tahran) kadısına gelerek: “Bugünün hakkına Allâh cc için bana bir şey ver” demiş fakat kadı efendi onun tarafına bakmamış, bu durumu gören bu Nasrânî (Hıristiyan) o fakire istediğini vererek onu memnun etmiş.

 

O gece kadı efendi rüyasında bir altından, bir de kırmızı yakuttan olmak üzere iki saray görmüş ve on­lara kime ait olduklarını sormuş, kendisine: “Aşure günü o fakirin ihtiyacını görseydin, bunlar senin olacak­tı fakat sen hayra mâni olunca bu köşkler falan Hristiyan’a nasip oldu” denilmiş.

Bu rüya üzerine dehşet içerisinde uyanan kadı efendi tanıdığı o Hristiyan’a giderek ona: “Dün fakire yaptığın iyiliğin sevabını yüz bin akçe karşılığında bana sat” demiş ama o Nasrani: “Sen o iki köşkün eski­lerine karşılık yüz bin akçe verecek olsan da, bunu sana vermem” dedikten sonra kelime-i şehadet getirerek kendisine Aşure günü sadaka vermesi vesilesiyle iman nasip olduğunu ve Müslüman olduktan sonra bu köşklere nail kılındığını beyan etmiş.

Yine nakledildiği üzere Mısır’da bir elbiseden başka hiçbir şeyi olmayan bir adam varmış. Âşûrâ günü sabah namazında Amr ibni Âs camisindeymiş. Kadınların dua için o camiye girmesine ancak Âşûrâ günü müsaade edilirmiş. Bir kadın bu zâta: “Allâh için bana bir şey ver de çocuklarıma bakabilmek için ondan faydalanayım” demiş. O zat da üzerindeki elbiseden başka bir şey bulunmadığı için o fakir kadım evinin kapısına kadar peşi sıra getirmiş, eve girdiğinde bir peştemale sarılarak üzerindeki elbiseyi kapının ara­lığından o fakir kadına vermiş, kadın da ona: “Allâh sana cennet hüllelerinden giydirsin” diye dua etmiş.

O zat o gece rüyasında yanında çok hoş kokulu elma bulunan pek güzel bir hûri kızı görmüş, elindeki el­mayı böldüğünde içinde bir cennet elbisesi bulmuş, o hûriye kim olduğunu sorunca o: “Ben senin cennet­teki Âşûrâ adındaki zevcenim” demiş. Bu zat rüyanın etkisiyle uyandığında hânesinin cok hoş bir kokuyla e kaplandığım farketmiş ve hemen abdest alarak iki rekat namaz kıldıktan sonra: “Ey Allâh! Eğer bu rüya hak olup benim cennette böyle bir eşim varsa, beni hemen huzurun al” diye dua etmiş. Allâh-u Teâlâ da duasını kabul etmiş ve bu zat o anda ruhunu teslim etmiş.

(SafûrîNüzhetü’l-mecâlis, 1/158) 

 

6) Gusül (boy abdesti) almak. Bununla alakalı olarak İbni Abbâs (RadıyallâhuAnh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:

“Her kim Âşûrâ gününde gusül abdesti alırsa, ölüm hastalığından başka bir hastalık görmez.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/88)

Eserlerde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde gusül abdesti alırsa, Allâh-u Te‘âlâ’nın katında annesinin onu doğurduğu günkü gibi gü­nahlardan arınmış olur.” (Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şirati’l-lslâm, sh:218)

Ayrıca bir haberde şöyle vârid olmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde iki kere gusül abdesti alırsa, ebediy- yen gözleri hastalanmaz.”

(SeyyidAli Zâde, Şerhu Şirati’l-lslâm, sh:218)

 

7) Sürme çekmek. Bugünde sürme çekmenin faydası hakkında İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan ri­vayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde (bir rivayet içinde misk bulunan) ismid (sürme taşı) ile (gözlerine) sürme çekerse, asla göz hastalığı çekmez.”

(Beyhakî, Şuabü’l-îmân, no:3797, 3/367)

‘İmâm-ı Safûrî (Rahimehullâh)mbeyanı veçhile; Nûh (Aleyhisselâm)gemisine binenler aylarca gemide kalıp Âşûrâ günü Cûdî Dağına indiklerinde suyun rutûbetinden dolayı gözleri kamaşmış, bu nedenle Allâh-u Te ‘âlâ Nûh (Aleyhisselâm)a o gün gözüne sürme çekmesini vahyetmiştir.

(Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/157)

 

8) Bir âlimi ziyaret etmek,

Bu konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde bir âlimin meclisine ya da Allâh-u Te’âlâ’yı zikredenlerin bulunduğu bir yere gider de on­larla bir an beraber oturursa, o kişiyi cennete koymak Allâh-u Te alâ üzerine bir hak olur.” (SeyyidAli Zâde, Şerhu Şirati’l-lslâm, sh:217)

 

9 ) Bir hastayı ziyaret etmek. Bu hususta İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir ha- dîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde bir hastayı ziyaret ederse, sanki bütün Âdemoğlunu ziyaret etmiş gibidir.”

