Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, eğitimin, herhangi bir ideoloji, yapı üzerinden bireyleri mankurtlaştırmaması gerektiğini ifade ederek, “Eğitim, beşerin, insan olma yolculuğuna katkıda bulunmalıdır. İradesine sahip, insanlığa hizmete talip olan şahsiyetli, şuurlu bir kimlik inşasına odaklanmalıdır.

Böylesi bir eğitim sistemi, bu sistemin iskeleti olacak eğitim felsefesi ve bu felsefeyi bütünüyle yansıtacak müfredat, devlet yetkisinde, sadece Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendi çabasıyla gerçekleştireceği çalışmalarla kurulamaz, oluşturulamaz. Sivil toplum kuruluşlarının, eğitimin paydaşlarının fikirlerine, eleştiri ve önerilerine kulak vermeden, onları sürece dahil etmeden yapılacak her çalışma eksik olacak, sorun çözmekte, çözüm üretmekte yetersiz kalacaktır.

Sorunları birlikte çözmezsek, geleceğe güvenle yürüyemeyiz; çözümleri birlikte üretmezsek, fırsat ve imkânları boş yere tüketiriz” dedi.

İstanbul’da gerçekleştirilen 12. Türkiye Buluşması’nın açılışında konuşan Ali Yalçın, refaha odaklanırken, mazlum ve mağdurların felahına uzak kalmadıklarını belirterek, şöyle devam etti: “Eğitim-Bir-Sen’in farkı, dayatılan verili sendikal anlayışı ve sınırları reddedip, medeniyet değerlerimizden beslenen, milletin iradesine değer veren, milletle birlikte yürüyen, özgün ve özgür bir sendikacılığı bu topraklarla tanıştırmasıdır.

Bizim sendikacılığımız hem kitabın gereklerine hem de hayatın gerçeklerine yaslanıyor. Sendika bizim için bir araç olmadı. Bilakis, yeryüzünün imarı ve ıslahı, hayrın inşası, hakkın ve hakikatin aynası, insanlığın felahı için bir amaç oldu. Bu nedenle refaha odaklanırken, mazlum ve mağdurların felahına uzak kalmadık. Bordrolardaki rakamlara, emeklilik haklarına, çalışma şartlarına, mali, sosyal ve özlük haklarına yönelirken; dünyayı sömürenleri, insanlığa zulmedenleri görmezden gelmedik. İstediğimiz zam kadar, mazlumları yıkan gam da gündemimizde yer buldu. Maaş artışını dile getirirken, eğitim sistemindeki sıkıntılara lal kesilmedik.

Nöbet ücreti mağduriyetini göz önüne sererken, kıyıya vuran Aylan bebeklere kör bakmadık. Ders ücretini artırmak için ter akıtırken, Mısır’a, Arakan’a, Kudüs’e sırtımızı dönmedik. Özlük hakları için koştururken, müfredat ve ders kitapları söz konusu olunca durmadık. Ücrete odaklanıp zulmete göz yummadık.”   Sadece büyük değil, etkili ve nitelikli bir sendikayız Eğitim-Bir-Sen’in, sendikacılık tarihinin miladı, sendikal tarihte yeni bir çağ başlatan fetih hareketi olduğunu kaydeden Yalçın, “Sendikal tarih, Eğitim-Bir-Sen’le birlikte yeni bir eşik kazanmıştır. Hem Türkiye hem de dünya ölçeğinde, vizyon, misyon ve aksiyon itibarıyla sendikacılığın tanımı yeniden yazılmaya başlanmıştır. Maaş telaşına odaklanıp gayrısına kör kesilen, ‘bencil’ ve ‘bireyci’ bakış, bu salonu dolduran öncülerimizde de sendikacılık literatürümüzde de hiç olmadı. Dolayısıyla sendikal sorumluluklar kadar, ülkemize, bölgemize ve dünyaya; milletimize, ümmete ve insanlığa dair sorumluluklar da yüklenmek zorundayız.

