Sadece coğrafyaların değil, tarihin de kesişim noktasında bulunan ülkemizde var olmak için yüksek bir bilinçle sürekli uyanık olmak gerektiği, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimiyle daha iyi anlaşılmıştır. Hiçbir etik ve insani kaygısı olmayan şer odaklarının, bir kolu ateist, diğer kolu sözde inançlı görünen terör örgütleriyle darbe yaparak doğrudan ülke ve millet varlığımızı yok etmeyi amaçlaması, bu melun saldırı ve girişimlerin ‘milletimizin iman dolu göğsü’ne çarpıp akamete uğraması, yakın geçmişi darbelerle dolu olan ülkemizin ve milletimizin geleceği için oldukça önemlidir. Haçlı-Siyonist emperyalistlerle iş tutan ihanet çetelerine karşı milletimizin şehadeti göze alan ölümüne direnişi her türlü takdirin üstünde bir övgüyü hak etmiştir.

Kendi irade ve özgürlüğüne cesur bir kararlılıkla sahip çıkarak tüm dünyaya ve mazlum milletlere örnek olan milletimizin bu asil duruşu, eriştiğimiz yüksek şuur seviyesini göstermesi bakımından anlamlıdır. Darbeyi ilk aşama ve araç olarak kullanan FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasına karşı başlatılan şanlı direnişin dönüştüğü diriliş, siyaset tarzından ekonomik gelişmelere, demokrasiye, kültürden eğitime, hayatın hemen her alanında köklü bir temizlik ve yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Yeni Türkiye’nin mihenk taşı insanımızın kalbidir. İnsanımız yüreğinde zaten bu yenilenişi yapmıştır. Sıra devletin bu yenilenişe uygun düzenlemeler yapmasına gelmiştir. Eğer devlet ve millet olarak bu yenilenişin taze ruhuyla kaynaşır, kaynaşmanın yenileştirmesiyle bütünleşirsek aşamayacağımız engel, çözemeyeceğimiz sorun olmaz, olmayacaktır.

Milli duygular etrafında devlet ve milletin sarsılmaz kararlılıkla kenetlenip karşı koymasıyla püskürtülen darbe girişimi, en üst idareciden sokaktaki vatandaşa kadar hemen herkesin hayata, insana, dünyaya duruş ve bakışını köklü bir şekilde değiştirmiştir. Direnişle karşı koyduğumuz sürecin dirilişe dönüşmesi toplumda bir ruh yenilenmesine yol açmıştır. Milli, manevi duygular, ‘vatan’, ‘millet’, ‘bayrak’ motiflerinin birleştirici değerinde üst kimliği yeniden ve daha sağlam inşa etmiştir.

Diğer taraftan, milletimizin bütün kurgu ve kumpasları bozarak hainlere feci bir hezimet yaşatan zaferi, uluslararası güçlerden paralel örgütün kurum imamları ve militanlarına kadar bir şekilde bu girişimde taraf veya aktör olan her kesimde derin travmalara yol açmış; başaramamanın olumsuz, yıkıcı etkisi tüm failleri hüsrana uğratmıştır. Her fırsatta dostumuz olduğunu söyleyen sözüm ona demokrasi savunucuları, özellikle batılı dış odakların sözcüleri, soğuk bir şaşkınlıkla darbeyi kınayıcı beyanat bile veremediler. Yerli işbirlikçileri ile üzerinde yakalandıkları suçlarını politik laf cambazlıkları ve utanmaz mahcupluklarla gizlemeye çalıştılar.

Azgın güruhun darbe girişimi sırasında 241 insanımız şehit olmuş, bin 500‘ü aşkın insanımız yaralanmıştır. Yıllardır kitlesel boyutta yaşanan korkuların, kaygı ve tedirginliklerin, hak gasplarının, yıldırmaların, kumpasların, tacizlerin, izlemelerin ve dinlemelerin yanında darbenin etkisiyle milyarlarca dolar maddi kayıp da işin bir başka vahim boyutudur. O nedenle, FETÖ ve iş birliği içinde oldukları PKK ile mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz.

Darbe girişimi sonrası alınan olağanüstü hâl kararı ve başlatılan soruşturmalar çerçevesinde uygulamaya konulan ‘açığa alınma/görevden uzaklaştırma’ tedbiri, suçluların ortaya çıkartılması, şüpheli ile masum arasında ayrım yapılabilmesi, ceza soruşturması ve idari incelemelerin sağlıklı yürütülebilmesi açısından yerinde ve gerekli bir işlemdir. Ancak kamu görevinden çıkarma gibi ağır hukuki sonucu olan bir işlemden evvel en azından bu kişilere masumiyetini ispatlama imkânı tanıyacak bir yolun tanınması gereklidir. Kamu görevinden çıkarılanlar arasında tek bir masumun dahi bulunmaması gerektiği hususu, en az FETÖ/PKK mensuplarının ve destekçilerinin kamudan ihracı kadar önemlidir.

