17 Ağustos 2018 Diyanet Cuma Hutbesi.

17.08.2018 tarihli Hutbe

Her Perşembe günü burada yayında

Din hizmetleri genel müdürlüğü diyanet işleri tarafından her hafta cuma hutbesi yenilenir. Türkiye”deki camilerde her cuma olduğu gibi bu cumada müslümanlar hep bir arada olarak hutbenin konusunu cami’de dinleyecekler. Müslümanlar için en önemli gün cuma günü olduğu gibi islam dini içinde özel bir gün olarak ilan edilmiştir.

 BU HAFTANIN HUTBESİ GÜNCEL 17 AĞUSTOS

SADAKA-İ CÂRİYE

Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, verdikleri onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır.”1 Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü müminin gölgeliği, onun verdiği sadakadır.”2 Aziz Kardeşlerim! Sahip olduğumuz bütün nimetler, Allah’ın bizlere ikramıdır. Rabbimizin emanetidir. Bu nimetler, hepimiz için aynı zamanda birer imtihan vesilesidir. Rabbimizin bizler için var ettiği nimeti O’nun rızası doğrultusunda kullanmak mümin olmanın3 ve takva bilincini kuşanmanın4 bir gereğidir. İyiliğe ulaşmanın olmazsa olmaz şartıdır. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.”5

Kıymetli Müminler!

Sadaka-i câriye; ardından nesiller boyunca istifade edilecek bir hayır bırakmaktır. Rabbimizin lütfu olan mal ve serveti ibadete dönüştürmektir. Bencilliği ve dünya hırsını bir kenara bırakarak cömertliği ve ihsanı tercih etmektir. Sahip olduklarımızı sadece kendimiz için harcayıp tüketmek yerine toplumun faydası için de kullanma erdemini göstermektir. Geçici dünya nimetlerini ebedi hayatı kazanmak için bir vesile kılmaktır. İyiliğimizin, infakımızın ve yardımlarımızın kalıcı olmasını, sevaplarının sürekli hale gelmesini sağlamaktır. Bu yönüyle aslında sadaka-i câriye, bugün olduğu kadar gelecekte de kendimize iyilik etmektir.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız hiç hakkınız yenmeden karşılığı size tastamam ödenir.” 6 O halde geleceği inşa eden her türlü iyilik hareketi, bu dünyaya olduğu kadar ahirete de yatırım yapmak anlamına gelir.

Aziz Kardeşlerim!

Sadaka-i câriye, zaman ve mekânla sınırlı olmaksızın hayır işleme gayretidir. Sadaka-i câriye, öldükten sonra bile amel defterini kapatmama arzusudur. Allah Resûlü (s.a.s) bu durumu şöyle dile getirmiştir: “İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir. Sadaka-i câriye yani faydası kesintisiz devam eden hayır, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”7

Kardeşlerim!

İslam medeniyeti asırlardır hayır ve hasenatın, iyilik ve ihsanın öncülüğünü yapmıştır. Ecdadımızın sadaka-i câriye niyetiyle inşa ettiği nice cami, çeşme, hastane, kütüphane, köprü ve okul bugün bizim hayatımızda iyiliği yaşatmaya devam etmektedir. Allah’a hamdolsun ki milletimiz bir yandan ecdat yadigârını korumanın diğer yandan da yarınlara kalıcı eserler bırakmanın idraki içindedir. Sadakati, samimiyeti, mutedil ve ferasetli bir harcamayı temsil eden sadaka-i câriye hususunda, insanımız daima duyarlı davranmıştır. Bu aziz milletin fedakâr ve cömert eli, sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir köşesinde iyilik dağıtmaktadır. İslam’ın şiarı olan ezanların yeryüzüne dalga dalga yayıldığı, ümmetin aynı kubbe altında, aynı safta omuz omuza namaza durduğu binlerce cami, milletimizin gayretiyle inşa edilmiştir. Sadakanın ve infakın bereketine gönülden inanan milletimiz, ne zaman dara düşse, bu camilerden yükselen dualarla desteklenmiştir.

Kıymetli Müslümanlar!

Birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi pekiştiren camilerimiz, iyi günde olduğu kadar zor zamanda da bizleri buluşturan, yüreğimize iman, şehrimize eman dağıtan mübarek mekânlardır. Tarihi boyunca Allah’ın mescitlerini imar etmeyi şeref bilen milletimiz için camisiz, ezansız, vatansız ve bayraksız kalmamak en büyük niyazdır. Bugün de sizlerin, yurt içinde ve yurtdışında yapımı devam eden camilerimizi yardımsız bırakmayacağınıza olan inancımız tamdır. Umudumuz Peygamber Efendimizin müjdesine nail olmaktır: “Kim Allah rızası için bir mescit yapar veya yaptırırsa Allah da onun için cennette benzeri bir ev yapacaktır.” 8

1 Hadîd, 57/18. 2 İbn Hanbel, IV, 233. 3 Bakara, 2/3. 4 Âl-i İmran, 3/134. 5 Âl-i İmran, 3/92. 6 Bakara, 2/272. 7 Müslim, Vasiyye, 14. 8 Müslim, Zühd ve rekâik, 44. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

HUTBEYİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Mescid İçinde Riayet Edilmesi Gereken Bazı Hususlar

Cuma Namazı için ezan başladığında meşgaleleri terk edip hemen mescide girilmelidir zira bu vâcibdir. Cuma vaktinde alış-veriş yapmak ise haramdır. Farzdan hemen sonra gidilmemeli. Mutlaka son 4 rekat sünnet eda edilmelidir.

Ön Saflara Doğru İlerlemek

Mescide giren kimse insanlara eziyet vermeksizin, saflarda boş yer bulunması durumunda hatibe yakın bir yere ulaşıncaya kadar ilerleyebilir. Mescide girdiğinde hutbe başlamışsa, boş bulduğu yere oturur. Eğer girişte boş yer bulamamışsa ve ön saflarda boşluk kalmışsa, zarurete bağlı olarak boşluk bulabileceği yere kadar ilerler.

Hutbe Esnasında Konuşmamak

Günümüzde yapılan en önemli hataların başında, hatib minberdeyken cemaat arasında bulunanların konuşmaları ve namaz kılmaya devam etmeleri gelmektedir. Hatib minberdeyken namaz kılınmaz, kuran okunmaz, verilen selâm alınmaz; cemaat asla konuşmayıp sükût üzere bulunur. Hatibin sesli şekilde duâ etmesi durumunda âmin dahî denilmez. Hutbe esnasında Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in adı zikredildiğinde Salât-ü Selâm’da bulunulmaz. İmam Ebû Yûsuf (Rahimehullâh), Salât-ü Selâm’ın gizlice okunabileceği kanaatindedir.

İlk Sünneti, Hutbe Başlamadan Evvel Tamamlamak

Cuma Namazının ilk sünnetini kılma konusunda ivedilikle hareket edilmeli, kılınan namaz hatib minbere çıkmadan tamamlanmaya çalışılmalıdır. Eğer namaz bitmeden evvel hatib minbere çıkmış bulunursa, kılınmakta olan namaz vâciblerine riayet edilerek en kısa süre içerisinde ikmâl edilmelidir.

Cuma Namazına Sonradan Yetişenin Durumu

Cuma Namazına sonradan yetişme konusunda Hanefî Mezhebi içerisinde ihtilâf vâki olmuştur. Fetvâ verilen görüşe göre; İmâma teşehhüdde uyan ve hatta imâma, selâm verip de sehiv secdesi için secdeye gittiğinde tâbi olan kimse, cemaate yetişmiş sayılır ve Cuma Namazını, kılamadığı rekâtları kılmak suretiyle ikmâl eder. İmam Muhammed eş-Şeybânî (Rahimehullâh)a göre ise; Cuma Namazının ikinci rekâtına yetişemeyen yani imâma rükûda yetişememiş olup da daha sonra uymuş olan kimse artık öğle namazını ikmâl eder.

Cuma günü Hutbe okurken nerelere dikkat edilmelidir?

Cumada imam hutbeye çıkmak üzere iken içeri giren kimse, oturup bekler. Kılamadığı ilk sünneti de, Cumanın farzını kıldıktan sonra kılar.

*Şayet imam henüz hutbeye çıkmak üzere ayağa kalkmamışken gelip de sünnete başlamışsa, acele ile iki rek'at kılıp o anda başlamış olan hutbeyi dinler. Şayet hutbe ikinci rek'atı kıldıktan sonra başlarsa, bu defa sünneti acele ile 4 rek'ata tamamlamak gerekir.