Biz tam da bunu yapıyoruz. Maaş/ücret/özlük haklarını artırma mücadelesi verirken, sosyal ve demokratik haklar için gayret gösterirken nasıl sendikacılığın hakkını veriyorsak; zulümlere sesimizi yükseltip, mazlumlara yardım eli uzatırken de sendikacılığın hakkını veriyoruz. Filistinlilere zulmeden Siyonistlere tepki veren biziz. Arakanlı mazlumlara el veren, omuz veren biziz. Suriye’yi, Mısır’ı, Doğu Türkistan’ı gündeminden düşürmeyen biziz. Sadece büyük değil, etkili ve nitelikli bir sendikayız” şeklinde konuştu.   Ülkemizin her doğru adımında katkımız, etkimiz var Bugünlere, sıkıntılı süreçlerden geçerek, zorluklara göğüs gererek, çalışarak, sorunların çözümüne katkıda bulunarak, kazanımlar elde ederek geldiklerini dile getiren Yalçın, şunları söyledi: “Bu ülkenin her doğru adımında katkımız, etkimiz var.

Geçmişi hatırlayalım. Bundan on beş yıl önce kim diyebilirdi ki, kadın kamu görevlileri başörtülü olarak görev yapacak, imam hatip liseleri ve meslek liselerinin hakları iade edilecek, katsayı zulmü son bulacak, okullarda Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi okutulacak, Milli Güvenlik Dersi ve andımız tarih olacak, öğretmenlere nöbet ücreti verilecek, yöneticiler de nöbet ücreti oranında zam alacak, Halk Eğitim Merkezi çalışanlarına seminer döneminde ücret ödenecek, ek ders ücretinde kesinti yapılan kalemler azaltılacak, doçentlik jürisinde görev alanlara ücret verilecek, geliştirme ödeneği hayata geçirilecek ve süresi uzatılacak, 4/C’liler 12 ay istihdam edilecek, kadroya geçişler talep edilecek, ek ödemeden yararlanacak, sözleşmeliler kadroya geçecek, hafta sonu kurslarında iki kat ek ders ücreti verilecek, sınav ücretleri iki üç kat artacak, emekli maaşı ve ikramiyesine özel artış yapılacak, taban aylığa mahsus zam alınacak, cuma namazı ve hac izni kamu personel mevzuatına dahil edilecek, helal gıda sertifikası kamu kurumlarında gündeme gelecek, öğretmenlerin özel hizmet tazminatı artırılacak… Bunlara kimse inanmazdı. Ama biz inandık. Bu kadrolar, bu teşkilat inandı. Alnımızı ak, başımızı dik tutan işleri bu inançla başardık.

28 Şubat’ın mağdurlarının haklarının tazmin edileceğini, 28 Şubat ürünü garabet uygulamaların tarihin çöp sepetine gönderileceğini, sekiz yıllık kesintisiz eğitim dayatmasına son verileceğini, eğitim sisteminden, müfredattan, ders kitaplarından, okul ve sınıf ortamlarından darbe ve vesayet dönemi uygulamalarının temizleneceğini söylesek kimseyi inandıramazdık. Biz sadece değişime inandırmadık, değişimi bizzat yaşattık. Çünkü Eğitim-Bir-Sen doğru yerden bakıyor, doğru yere bakıyor. Yanlışları görüyor ve doğruları söylüyor. Bu ülkede eğitime dair iyi ve doğru ne iş olmuşsa, altında bizim terimiz, yerimiz ve imzamız var.