Devleti ele geçirmeyi veya yıkmayı amaçlayan yapılarla mücadelede hukuk dışına çıkmak, yeni darbe ve terör girişimlerine izin ve imkân vermek demektir. Devletin, terörist yapı ve örgütlenmelerden temizlenmesi milletimizin huzuru ve geleceği için olmazsa olmazdır. Ancak her şeye rağmen bu ayıklama yüzeysel bir genellemeyle yapılmamalı, hukuk devletine yakışan bir titizlik elden bırakılmamalı; bir tek teröristin dahi öğretmen hüviyetini taşımasına müsaade edilmemeli, bir tek eğitimcinin de haksız yere terörist muamelesi görmesine göz yumulmamalıdır.

Darbe girişimi ve imha hareketi içinde olan kişilerin bir şekilde bizim dilimizi konuşan, bizimle aynı isimleri taşıyan, aynı havayı soluyan, aynı şehirlerde yaşayan insanlardan, yani bizim aramızdan çıkıyor olması, yeni çözüm arayışları ile Türkiye’nin meselelerini yeniden ve derinlemesine düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu hastalıklı ve tehlikeli oluşumlar mevcut yapı içinden çıktıysa, sistemi bütünüyle gözden geçirmenin vakti gelmiş demektir. Sivrisineklerle uğraşmaktan daha önemlisi bataklığı kurutmaktır. Köle ruhlu insanların yetişmesine imkân veren eğitim düzeni, sorgulayan, inanç ve kültür değerlerini güçlü bir benlikle tamamlayan insanlar yetiştirmeyi amaçlamalıdır.

Kuşkusuz muhtevasından yapısal meselelere kadar Millî Eğitim’in anlık ve köklü çözümler bekleyen sorunlarından çözülmemiş olanları yeni eğitim-öğretim yılında da sürecektir. Bu sorunların bir kısmı yanlış bir seçimden dolayı çok eskiden beri, bir kısmı acı tecrübelerle geride bıraktığımız darbe dönemlerinin vesayetçi ve ideolojik kalıntıları olarak, ancak yeni bir müfredatla aşılacak türdendir. Milli Güvenlik Dersi’nden ‘Andımız’a, başörtü yasağından kesintisiz 8 yıllık eğitim uygulamasının kaldırılmasına ve 4+4+4 kademeli eğitim modeline, Temel Dini Bilgiler’in seçmeli dersler olarak ders programlarına konulmasına kadar reform niteliğindeki birçok gelişmeye rağmen hâlâ yapılması gereken birçok iş, çözüme kavuşturulmayı bekleyen pek çok sorun bulunmaktadır.

Eğitimin daha verimli olması için milletimizin talebi ve velilerin memnuniyetini, milli ve manevi değerlerimizi esas alan çalışmalarımızı şûra toplantıları başta olmak üzere, her platformda dile getirdik. Bütün taleplerimiz Millî Eğitim’in millî eğilime uyması şeklinde özetlenebilir. Hayata geçirilen önerilerimizi ve diğer taleplerimizi bire bir geniş saha çalışması sonuçları ve analizleriyle birlikte Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu olarak ilgili birimlerle ve kamuoyuyla paylaştık. Öğrenci memnuniyetinin yanında eğitim çalışanlarımızın sosyal ve özlük haklarına ilişkin çabalarımız, sivil itaatsizlik eylemiyle sonuç alana kadar sürdüreceğimiz serbest kıyafet tercihimiz, vesayetçi biçimlendirmenin tasfiyesine ilişkin sembolik değeri yüksek bir düzenleme olmasının yanında eğitim faaliyetinde daha yüksek verim elde etmek içindir. Ama asıl verimin anlık, günü kurtarmaya dönük onarımların çok üstünde köklü bir müfredat değişikliğiyle sağlanacağı bir gerçektir.

Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar yaşadığımız zor ve çalkantılı dönemlerde bir şekilde izahı yapılabilecek müfredatımız, siyasal, sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmeler bakımından dünyanın geldiği son aşamada Yeni Türkiye’nin ihtiyacını karşılayamaz olmuştur. Bunun da ötesinde, bu eğitim sistemi maalesef hâlâ kimi sorunların kaynağı olmakta, olabilmektedir. 15 Temmuz, aslında bu acı gerçeğin bir kez daha tecrübesi olmuştur. Eğer ileri amaçlar edinen ‘Yeni Türkiye’ idealimiz varsa, müfredat odaklı olarak eğitim sistemimiz yeniden ele alınmalıdır.