* Cuma namazı kadınlara ve misafirlere farz olmadığı halde, camiye gidip kılsalar, öğle namazı yerine geçer. Ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez. Nitekim gayr-i müslim memleketinde (dâr-ı harb) olanlar için de durum aynıdır. Kendilerine cuma farz olmadığı halde toplanıp kılsalar, bu namaz öğle yerine geçer.

* Cuma namazı kılmayan kimselerin, öğle namazını cemaatle kılmaları mekruhtur.

Ayrıca Cuma namazı kılmayan kimseler, öğleyi kılmayı Müslümanların Cuma namazını kılmalarından sonraya bırakmalıdırlar. Bu sünnettir. Bir beldede Cuma kılınmadan evvel, Cuma kılamayan kimselerin öğle namazlarını kılmaları mekruhtur.

* İmama teşehhüdde veya sehiv secdesinde yetişen kimseler, imam selâm verdikten sonra, kılamadıkları rek'atları tamamlarlar.

* Cuma namazının kırâeti sesli yapılır. Aynen sabah namazının farzı gibi kılınır.

* Cuma namazına yetişmek için abdest almaya vakit bulamayan kimse, hemen teyemmüm edip de namaza yetişeyim diyemez. Çünkü Cumayı kaçırsa, yerine öğle namazını kılabilir. Ama bayram ve cenaze namazları böyle değildir. Onlara yetişmek için vaktin darlığından dolayı teyemmüm yapabilir. Zira bu namazların geçmesi halinde yerine geçecek başka bir namaz yoktur.

* Namazı bozan şeyler Cumayı da bozar. Ayrıca Cuma kılınırken öğle vaktinin sona ermesi de Cumayı bozar.

Cuma gününde Müslümanlar bir araya gelir, topluca Cuma namazı kılar, birbirleriyle görüşüp kaynaşırlar. Bu hususta şu âdâba dikkat etmek lâzımdır:

1 - Cuma gününe imkânı olanlar sabahtan hazırlanmalıdırlar. Bu hazırlık, gerekli temizliği yapıp abdest almak, yeni ve temiz elbiseler giyip güzel kokular sürünmek, vekar ve ciddiyet içinde erkenden camiye çıkmak gibi hususlardır.

Bu konuda hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulur:

"Kim ki Cuma günü elbisesini temizler, yıkanır, erkenden de camiye gider, imama yakın oturur ve imamı dinlerse, iki Cuma arasındaki günahlarına, hattâ üç gün de ziyadesiyle keffâret olur."

"Cuma günü olunca melekler mescidin kapısında oturur ve sıra ile ilk gelenleri kaydederler."

"Üç şey var ki, insanlar bunların faziletini bilseydi onları ede etmek için yarışırlardı. Onlar da: Ezan okumak, birinci safa yetişmek ve erkenden Cuma'ya gitmektir."

2 - Cuma günü için gusletmek. Cünüplükten kurtulmak için gusledilse de olur. Hadîs-i şerîf'te:

"Cuma günü abdest almak çok güzeldir. Fakat gusletmek daha da güzel ve faziletlidir" buyrulmuştur.

3 - Cuma günü, Cuma namazından önce veya Cuma gecesi, Kehf, Duhan veyahut Yâsîn, yahut da başka bir sûre okumak; bu da olmazsa Kur'an'ın herhangi bir yerinden okumak.

Bu mübarek günü, İlâhî kelâmın nûru ile tezyîn etmek güzel bir amel, sevablı bir iştir.

4 - Cuma namazı için camiye girince, henüz hutbe başlamamış ise, kıbleye yakın boş bulunan bir yere oturmak, hatib minbere çıkınca onu can kulağı ile dinlemek.

5 - Hatib minberden inerken mihraba geçmesi için ayağa kalkmak. Bu, minber ile mihrab arasında oturanlar içindir.

6 - Hatibin hutbesinden öğüt almak.

7 - Cuma günü Peygamberimize bol bol salâvat getirmek de müstehabdır.

Hadîs-i şerîfte salâvatın mağfirete vesîle olacağı bildirilmiştir.

8 - Cuma günü fakirlere sadakalar dağıtmak da müstehabdır. Mükâfatı iki katlıdır..