Katil Esed rejimi D.Guta/Duma’da kimyasal silahlarla yüzlerce sivili vahşice şehid etti. 

ABD uçakları Afganistan’da hafızlık merasimini bombaladı, onlarca hâfız şehid oldu.

Siyonist işgalciler Gazze’de “Büyük Dönüş Yürüyüşü”ne katılan yüze yakın Filistinliyi şehid etti… 

Dünya suskun, Ümmet sessiz; kulaklar sağır, gözler kör, diller lâl, kalpler taş

Katledilenler “Müslüman”; dünya “el-küfrü milletün vâhide (küfür tek millet)”.

İslâm âlemi paramparça; birçoğu kendi çıkarınıiktidarınıırkınımezhebinikoruma peşinde.

“Yâ Rab! Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? Mahşerde mi bîçarelerin yoksa felâhı?”demişti Âkif.

Ancak, umutsuz ve karamsar değiliz:“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim 42)

Allah Teâlâ “Azîzün Züntikam”dır ve elbette mazlumların intikamını zalimlerden er-geç alır. Ama biz de, Müslümanlar olarak iman kardeşlerimize karşı görevlerimizi yerine getirip getirmediğimizin hesabını Rabbimizin huzurunda bir bir vereceğimizi asla unutmamalıyız.

Afganistan, Suriye ve Filistin’deki masum bedenlerin kan donduran görüntülerine inat, Suud’daki “iskambil turnuvası”na katılan gafillerin varlığı insana giran geliyor. 

Dünya Müslümanlarının ve mazlumlarının gözlerini kendisine çevirdiği Türkiyeise, siyasi-sosyal-kültürel gerilimlere hapsedilerek, olup bitenlere müdahil olması engelleniyor:

Siyaset, 2019 seçim sath-ı mâiline erken girmiş görünüyor; ortam ısındıkça diller de sertleşiyor…

Sosyo-kültürel zemin, maalesef medya ve sosyal medya şeytanlarının insafına kalmış görünüyor…

Bütün bunlara “yüzde 99’u Müslüman” olan yurdumuz insanının, İslâm’ın “hayat verici” ilkeleri ile değil de, İslâm adına söz söyleyenlerin birbirine zıt, uç ve uçuk yorumlar karmaşasıyla ve dahası, her gün bir yenisi planlı olarak piyasaya sürülen -M. Kutub’un ifadesi ile- “İslâm’ın etrafındaki şüpheler”in sürekli ve ısrarlı biçimde gündemine taşınması eklenince, özellikle genç zihinler iyiden iyiye bulanıyor, yoruluyor, tepkiselleşiyor ve giderek İslâm ile aralarına psikolojik mesafeler giriyor. İşte böyle bir ortamda şeytani çevrelerin sinsice kulaklarına fısıldadıkları “Ben ateistim-deistim-agnostikim…” gibi “havalı”(!) etiketler onlara cazip ve “karizmatik”(!) gelebiliyor.

İlginçtir ki, bir okulda; biri kendini “ateist” (tanrı tanımaz), diğeri “deist” (dine inanmayan), bir diğeri de “agnostik” (bilinemezci) olarak tanıtan üç gencimizle hayli sohbet etmiştim. İslâm’a dair kulaktan dolma bilgiler ve kuşkular kafalarını iyice karıştırmıştı. Kur’ân’ın mesajından habersiz idiler. Onlara “Bilmediğin şeyin ardına düşme” (İsra 36) âyetini hatırlatıp, İslâm’da “taklidî iman”ın değil “tahkikî iman”ın geçerli olduğunu; okuyup-araştırmaları, özellikle Kur’ân ve Peygamberimizin kişiliği üzerinde düşünmeleri halinde doğruya ulaşacaklarını söyledim. Bir ara “Allah’tan başka tanrılar olsaydı, gökte ve yerde düzen bozulurdu” (Enbiya 22) âyetini hatırlatınca, “deist” olduğunu söyleyen çocuğumuz; “Evet, evrendeki düzen beni Tanrı’nın varlığına götürdü, ama Din konusunda kuşkularım var…” dedi. Dedim ki: “Açık konuşalım evladım; İslâm’ın kendisini mi, yoksa ekranlarda ve sosyal medyada din adına konuşanların birbirine zıt ve tutarsız dini görüşlerini mi beğenmedin?” Cevabı anlamlıydı: “Hocam, aslına bakarsanız, tam da dediğiniz gibi; her kafadan bir ses çıkıyor! Çoğu aklıma yatmıyor…” Çocuklarımızın bazı sorularını daha usûletle ve suhûletle cevaplayıp ayrıldık…

Sonra, o gençlerin ailelerinin dindar ama baskıcı olduklarını öğrendim. Şu kanaate vardım: Bu çocuklar, ‘ateistim, deistim, agnostiğim’ diyerek, ana-babalarından ve hocalarından adeta intikam alıyorlardı…

Yazımızı, İslâm’ı tebliğ ve temsil konumunda olan hocalarımıza, yaklaşan Mi‘rac gecesi hakkında konuşurken, Peygamberimizin Mi‘rac’ı bedenen mi, ruhen mi, rüyada mı, uyanık mı yaşadığına dair tartışmaları bir kenara bırakıp (zira Allah hepsine kâdirdir), “Namaz müminin miracıdır” hadis-i şerifi uyarınca, namazımızı nasıl “mi‘râc” kılabileceğimizi, bu bağlamda mesela Fatiha ve Tahiyyât’ı okurken Rabbimizle sohbetimizin nasıl farkına varabileceğimizi anlatmalarını önererek bitirelim. 

Bir okulda namazı mi‘rac ve Necip Fazıl’ın deyişiyle “sancıma ilaç, yanık yerime merhem olarak anlatınca, ‘Namazın böyle güzel olduğunu bilmiyorduk’ diyen öğrenciler, aslında “tartışılan” değil, “yaşanan” İslâm’ı özlediklerini dillendirir gibiydiler.

Mi‘râcımız mübarek, her namazımız “mi‘râc” olsun.

Haber7