Anayasa’dan Millî Eğitim şûralarına, her türlü yasal ve idari düzenlemeleri takip ediyor, yanlışları mimliyor, doğruları destekliyoruz. Sözü olanı dinlemeye, fitnesi olanı dizginlemeye, fikri olanı desteklemeye talibiz ve bunun gereğini yapıyoruz. Kuruluşumuzdan bugüne, yaptıklarımızla, başardıklarımızla bunu defalarca ispatladık.”   Sorunları alt alta sıralamıyoruz, çözümleri yan yana koyuyoruz “25 yılımızı geride bırakıyoruz. Akif İnan’ın yaşadıklarını, Niyazi Yavuz’un çabalarını, Erol Battalların gayretlerini, Ahmet Gündoğdu’nun emeklerini bilmeden, Eğitim-Bir-Sen’in ne olduğunu, nereden nereye geldiğini anlamak da anlatmak da mümkün değildir” diyen Yalçın, “Üye kaydı için gittiği okullarda yöneticileri içeri sokulmayan Eğitim-Bir-Sen bugün 7 kıtayı, 196 ülkeyi mücavir alan belirlemiş durumda, eğitim ve iş birliği protokolü yaptığımız sendikalarla ortak çalışmalar yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sadece tepki veren değil, teklif üreten, sorunlarla beslenmeyen, çözümlerle güçlenen bir sendikayız. Sorunları alt alta sıralamıyoruz. Çözümleri yan yana koyuyoruz. Bizim sendikal anlayışımızda yanlışa itiraz etmek yetmez, doğruyu teklif etmek de gerekir. Bizim sendikal anlayışımızda haksızlığı, adaletsizliği tespit etmek yetmez, adil olanı, hak olanı tesis etmek de gerekir. Hizmet ürettiğimiz alanlarla ilgili eleştirirken, geliştirmeyi; teklif ederken, üretmeyi; tepki verirken. tahrip etmemeyi önceledik.

Bizim de sözümüz olsun, sesimiz duyulsun, dostlar alışverişte görsün şeklindeki ucuz tavırlardan uzak durduk. Şubat 2015’te ‘içe, işe, dışa’ şeklinde üç yolculuğumuz olacak demiştik. İçe yolculuk demiştik: Teşkilat eğitimlerimizi yaptık ve bu eğitimlerimize devam ediyoruz. Sendika eğitim formatörlerimizi oluşturduk. İşyeri temsilcilerimizin eğitimlerini gerçekleştirdik. Çok önemli aşamalar kaydettik. Saflarımızı sıklaştırmayı, fikri ve fiili tahkimatı sürdürüyoruz. İşe yolculuk demiştik: İşe yolculukta, yol gösteren, yol açan, yol alan bir sendika olarak çok ciddi çalışmalar gerçekleştirdik. Son günlerde eğitim sistemi, müfredat, ders kitapları, TEOG, YGS ve LYS gibi gündemler, yaptığımız çalışmaların önemini ve değerini bir kez daha ortaya koydu. Bu konuların tamamı bizim uzmanlık alanlarımız. Siyasi irade bu alanlarda yaşanan sıkıntıları yeni yeni fark ederken, son iki yılda raporlarla bu konulara dikkat çektik, çözüm önerileri sunduk.

YÖK Kanunu’na, TEOG sistemine, üniversiteye yerleştirme sistemine, müfredata ilişkin itiraz ve tekliflerimizi ürettik; bürokratik yapıya da siyasi iradenin ilgili makamlarına da deklare ettik” ifadelerini kullandı. Raporlarımızla farkımızı hissettiriyoruz Eğitim-Bir-Sen’in nitelikli çalışmalarıyla çözüme ilişkin yol gösterdiğini vurgulayan Yalçın, şöyle konuştu: “YÖK Raporumuzda rektör seçimlerinin ürettiği ağır maliyeti dile getirmişiz. Rektör seçim sistemine ilişkin önerimizi ifade etmişiz. Sonuç: Tespitimiz doğru bulundu, önerimiz karşılık buldu ve rektörler seçimle değil, atamayla belirleniyor. O raporda, rektör yetkilerinden de bahsettik.