(Geylânî, el-Ğunye, 2/88

 

10) Yetim başı sıvazlamak. Tevrat-ı Şerif’te buyrulmuştur ki: “Her kim Âşûrâ günü bir yetimin başım sıvazlarsa Allâh-u Te’âlâ ona (yetimin başındaki) her tüyün karşılığında cennette bir ağaç verir. O ağacın üzerindeki takılar ve zinetler ancak Allâh-u Te’âlâ bilebilir.”

(Safûrî, en-Nüzhe 1/1S7)

İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde eliyle bir yetimin başını okşarsa, Allâh-u Te’âlâ bu yaptığı iş vesilesiyle (o yetimin başındaki) her bir saç tanesine karşılık, o kişiye cennet­te bir derece verir.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/87; Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şi/ati’l-lslâm, sh:218

 

11)  Çoluk çocuğa bolluk yapmak. İbni Mes’ûd (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerif­te Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

 

“Her kim Âşûrâ gününde ailesine genişlik yapar (da ikramlarda bulunur) sa, senenin geri kala­nında da hep (rızık bakımından) genişlik içerisinde olur.”

(Taberânî, el-Mucemul-Kebîr, no: 10007,10/77; Beyhakî, Şuabul-îmân, no:3792,3/36S)

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Benîisrâîre senede bir gün oruç tutmak farz kılındı, o da muharre­min onuncu günü olan Âşûrâ günüdür. Öyleyse siz de o günde oruç tutun ve o günde ailenize genişlik(bolluk) yapın. Her kim malından (vererek) ailesine o günde genişlik yaparsa, Allâh-u Te’âlâ da senenin diğer günlerinde ona genişlik yapar.”

(Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89)

Süfyân ibni ‘Uyeyne (Radıyallâhu Anh) demiştir ki: “Biz bunu elli senedir denedik, bolluktan başka bir şey görmedik.” (Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 2/89)

 

Mâü’l-‘Ayneyn (Rahimehullâh)m beyanı veçhile; İmâm-ı Echûrî (Rahimehullâh) bazı ulemâdan: “Âşûrâ günü hakkında çoluk çocuğa bolluk yapma ve oruç tutmak dışında sahih bir hadîs-i şerîf bu­lunmamaktadır. Diğer hadisler ise zayıf durumdadır” şeklinde bir görüş nakletmişse de faziletli amel­ler konusunda amel etmek hadisin sahih olmasına bağlı değildir.

Bilakis bir kimseye güvenilir bir âlimden bir rivayet yahut Allâh-u Te’âlâ’nın her hangi bir amele hayır ve sevap vereceğine dâir zayıf bir hadis ulaşmışsa o kişinin o rivayetle gereği gibi amel etme­si uygun düşer. Zira Allâh-u Te’âlâ’nm kullarına karşı ihsan ve lütufları, niyetlerindeki samimiyet­ler nispetinde olacaktır. Nitekim Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Müminin niyeti amelinden

hayırlıdır” (Beyhakî, es-Sünenü’s-sağîr, no:2, 1/5; Taberânî, el-Mu’cemul-Kebîr, no:S942, 6/185) hadîs-i şerifinde bu hakikate dikkat çekmiştir.

O halde kul, Rabbinden kendisine ulaşan nakillerin muktezâsıyla amel ederken Allâh-u Te’âlâ’nm fazl-u keremine ve ihsânına itimat etmelidir. (Mâü’l-Ayneyn, Na’tul-bidâyât, sh:167)

 

Mâü’l-Ayneyn (Rahimehullâh)m bu görüşü çok yerinde olup mûteber kaynaklarda geçen hadîs-i şeriflere uygun düşmektedir. Nitekim Câbir ibni Abdillâh(RadıyallâhuAnh)m rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

 

“Her kime, kendisinde Allâh-u Te alâ tarafından, fazilet olan bir şey(le alakalı bir rivayet) ulaşır da Allâh-u Te alâ’ya inanarak ve sevabını umarak onunla amel ederse, o öyle olma(yıp onunla ilgili rivayet gerçek dışı ol)sa da, -o haberi ulaştıran kimse yalancı olsa da- Allâh-u Te alâ o kuluna (bu inancından dolayı) o sevabı verir”

(EbûMuhammed el-Hallâl, no: 19, sh:78; Hasen ibni Arefe, sh:63; Hatîb, Târîh-u Bağdâd, 8/293; Ebu’ş-Şeyh, Mekârimü’l-ahlâk; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, no:57S7, 3/559-560; İbni Abdilberr, Câmi’u beyâni’l-ilmi vefadlih, İlim, no:93,1/103)

 

 

12) Bir kişiye su içirmek. İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde (bir Müslüma- na) bir yudum su içirirse, sanki o kişi göz açıp kapayıncaya kadar bile Allâh-u Te alâ’ya isyan etmemiş sayılır.” (Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/88)

 

13)Tırnak kesmek.