Eğitim sisteminin, irfan köklerine bağlı, medeniyet değerlerini modern açılımlarla kaynaştırmış, yenilikçi, kendine güvenen, eleştirel bakış ve düşünme biçimine sahip, üretken, birlikte çalışma kültürü edinmiş, memleket ve millet sevgisiyle dolu, hak ve özgürlüklere saygılı fertler yetiştirmeyi amaçlayan bir müfredata kavuşturulması hayati önemde milli bir meseledir. İşte o zaman, vatan ve millet sevgisini imanıyla birlikte içselleştirmiş insanlar, bu cennet vatanda, darbe korkusuyla cinnet geçirmezler. Bu genel ideale uygun olarak bütün toplumsal yapıyla ilişkili gördüğümüz, artarak devam edecek olan eğitim ve müfredat odaklı çalışmalarımızın sonuçlarını eğitim camiası ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.

Ülkemiz, medeniyet coğrafyamızın kalbidir. Gönül coğrafyamızdaki mazlum ve Müslümanların sıkıntısını yüreğimizde hissediyoruz. Aynı şekilde bütün ümmet de derin duygularla bizi izlemektedir. Bizim sevincimiz de, sıkıntımız da onları derinden ve doğrudan etkilemektedir. Etkileşim tarihi bir geçmiş ve gerçeklik olarak son derece uyumlu, tamamlayıcı unsurlar olarak birlikte kader birliği etmemiz sebebiyledir. Tarihle aramıza mesafe koyduğumuz son yüzyılda yaşanan ayrılıklar, hasretleri azaltamamıştır. Bugün ayrılıp parçalanmamız üzerine hesap yapan emperyalist güçlerin hesapları, birlikte var olmaya hazır yakınlaşmalarımızla bozulacaktır, bozulmalıdır. Varlığımıza dönük küresel ölçekli saldırılara karşı, yine küresel ölçekli birlikteliklerle karşı koymamız gerektiğine inanıyoruz. Sınırları ve iklimleri içinde eritecek, kardeşliğimizi söylemden çıkarıp eylemle bütünleştirecek, her alanda yardımlaşmaya dönüşecek bir birliktelik, bütün emekçilerin ve mazlumların geleceğe ümitle bakmasını sağlayacaktır. Çektiğimiz acı ve sıkıntıları kardeşlerimiz yaşamasın istiyoruz. Onların bizimle paylaşacakları tecrübelerden de bizler ders çıkarmaya çalışıyoruz. Bu düşüncelerle gönül coğrafyamız başta olmak üzere dış dünyaya dönük çalışmalarımızı özellikle son bir yıl içinde yoğunlaştırdık.

Geçen yıl yaptığımız ‘Türkiye Buluşması’nda 15 ülkeden 36 sendika temsilcisini ağırladık. Yaptığımız bilgi ve tecrübe paylaşımının çok yararlı olması, bu tarz toplantılara ve iş birliği anlaşmalarına daha fazla önem vermemiz gerektiğini göstermiştir. Bugüne kadar Malezya’dan Tunus’a, Ürdün’den Burkina Faso’ya kadar birçok kardeş ülkeye ziyaretlerde bulunduk. Ağustos ayında Sudan İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (SWTUF) başkent Hartum’da, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimine bir karşı duruş sergilemek amacıyla organize ettiği ‘Türk Halkı ve Türk Çalışanlarına Destek ve Dayanışma Toplantısı’na bizzat katıldım. Katılım ve heyecanın yüksek olduğu bu toplantıda yaptığım konuşmada, yaşadığımızın sadece bir darbe değil, bütün İslâm coğrafyasını hedef alan kanlı bir işgal girişimi olduğuna vurgu yaptım. Eylül ayı başında Genel Başkan Yardımcısı iki arkadaşımız Fildişi Sahili ve Burkina Faso’da eğitim sendikalarının yöneticileriyle bilgi ve tecrübe paylaşımı noktasında son derece yararlı görüşmeler yapıp anlaşmalar imzaladılar. Buralarda küresel güçlerin dünyayı şekillendirme girişimlerine karşı müşterek hareket etmenin zaruri sorumluluğuna dikkat çekerek, ülke, millet ve sendika olarak nerede bir mazlum varsa onun yanında ve nerede bir zulüm varsa ona karşı olduğumuzu dile getirdik.

En saf, en temiz, en dirençli duyguların, hayatın hiçbir alanında kötücül niyetlere, nifak ve ihanetlere geçit vermeyeceği eğitim düzeni ve düzleminde hep birlikte başarmak dileğiyle.