O konudaki sorun hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Ona ilişkin önerimiz de umarım en kısa zamanda hayata geçirilir. ‘Türkiye’nin en temel sorunu eğitim, eğitimin en temel sorunu da müfredat’ dedik. Bunu deyip kenara çekilmedik. Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı, en yüksek katılımlı müfredat raporunu hazırladık. Masabaşı çalışandan sınıfta ter akıtan öğretmene, eğitimin bütün öznelerinden fikir, görüş ve öneri aldık. Öğretmenlerle, öğrencilerle konuştuk. ‘Gecikmiş Bir Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi’ başlıklı raporumuz ses getirdi.

Müfredattaki değişim iradesinin fitilini ateşledik.”

  Eğitim, insanlığa hizmete talip olan şahsiyetli, şuurlu bir kimlik inşasına odaklanmalı Müfredat konusunda doğru işler yapıldığını, ancak olması gereken noktaya halen ulaşılamadığını söyleyen Yalçın, “Eğitim sistemimiz pozitivist bakıştan arınmış değil. Kutsallaştırılan resmi ideolojinin kalıntılarından tam olarak kurtarılamadı. Pozitivizmden ve ideolojik esintilerden kurtarılmış bir müfredatı hayata geçirmeden eğitimde ve kültürde istenen noktaya gelemeyiz. Eğitim-Bir-Sen’in müfredata, eğitim sistemimizin temel felsefesine bakışı ve bunlarla ilgili fikri nettir. Eğitim, herhangi bir ideoloji üzerinden, herhangi bir yapı üzerinden bireyleri mankurtlaştırmamalı. Eğitim, beşerin, insan olma yolculuğuna katkıda bulunmalı; iradesine sahip, insanlığa hizmete talip olan şahsiyetli, şuurlu bir kimlik inşasına odaklanmalı. Böylesi bir eğitim sistemi, bu sistemin iskeleti olacak eğitim felsefesi ve bu felsefeyi bütünüyle yansıtacak müfredat, devlet yetkisinde, sadece Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendi çabasıyla gerçekleştireceği çalışmalarla kurulamaz, oluşturulamaz.

Sivil toplum kuruluşlarının, eğitimin paydaşlarının fikirlerine, eleştiri ve önerilerine kulak vermeden, onları sürece dahil etmeden yapılacak her çalışma eksik olacak, sorun çözmekte, çözüm üretmekte yetersiz kalacaktır. Sorunları birlikte çözmezsek, geleceğe güvenle yürüyemeyiz; çözümleri birlikte üretmezsek, fırsat ve imkânları boş yere tüketiriz” diye konuştu.  

Ders kitaplarıyla ilgili raporumuzu yetkililere ileteceğiz Ders kitaplarının tartışıldığı, kitaplardaki hatalar üzerinden oluşan bir gündem bulunduğuna dikkat çeken Ali Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitim-Bir-Sen olarak, mevcut ders kitaplarını inceleme noktasında şubelerimizin de sorumluluk aldığı bir çalışmayı yürütüyoruz. Bütün ders kitaplarını inceledik. Tek tek sorunları tespit ettik, önerileri belirledik. İnceleme sonuçlarını, bulunan aksaklıkları, hataları, ideolojik aidiyete ve ihanet arayışına dayalı içerik ve görselleri de bilimsel açıdan hata içeren yönleri de büyük oranda tespit etmiş durumdayız. Bu kapsamlı çalışmamızın ön raporunu tamamladık ve nihai rapora da son şeklini vermek üzereyiz. Ders kitaplarıyla ilgili raporumuzu yetkili muhataplara en kısa sürede ileteceğiz.”   Sınav sistemi değil yerleştirme sistemi sorunlu “5. Sınıfın Yabancı Dil Dersi Ağırlıklı Hale Getirilmesi: Zorluklar, Riskler, Alternatifler” başlıklı çalışmada, dil eğitimini dünya örnekleriyle karşılaştırarak analiz ettiklerini ifade eden Yalçın, “Analizimiz sonuç verdi ve bakanlık genele uygulamak yerine pilot uygulamayı seçti. Bu çalışmaların her biri, eğitimi dert edinmenin, eğitim alanındaki kirlenmeyi gidermeyi hedeflemenin ürünüdür.