14) Bir mümini iftar ettirmek. İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâjdan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Her kim Âşûrâ ge­cesinde bir mümini iftar ettirirse, sanki onun yanında bütün ümmet-i Muhammed iftar etmiş ve onların hepsinin karnını doyurmuş gibi (sevaba nâil) olur.”(Ebulleys es-Semerkandî, Tenbîhu’l-ğâfilîn, sh:331; Abdülkâdir el-Geylânî, el-Gunye, 2/87)

 

15) Bin kere İhlâs Sûresi okumak. Bu konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyur­duğu rivayet olunmuştur: “Âşûrâ günü İhlas Sûresi ni bin kere okuyana Allâh-u Te alâ rahmet

nazarı ile bakar ve o kişi sıddıklardan yazılır.” (SeyyidAli Zâde, Şerhu Şir’ati’l-İslâm, sh:217-218)

 

16) En az on Müslümana selam vermek. Bu hususta Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde on Müslümana selam verirse, sanki o kişi mahlukat içerisindeki bütün müminlere selam vermiş gibidir.”

(Safûrî, Nüzhetü’l-Mecâlis, 1/156)

 

17) Yolunu kaybetmişe yol göstermek. Kütüb-ü semâviyyede şöyle yazıldığı rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde yolunu kaybetmiş birine yol gösterirse, Allâh-u Te alâ o kişinin kal­bini nurla doldurur.” (Safûrî, Nüzhetul-mecâlis, 1/157)

 

18) Sinirine hâkim olmak. Semâvî kitapların birinde şöyle yazıldığı rivayet olunmuştur: “Her kim Âşûrâ gününde sinirini bastırırsa, Allâh-u Te alâ onu (Kendi kazâsına ve kaderine) razı olan (bahtiyar)lardanyazar.” (Safûrî,Nüzhetul-mecâlis, 1/157)

 

19-22) Müslümanların yolundan eziyet veren şeyleri kaldırmak, ehl-i İslâm arasım sulh etmek (dargınları barıştırmak), bir Müslümanın cenazesine katılmak ve Müslümanlarla güler yüzle musâfa- ha etmek.

Bu son zikrettiğimiz dört hasleti İmâm-ı Zendûsî (Rahimehullâh) “er-Ravza”isimli eserinde naklet- miştir. (SeyyidAli Zâde, Şerhu Şir’ati’l-İslâm, sh:218)

 

23) Bir Sene Boyunca Hasta Olmamak İçin Yapılacak Bir Amel

Âşûrâ günü bir miktar gül suyuna her birinin başında besmele çekilerek ve suya bakılarak yedi Fâti- ha okunup sonra o gül suyu başa ve yüze sürülürse o kişi bir dahaki seneye kadar illet ve dert görmez. Bu husus tecrübeyle sâbit olmuştur. (MuhammedEbu’l-YüsrÂbidîn, el-Evrâdü’d-dâime, sh:93)

 

24) Muhammed Hakkî Hazretlerinin nakline göre: “Her kim Âşûrâ günü yüz kere Âyete’l-Kür- sî, yüz kere de İhlâs-ı Şerîf okuduktan sonra (ölmüş) anne babası için duacı olursa, onlar müşrik dahi olsalar Allâh-u Te‘âlâ azaplarını hafifletir.” (Muhammed Hakkî en-Nâzilî, Hazînetü’l-esrâr, sh:43)

Ya bir de günahkâr mümin iseler demek ki onlardan azâbı tamamen kaldırır, sâlih mümin iseler derecelerini artırır.

 

25) Âşûrâ çorbası pişirmek. Âşûrâ günü, Âşûrâ çorbası pişirmek ve konu komşuya ikram etmek de Nûh (Aleyhisselâm) dan kalma güzel bir sünnettir. “el-MevridÜl-‘Azb”isimli eserde nakledildiği üzere Nûh (Aleyhisselâm)ın gemisi Âşûrâ günü Cûdî Dağına yerleştiği zaman o yüce peygamber (Aleyhisselâm)

“Yammzda olan rızıkları bir araya getirin” buyurdu. Bunun üzerine biri bir avuç arpa, bir başkası buğday, bir diğeri bakla, bir başkası da mercimek getirmiş. O zaman Nûh(Aleyhisselâm):

“Bunlarn hepsini birlikte pişirin, muhakkak ki siz (kâfirleri boğan tûfandan) kurtulma şerefine erdiniz. Gününüz mübarek olsun” demiştir ki, o gün bugün Müslümanlar Âşûrâ gününde hububat pişirmeyi âdet edinmişlerdir. (SafûrîNüzhetü’l-mecâlis, 1/157)