Eğitime Bakış 2016:

 İzleme ve Değerlendirme Raporu geniş yankı uyandırdı. Lakin raporumuzun gereği yapılmadığı için TEOG tartışması yaşandı ve TEOG’un tasfiyesiyle sonuçlandı. Şu an bakanlık tarafından bir çalışma yapılıyor. MEB, yaptığı çalışmayı Bakanlar Kurulu’ndan önce, eğitim alanındaki sivil paydaşlara sunmalı ve onlarla tartışmalı, dedik. Bekledik ki, bakanlık telaşın etkisiyle fark etmediği bu yanlıştan vazgeçsin. Ancak, hükûmet, ortaöğretime geçişle ilgili yeni sistemin temel kurgusunu kamuoyuyla paylaştı.

Yeni sistemde, TEOG’un asıl sorun oluşturan yerleştirme ayağıyla ilgili bir düzenleme yapılmadığı, en az sorunlu olan sınav ve ölçme alanıyla ilgili değişiklik yapıldığı anlaşılıyor. Yerleştirme sisteminin değişmesi gerekirken, yerleştirme puanının belirlenme şeklinin değişmesi, sorunu yanlış görmek ve bu nedenle yanlışı çözüm olarak sahaya sürmektir” değerlendirmesinde bulundu. İstişareden kaçırılarak yapılan her çalışma, toplumsal kabul ve destekten yoksun, sorunları çözmekten uzak olacaktır Yükseköğretime Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu’nun, alanında ilk ve tek rapor olma özelliği taşıdığını, hem kapsam hem nitelik boyutuyla ilk ve halen tek olduğunu kaydeden Yalçın, “Cumhurbaşkanının gündeme getirmesi üzerine YÖK, üniversiteye yerleştirme sınavını gündemine alarak, kapsamı ve içeriği net olmayan bir açıklamayla yeni sınav sistemi taslağını bitirmek üzere olduğunu deklare etti. Üniversite sayımız artarken üniversiteye yerleştirmelerde memnuniyetsizlik ve boş kontenjan oranı da arttı. Sınavlar, sorular ve yerleştirme sonuçları etrafındaki tartışmalar sürekli gündemi meşgul, manşetleri işgal ediyor.

Sistem defalarca değişmesine rağmen sorun devam ediyor. TEOG’da olduğu gibi, yükseköğretime geçiş sisteminin hazırlanmasında da eğitim çevreleri dışlanıyor. Yine telaş var. Yine muhataplarla paylaşım yok. Kamusal tartışma ve istişareden kaçırılarak yapılan her çalışma, toplumsal kabul ve destekten yoksun, sorunları çözmekten uzak olacaktır” dedi.

Eğitim çalışanlarının sorunları ve çözüm önerileri raporuna da değinen Yalçın, eğitim hizmet kolunu oluşturan bütün hizmet sınıfları çalışanlarının sorunlarını tüm boyutlarıyla ele aldıklarını ve çözüm önerileri sunduklarını dile getirerek, “Raporumuz, bu yönüyle sahasındaki en detaylı ve titiz çalışmadır.

1,5 ay içinde üç rapor yayınlayacağız. Birincisi, Suriyeli Çocukların Eğitiminde Güçlükler ve Öneriler Raporu. Türkiye’de 3 milyonu aşkın Suriyeli kardeşimiz yaşıyor şu an. Bu kitlenin yaklaşık 1 milyona yakın bölümü eğitim çağında.

Sendika olarak, Suriyeli çocuklarımızın, gençlerimizin eğitimi konusunda ne yapılmalı konusuna kafa yorduk. Yaptığımız çalışma, bu konuda bugüne kadar Türkiye’de hazırlanmış en kapsamlı ve en nitelikli rapor oldu. Şu an raporumuz hazır.

İkincisi, Eğitim Yönetiminde Kariyer ve Liyakat Raporu.

Eğitim yönetiminde kariyer ve liyakat konusundaki açmazları, sıkıntıları ve çözüm yollarını yaptığımız istişareler, çalıştaylar ve araştırmalarla tespit ederek, önerilerimizle birlikte raporlaştırdık. Bu raporu da kısa bir süre içerisinde açıklayacağız.

Üçüncüsü, Eğitime Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu.

Bu raporumuzu titiz bir çalışmayla hazırlıyoruz. 2016’da açıkladığımız raporda yer alıp da henüz çözülmemiş sorunların yanında 2017 yılında görülen sorunları, bunlara ilişkin çözüm önerilerimizi bu raporda ortaya koyacağız. Bu raporumuzu da yakın bir tarihte tamamlamış ve yayımlamış olacağız” şeklinde konuştu.

Eğitim sistemine ilişkin sorunları KHK mantığıyla çözemeyiz
“Eğitimin sorunlarını tespit ve sorunlara çözüm önerileri geliştirme konusunda tecrübe ve birikimimizle hazırladığımız çalışmaların dikkate alınması işlerin kolaylaşmasına neden olacaktır. Aksi halde, tıpkı TEOG ve yükseköğretime giriş sisteminde olduğu gibi, maliyetinin öğrencilere yüklendiği sonuçlar ortaya çıkmaktadır” diyerek sözlerini sürdüren Yalçın, şöyle konuştu: “Yapılması gereken bellidir: Katılımcı demokrasinin gereği, muhataplarla tartışmaktan, paylaşmaktan ve birlikte çalışmaktan kaçınılmamalıdır. Eğitim sistemine ilişkin sorunları KHK mantığıyla çözemeyiz.
Bu yolla beklentileri karşılamak ve eğitim alanında çıtayı yukarı taşımak mümkün değildir. Çözüm odaklı sendikacılık felsefemiz bugün hiç olmadığı kadar kıymet kazanmış durumdadır. Biz sendikacılığı diğerlerine göre değil, milletin değerlerine göre yapıyoruz.” Eğitim iş birliği ağımız her geçen gün genişliyor Dışa yönelik yolculukta, sıfır noktasından hareketle ulaştıkları nokta çok kıymetli olduğunun altını çizen Yalçın, “Bu yolculuğumuz bereketli bir havza üretti. Gayretlerimiz karşılığını teveccüh şeklinde buldu. 25. yıl buluşmamıza değişik ülkelerden 100’ün üzerinde eğitim sendikacısı katıldı.
Eğitim iş birliği ağımız her geçen gün genişliyor.
Şu an burada 20 ülkeden ’Uluslararası Eğitim Sendikacısı Sertifika Programı’ katılımcımız var. Geleceğin sendikacıları, daha adil, daha müreffeh ve daha huzurlu yeni bir dünyanın kurucuları olarak gördüğümüz genç sendikacı arkadaşlarımız bizimle birlikteler. Onlar, emeğin hakkı, ekmeğin hakça paylaşımı için, daha insanca çalışma şartları, insan onuruna yakışır çalışma hayatı için zaman ayıran, enerji harcayan genç yürekler; sendikal dayanışmanın büyüklüğünü göstermekte kararlı gençlerdir” ifadelerini kullandı. Küresel sorunlara küresel çözümler üretmek durumundayız Emek hareketinin evrensel hareket etmek durumunda olduğunu, bu bilinçle çeşitli ülkelere ziyaretlerde bulunduklarını belirten Yalçın, “Dile kolay, bugüne kadar dünyanın farklı kıtalarında, farklı bölgelerinde, farklı ülkelerinde onlarca eğitim sendikasıyla tanıştık, buluştuk, ortak çalışma zemini oluşturduk. İş birliği ve tecrübeden faydalanma kültürümüzün sendikal kulvarda neşvünema bulmasını sağladık. Önümüzdeki hafta, burada bulunan genç arkadaşlarımızın genel başkanlarının da katılımıyla sertifika programının finalini yapmış olacağız. Küresel sorunlara küresel çözümler üretmek durumundayız. Gayretimiz bunun için” diye konuştu.